1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. Bin saatlik konuşma
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

Bin saatlik konuşma

A+A-

El Cezire’de yayınlanan ‘Heykel ile’ (Mea Heykel/tecrübetü hayat) adlı programı dinlerken Haşimi Krallığı’nın dramıyla karşılaştım. 13/3/2009 tarihli programda dikkatimi çeken çok önemli iki husus oldu.

Bunlardan birisi, Ürdün Kralı Hüseyin’in İsrailli liderlerle geçmişte gizlice bin saat görüşmesiydi. Muhammed Hasaneyn Heykel, 1994 yılında Ürdün ile İsrail arasında varılan Vadi el Araba barış anlaşmasından sonra İsrailli liderlerle görüşmenin tabu olmaktan çıkmasının ardından bizzat kral Hüseyin’in bu ifşaatı yapığını ifade etmektedir. Aslında, bu program boyunca Heykel, Haşim oğullarının dramını anlatmış ve yansıtmıştır. Bugün Ürdün kraliyeti bu dramın canlı şahitlerinden birisidir. İngilizler gizlice Şerif Hüseyin ile temasa geçerler ve görüşürler. Şerif Hüseyin’den sonra oğulları ve torunları da bu defa gizlice İsrail’le görüşürler. Kral Abdullah I bu gizli görüşmelerin kurbanıdır. 45 yıl çalkantılı ülkesini yöneten Kral Hüseyin’in bu görüşmelerin toplamı için bin saat harcadığı söylenmektedir. Hasaneyn Heykel’in programda söylediği ikinci önemli husus, Kral Hüseyin’in yıllık olarak CIA’den namı hesabına bir milyon dolar ödenek veya tahsisat-ı mesture almasıdır. Bu skandal bilgi, Carter’ın başkanlık yaptığı dönemlerde Washington Post gazetesine ulaşır. Efsanevi gazeteci Bob Woodward ve Ben Bradlee Jr. tabir caizse büyük bir balık yakalamışlardır. Yıllık (veya aylık) olarak Kral Hüseyin’in CIA’den maaşa bağlandığını öğrenirler. Bunun peşine düşerler. Lakin bilgi kaynakları tektir ve ikinci kaynaktan teyit etmeden bu haberi yayınlamayı ahlaki bulmazlar. Abdi İpekçi de aslında onları takliden en az iki kaynak tarafından teyit edilmeyen gizli ve önemli bilgileri yayınlamamayı gazetecilik ilkesi olarak kabul eder. Lakin şansları yaver gitmez ve ikinci bir kaynaktan haberi teyit ettiremezler. Bunun üzerine bizzat Beyaz Saray’ı arayarak haberi birinci kaynağından teyit veya tekzip ettirmek isterler. Carter Washington Post yetkililerini makamına çağırır ve kendisinin de gizli bilgilerle ilgili genel brifing almasına rağmen o güne kadar Kral Hüseyin’in CIA’dan bordrolu olduğunu öğrenemediğini ancak kendilerinin aramasından sonra durumdan haberdar olduğunu ve istifsar neticesine haberin doğruluğunu öğrendiğini söyler. Böylece haberi bizzat Carter teyit eder. Lakin onlardan bir ricada bulunur ve Ürdün ve ABD ilişkileri açısından bu hassas haberi yayınlamamalarının iyi olacağını söyler. Bu bir baskı değil, ricadır.

Lakin Washington Post gazetesi bu kadar önemli bir haberin üzerine yatmak ve emeklerini zayii etmek istemez. Carter’ın ricasını kırmak pahasına haber yayınlanır. Ertesi gün Carter telefonun öbür ucandadır ve Washington Post ekibine teessüflerini bildirir. Zira dışişleri bakanı Ortadoğu turundadır ve Kral Hüseyin’le de randevusu vardır. Bu haberden sonra dışişleri bakanı Kral Hüseyin huzurunda nazik bir mevkide kalacaktır. Ancak artık ok yaydan çıkmış ve olan olmuştur. Zamanı geriye sardırmak mümkün değildir. Heykel bu duruma bir yorum getirmektedir ve bu yorum da Haşim oğullarının dramına ayna tutmaktadır. Bilindiği gibi, Mısır’daki İngiliz tacının önemli görevlilerinden olan Magmohon, Şerif Hüseyin’le yazışır ve Osmanlı’ya karşı ayaklanması için onu cesaretlendirir. Ve Magmohon ve Lawrance gibilerin kışkırtmaları sonucu mahdut da olsa bir Arap ayaklanması husule gelir ve bu ayaklanmaya ‘Büyük Arap Devrimi’ adını takarlar. Bu adla birlikte psikolojik bir tesir icra etmek isterler. Ve sonuçta Allenby’nin de Mısır’dan gelmesiyle ve Cemal Paşa’nın çekilmesiyle birlikte İngilizler bölgeyi işgal ederler. Surete isyan başarılı olmuş gösterilir. Saddam döneminde sınır ülkelerden Amerikan tanklarıyla birlikte gelenler gibi Şerif Hüseyin ve adamları da Hicaz yoluyla bölgeye gelirler ve sonunda Şam’a girerler. Lakin bundan sonra Şerif Hüseyin’in akıbeti hüsran üzerine hüsrandır. İngilizler C planı uygularlar ve Hicaz’da Şerif Hüseyin’in yerine Suud ailesini iktidara getirirler. Halbuki Magmohon ona Atlas Okyanusu ile Hint Okyanusu arasında Büyük Arap İmparatorluğu vaadinde bulunmuştur. Yahudilerin Büyük İsrail (Fırat ile Nil arası) düşlerine benzer Şerif Hüseyin’e de iki okyanus arasında büyük bir imparatorluk düşü gösterirler. Suud ailesi ile İbni’z Zübeyr’i tasfiye ettikleri gibi yine Suud ailesiyle Şerif Hüseyin’i yerle bir ederler. Zira, Şerif Hüseyin gerçekten de Arapları bir araya toplayabilecek manevi güce haizdir. Yayılma ve güçlenme istidadına sahiptir. Suud ailesinin ise Hicaz’dan çıkabilecek mecali yoktur. İngilizler oyunu muhkem kurarlar ve ince ayar yaparlar. Şerif Hüseyin, Hicaz’dan atılarak Trans Ürdün denilen Ürdün Nehri’nin Doğu Yakası tarafına yerleşir. Etraf çöldür ve petrolü de yoktur. Şerif Hüseyin’den sonra Kral Abdullah ve oğulları ekini ve petrolü olmayan, tamamen çöl bir havzası olan Ürdün’e adeta atılırlar. Şerif Hüseyin de çoktan Malta sürgünleri gibi sürgüne gönderilmiştir. Abdullah’ın kardeşi Faysal’a ise petrolü bol ve arazisi münbit olan Irak verilir. Yani arslan payı da amcaya veya amcazadelere bırakılmıştır. Abdullah ve oğlu Tallal ve torunu Kral Hüseyin’e çifte kavrulmuş bir haksızlık yapılır. Kral Abdullah ve oğulları Hicaz’dan kovuldukları yetmiyormuş gibi Irak’tan da mahrum bırakılırlar. Neredeyse paylarına deve dikeni düşmüştür. Ve Muhammed Haseneyn Heykel’e göre teselli armağanı olarak onlara CIA’dan ödenek bağlanır ve harçlık verilir. Ürdün ve kraliyeti fakirdir ve gelirleri Kraliçe Nur’un giderlerine yetmemektedir. İran Irak savaşı çıkınca palazlanırlar ve Carter’ın talimatıyla kesilen CIA ödenekleri yerine Basra yerine Akabe’ye kaydırılan emtia sevkiyatı sayesinde Prenses Nur’un masrafları da rahatlıkla karşılanır hale gelir.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT