Bin Ali'yi dün nasıl bulurduk, bugün nasıl biliyoruz?

23.01.2011 13:36

Kürşat Bumin

Habertürk ekranında karşılaştım: Tunuslu gazeteci Muhammed Adil, Türkiye'nin Tunus'daki gelişmeler karşısında sessiz kaldığından şikâyetçiydi. Gazetecinin yorumu haklıydı gerçekten; Tunus ile şöyle ya da böyle ilişkisi bulunan pek çok ülkenin devlet katından konuya ilişkin pek çok yorum yapılırken Türkiye'nin resmi sesi gerçekten kısıktı.

Karşılaştığım bir yorumdan kalkarak yanlış bir kanaate varmamak için Dışişleri'nin konuya ilişkin açıklamasına ulaştım. Dışişleri'nin açıklaması Tunus'ta yaşanan olayların "derin kaygı ve üzüntüyle" karşılandığını belirttikten sonra şöyle devam ediyordu:

"Bölgesinde önemli bir konuma sahip olan dost ve kardeş Tunus'ta mevcut gerginliğin daha da tırmanmaması, ülkede bir an evvel asayiş ve huzurun yeniden tesis edilmesi içten temennimizdir."(!)

Tunus'da olup bitenler karşısında bir Dışişleri açıklaması ancak bu derecede "steril" olabilir herhalde! "Ülkede bir an evvel asayiş ve huzurun yeniden tesis edilmesi içten temennimizdir" deniyor. Bu cümledeki "yeniden" sözcüğüne dikkatinizi çekerim. Son olayların öncesinde, yani Bin Ali'nin iktidarda olduğu dönemde "asayiş ve huzur" o derece berkemal idi ki, bu koşulların "yeniden" tesisinden büyük memnuniyet duyulacaktır...

Tunus'da yıllardır hüküm süren bir diktatör ülkesini terk etmek zorunda kalmış, halk sokaklarda, herkes yeni sistemin nasıl bir şey olacağı üzerine kafa yoruyor ama bütün bunların Dışişleri açısından neredeyse zerre kadar önemi yok. Varsa yoksa "asayiş ve huzurun yeniden tesisi". Dışişleri'nin Tunus'taki olayları ateşleyen duygu ve düşüncenin ülkede "asayiş ve huzur" yokluğundan kaynaklandığını akıl edememesi affedilebilir bir tutum mudur?

Bu "steril" dil Tunus'taki gelişmelerin Arap diktatörlerin yönetimi altındaki ülkelere "domino " etkisi yaparak gelişebileceğini hatırlatan yüzlerce yorumdan da mı habersiz. Ne yani, yarın bir gün benzer gelişmeler diyelim Mısır, Libya ya da Suriye'de de yaşanırsa Dışişleri yine "derin kaygı ve üzüntüyle" bir kere daha "asayiş ve huzurun yeniden tesis edilmesini" mi temenni etmekle yetinecek?

Dünkü yazıda Fisk'in yorumunu da araya sokarak Batı'nın da Tunus konusunda (da) "ikiyüzlü" davrandığını söylemiştim. Ama bakın, her şeye rağmen bu ülkelerdeki iktidar ve muhalefet partileri kendileri için çok zor da olsa bir şeyler söylemeye çalışıyor. Bu tutumun bizim Dışişleri'nin tutumu ile farkı nereden kaynaklanıyor dersiniz? Tabii ki, bu konuda da kendilerini kendi iç kamuoylarına bir biçimde hesap vermek zorunda hissetmelerinden. Onlar için de Ortadoğu'da (ya da Afrika ve Asya'da) gezinmek, iş çevirmek "hesabını verebilmek" açısından her zaman riskli bir uğraş, riskli bir politika; ama Tunus'ta yaşanan olaylarda olduğu gibi iş büyüyüp bambaşka bir veçhe kazanınca, o zaman susmak ya da "steril" bir dile sarılmak imkansızlaşıyor. Hiç haz etmediğim bir tamlama ile söyleyecek olursam, "büyük devlet" olmanın büyük günahları olduğu gibi, böyle "meziyetleri" de var. "Açılmak", "tarihi de araya sokarak kucaklaşmak", "ekonomik alanda işbirliği yapmak" vs tabii ki bugünün dünyasında benimsenmesi gereken politikalar. Ama bütün bunları yaparken toplumunuzun bölgeye yönelik politik yorumunuzun ne olduğunu da bilmesi gerekmez mi? Açıkça telaffuz edilmese de Bin Ali'nin cumhurbaşkanlığı seçiminde ulaştığı oy oranları (1999 seçimi: %99.44, 2004 seçimi: %94.48) ile artık vizesiz girip çıkılan Suriye'de Beşar Esad'ın seçiminde ulaşılan oy oranının karşılaştırmasını anlamlı birkaç sözle toplumla paylaşmak gerekmez mi?

Başlıktaki soruları ("Bin Ali'yi dün nasıl bulurduk, bugün nasıl biliyoruz?") sonuncusundan başlayarak cevaplamaya çalıştım bugün. Yarınki yazıda da bir örnekten hareketle ilk soruya cevap arayayım.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim