1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Bin oyum olsa da...
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Bin oyum olsa da...

A+A-

Yıldıray Oğur pazar günkü yazısında, YSK’dan 12 haziranda kullanacağı oyu mümkünse yirmi bir aday arasında paylaştırmasını rica etti.

İyi fikir aslında.

Benim de birden fazla oy kullanma hakkım olsaydı, birini mutlaka Ankara 2. Bölge’den bağımsız milletvekili adayı olan Aynur Bayram’a verirdim mesela. Sırf bir sivil itaatsizlik girişimine destek olsun diye.

EDP seçimlere girseydi şayet bir oyum da onlarındı.

HAS Parti’ye giderdi üçüncüsü de. Ama liberal ve özgürlükçü söylemlerini gölgeleyen o koyu anti-emperyalizm vurgusunu bir dahaki dönemde az da olsa törpülemeleri şartıyla.

Bilal Macit, Meltem Gürle gibi pırıl gencecik adayları da atlamazdım mutlaka.

Ah bir de listelerde olmayanlar var tabii ki.

Keşke, siyaset kurumuna güvenmemizi katkı yapan, Meclis’in ufkunu açan, ancak kişiliğine ve birikime yaraşır şekilde biati reddettiği için çizilen yüz akımız Ufuk Uras aday olsaydı da gönül rahatlığıyla gidip oyumu kullansaydım.

Tabii bir de oyum bine bölünse de bir tekini bile yar etmeyeceklerim var. Ve bunlardan bazıları da Yıldıray’ın listesinde yer alan isimler.

Ayhan Çarkın gibi, yediği herzelerden ötürü ismini yıllardır telaffuz ettiğimiz bir resmî cinayet makinesini itiraflarda bulunmaya teşvik eden bugünkü atmosferi küçümseyen ve hatta siyaseten doğruculuk ya da popülarizm adına ona kastedenleri oy pusulasında görmeyeceğim mesela.

12 Eylül referandumunda “Evren’i yargılayamazlar ki” diye mızıkçılık yaparken, dün savcılar Pinochet müsveddesinin evine sokulduğunduysa “Seçim yatırımı” diye söylenenlerle de hiç işim olmaz.

Sempatiklikleri tavan da yapsa, 12 Eylül referandumunda aralarında parti kapatmanın zorlaştırılması gibi maddeleri bile elinin tersiyle itip, “Yetmez ama Evet”çilere hakaret edenlere verecek oyum da yok.

Sırf vicdanının sesine dayanamayıp, siyasi hizip örgütlediği için PKK tarafından öldürülen Hikmet Fidan’ın cenazesine katıldı diye 2007 seçimlerinde partisinden veto yiyen, daha sonra diyetini layıkıyla ödeyip bu seçimlerde listeye giren adaya da “demokrasi” adına mührü basamam.

Kişiliklerine, namuslarına güvendiğim ancak partilerinin büyük tabloda oynadığı rolden ötürü silikleşen “sosyal demokratlara” da verecek oyum yok.

Evet, ben bu seçimlerde şayet sandığa gidersem, tıpkı referandumda yaptığım gibi, hâlâ bünyemde derin izleri olan sekter saplantılarımı evde bırakmaya çalışacağım.

Ülkenin içinde bulunduğu dönüşüm sürecine türlü türlü maskelerle kaşı çıkan, ittifaklar örgütlemeye çalışan, tasfiye olmayayım derken yeni yeni yeşeren umudumuzun memleketten kapı dışarı edilmesine göz yuman her kim varsa elimin tersiyle iteceğim.

Biliyorum, ortadan ortadan, kenarlara sürtmeden, kıytırık cemaatlerdeki “desinler solculuğuma” halel getirmeden sakız çiğnemek varken, böyle açık açık yazılar yazıyorum, başıma iş açıyorum. Ama ne yapayım kendime de yalan söyleyemem ya.

Hem zaten bin değil bir oyum var. Onu da paylaştırmayı düşünmüyorum.


Biz de burada darbecileri sorguluyoruz sinyorita

Savcının Kenan Evren’in ifadesini almaya gittiği haberini bir televizyon programı esnasında öğrendim ve heyecanımı bastıramayıp “hayırlı olsun” deyiverdim. Gazeteye döndüğümdeyse twitter ve facebook gibi sosyal paylaşım siteleri ayaktaydı.

Siyaseten başarısızlıklarının sırrı aslında biraz da müzmin huysuzluklarında olan kesimler her zamanki gibi inciler döktürüyorlardı.

“Seçim yatırımı” diyenleri mi ararsınız, daha düne kadar “Yapılmamış darbeyi bırakın, 12 Eylülcülere bakın” diye söylenirken şimdi “Pekiiiii Zeki Müren de bizi görecek mi” edasıyla “Sorgulasan da yargılanamaz ki” demeye başlayanları mı?

Öyle olduğunu düşünmüyorum ama, bir ülkede seçim yatırımlarının yol, baraj vaadinden demokratikleşme taahhütlerine terfi etmesi, demokratlığın takiye malzemesi olması, geçer akçe sayılması niçin kötü olsun ki diye söylenirken telefona sarıldım.

Ahizenin karşı tarafındaki, efsane devrimci, Fatsa’nın unutulmaz belediye başkanı Fikri Sönmez’in oğlu sevgili dostum Naci Sönmez heyecanlıydı. Evren ve çetesinin balyozunu Türkiye’de herkesten önce yiyen ve 12 Eylül sonrasını, babası nam-ı diğer Terzi Fikri ile birlikte cezaevinde geçiren Naci’nin ilk sözü “Bu bir zihniyet devrimidir” oldu. Sonra birlikte o günlere gittik.

Umarım Ergenekon süreciyle solda başlayan yarılmada Naci gibi komplekssiz, şuurlu solcuların sesi, “şirin” Latin Amerika devrimlerini kitaplaştıran, rüyasında Kenan Evren’i boğduğunu gören ancak ülkedeki devrime, hukuki hesaplaşamaya burun büken, engel olmaya soyunan arkadaşlarımızınkine galip gelir.

Ülkenin demokratlarını, liberallerini, özgürlükçü solcularını “ele güne” muhtaç etmeyecek, gönül rahatlığıyla sahiplenebileceğimiz bir oluşum da buradan doğar.

Ne mutlu ki her gün “Yetmez ama Evet” tavrının ne kadar doğru bir tavır olduğunu gösteren gelişmeler yaşıyoruz.

Darısı Ağarların, Çillerlerin ifadeleri alındıktan sonra da “Yetmez ama Evet”lerimizi hatırlatacağımız günlerin başına.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT