Bilimi rektörlerden kurtarmak

21.06.2008 04:15

Mehmet Kamış

Türkiye, yeni bir seçimin heyecanını yaşıyor. Adaylar propagandalarını yaptılar, seçim afişleri bastırıp seçmenlerini etkileyecek her vaadi söylediler.

Muhtemel ki; kapalı kapılar ardında da iktidara geldiklerinde kendilerini destekleyenlerin kadrolarını nasıl yapacaklarını, asistanlık isteyenlerin işlerini nasıl halledeceklerini, dekanlıklara nasıl çok yakınlarını atayacaklarını anlattılar, kendilerini destekleyenlerden müteşekkil bir akademik ekip oluşturacaklarını ve üniversiteyi böyle yönetmeye devam edeceklerini vaat ettiler. Ve nihayet bütün bu vaatler, pazarlıklar bitti, pazar günü 22 üniversitede rektörlük seçimleri tamamlandı.

Evet; bu, belediye seçimleri değil, milletvekilliği seçimleri hiç değil. Sadece üniversitelerin bilimsel özgürlüklerini sağlayacak, eğitime daha fazla para ayrılabilmesi için okulu iyi yönetecek birinin seçileceği rektörlük seçimleri. Amerika'da gazete ilanlarıyla aranan rektörlük makamı, Türkiye'de niye bu kadar hırsla istenen bir makamdır bilinmez. Bir bilim adamı, üniversiteye rektör olmayı neden bu kadar ister ki? Aslında bilimle uğraşan ya da bilimle uğraştığına inanılan insanlar için büyük bir angaryadan başka bir şey değil midir? 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, bir konferansta, Amerika'da bir üniversitenin rektör bulabilmek için gazeteye verdiği ilanı göstermişti. Evet, oralarda rektörler gazete ilanlarıyla bulunurken Türkiye'de ölümüne bir kavganın sebebi. Amerika'da rektör, üniversitesine bağış toplayan, ekonomik olarak gelişmesini sağlayarak eğitim için daha çok para harcanmasını temin eden bir nevi genel müdür, hatta idari müdürdür. Orada asıl söz sahibi olanlar, bilim üreten bölüm başkanları, kürsü başkanları, özgür düşünebilen bilim adamlarıdır.

Türkiye'deki rektörlük seçimleri ise tam bir 'evlere şenlik' durum arz ediyor. İnternet sitelerinden, yapılacaklar anlatılıyor, otellerde yemekler veriliyor, seçim broşürleri bastırılıyor, hatta milletvekilliği seçimlerinde harcanandan çok daha fazla para harcanıyor. Muhalif olanlara anabilim dalı başkanlığı, bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı, senato üyeliği vs. gibi birçok makam vaat edilip, bu yolla onlardan da destek alınmaya çalışılıyor. Türkiye'de ortalama büyüklükte bir üniversitenin 300'e yakın yönetici kadrosu var. Maalesef bu kadrolar, bilim dünyasında söz sahibi kişilerin atandığı yerler değil, yandaş yapılmak istenenlere ulufe olarak dağıtılan makamlar haline gelmiş durumda. Muhalifler bu tür vaatlere kanmıyorsa onların yükselebilme ihtimali yok zaten. Rektör ya kadro açmaz ya da açtığı kadroya jüriyi etkileyerek kendisinin istediği birisinin atanmasını sağlar.

Üniversiteler bu ülkenin en otoriter kurumlarından birisi olduğu için rektör demek otorite anlamına geliyor. Rektör demek, üniversitenin en güçlü, en iyi geçinilesi adamı demek. Neredeyse her şey iki dudağı arasında. Bu bile tek başına bir kara mizah. Üniversitede patron, bilim değil bir rektör. Anabilim dalı başkanlarının, kürsü başkanlarının, bilim adamlarının, rektörün yanında neredeyse bir anlamı yok.

Ama asıl kavga başka. Rektörlük konusundaki bunca ısrarın tek sebebi; 'yükseköğrenimde itibarlı bir yerim olsun' meselesi değil tabii ki. Bir üniversite demek ihale demek, döner sermaye demek, hastane demek, kafeler, yurtlar, otoparklar vs. demek. Yüz milyonlarca doların üzerinde söz sahibi olmak demek. İstanbul Üniversitesi'nin yıllık bütçesi 500 milyon YTL. Döner sermaye gelirleri, kafelerin işletmesi, otoparklar vs. gibi gelirler buna dahil değil. Bunları da dahil ettiğinizde 1 milyar YTL'lik bir pastanın üzerinde oturuyor rektör. Sezer döneminde yaptıkları harcamaları, verdikleri ihaleleri denetleyen olmadığı için ya da denetleme sonucu ortaya çıkan yolsuzluklara dava açılmadığı için rahatları gayet yerindeydi.

Hasılı; üniversitelerdeki rektörlük seçimleri inanılmaz bir saçmalık. Böyle demokrasi olmaz. Üniversitelerde demokrasi demek, rektörün değil bilimin patron olması demek. Düşünce özgürlüğü yok, ifade özgürlüğü yok, bağımsız düşünce yok ama seçim var. Bunları sağlıyorsanız üniversitelerde demokrasi ve çağdaşlık vardır. Ancak bugün maalesef askerî hiyerarşi mantığıyla yönetilen üniversiteler, Türkiye'nin en çağdışı kurumlarının başında geliyor.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim