1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Bilgi ve FSM Üniversitelerinde Soma Konuşuldu
Bilgi ve FSM Üniversitelerinde Soma Konuşuldu

Bilgi ve FSM Üniversitelerinde Soma Konuşuldu

Geçtiğimiz günlerde bir hafta arayla yapılan programlarda, Bilgi ve Fatih Sultan Mehmet (FSM) üniversitelerinde Soma üzerine iki panel gerçekleştirildi.

A+A-

HAKSÖZ-HABER

Bilgi Üniversitesi'nden Bilge Gençlik Kulübü ve FSM’de faaliyet gösteren Söz Eylem Öğrenci Platformunun düzenlediği panellere konuşmacı olarak İyilik-Der’den İlknur Vatan, Uzman Psikolog Birsen Korkmaz, Kevser Çakır ve Bahadır Kurbanoğlu konuşmacı olarak katıldılar. Ayrıca Bilgi üniversitesindeki etkinlikte Soma yararına kermes de düzenlendi.

Soma faciasının hemen ardından bölgeye intikal eden kuruluşlardan biri olan İyilik-Der’den İlknur Vatan “Mazlumun müslümanı, hristiyanı ya da dinsizi olmaz, mazlum mazlumdur. Ayrım gözetmeksizin yardıma gidilir.” diyerek başladığı konuşmasında; “Bu yardımlar gerek Suriye'de gerek Filistin'de gerek Soma'da gerçekleşmelidir.” vurgusunu yaptıktan sonra İyilik-Der'in hem Soma, hem de yurtiçi ve yurt dışı farklı beldelerde yaptığı çalışmalarından bahsetti.

Soma’daki yardım faaliyetlerine bizzat katılmış bulunan Psikolog Birsen Korkmaz ise madenci aileleriyle ilgili yaptığı birebir görüşmelerden tecrübelerini aktardığı ve zaman zaman duygulu anların yaşandığı konuşmalarında şu aktarımlara yer verdi:

“…Orada eşlerini kaybeden kadınlar bize ‘Son birkaç aydır madenden çıkan gazdan dolayı eşlerimiz hep eve baş ağrılarıyla geliyorlardı.’ dediler. Aslında maden ocakları hakkında bilgimiz olmadığından bu olaylar yaşanmadan önlem alınmasını sağlayamadığımız için hepimiz vicdan azabı çekiyor olmalıyız. Mağdur ailelerinin en az 2 yıl süreyle terapi almaları gerekir. Soma’da 301 anne evladını, 301 kadın kocasını, 301’den den fazla çocuk babasını kaybetti. Bu insanların fiziksel ve gündelik hayatlarına geri dönebilmeleri için uzun vadeli desteğe ihtiyaçları var. Psikososyal bir çalışma düzenlenmeli.

Soma'daki insanlar ilk birkaç hafta şok etkisinden çıkamayacak, sonrasında yüzleşme aşaması başlayacak, bu süre zarfı içinde fiziksel ve gündelik hayatı idame ettirebilmeleri için uzun vadeli destek gerek. Fakat sadece psikologların ve tıpçıların gittiği bir yer olmamalı orası, benim elimden ne gelir ki demeyin ve oraya gidip bir yetimin başını okşayın.”

Ailelerin yaşadıkları dram ve travmalara ilişkin şahitliklerden bahseden Korkmaz kamuoyuyla paylaşılmayan ve medyada kendisine fazla gündem bulamamış bazı bilgiler de aktardı. Özellikle rutin çektirilen akciğer filmleri konusunda şunları ifade etti:

“Daha önceleri 6 ayda bir çektirilen akciğer filmleri ayda bir hatta iki haftada bir olmak üzere sıklaştırılmış. Önceleri bu durum işçilerin sağlığı açısından önlemlerin artırılması olarak algılanmış; ancak sonrasında fark edilmiş ki, ciğer filmlerinde görülen en ufak değişiklikler üzerinden işten çıkarmalar söz konusu olmuş.”  

Kevser Çakır ise “sahici iktidar -araçsal iktidar”, “sahici muhalefet -araçsal muhalefet” ayrımları ve bunların gündelik siyasete yansımaları üzerinden değerlendirmelerde bulundu. “Araçsal” kategoriye giren kişilerin statükocu, komplocu, peşin hüküm veren, bilgi, belge ve veriye dayalı olmaksızın yorumlar yapabilen, -sosyal- medya üzerinden hızlı bir bilgi kirliliği oluşturmak suretiyle süreci bulanıklaştırmaya çalışan kişiler olduklarını ifade etti. “Sahici muhalefet”te yer alan kişilerin ise eleştirilerini “ideal” olan ile “yükselen ivme”yi kıyaslamak suretiyle gerçekleştirdiklerini, daha ziyade bardağın boş tarafını görseler de, yapılıp edilenleri tümden karalama girişiminde bulunmadıklarını belirtti. “Sahici iktidar”ı  destekleyen kişilerin de, bardağın daha ziyade dolu tarafını zikreden kimseler olduğunu,  iktidarın şu zamana dek vesayet sistemiyle mücadelesini destekleyen, ancak bu olay üzerinden sorumlulardan hesap sormayı da kendine görev bilen bir tavır sergileyen kimseler olduğunu ifade etti. “Ara geçiş formları” diye adlandırdığı bir kesimden de bahseden Çakır, bu kesimin müslüman camiadan çıktıkları halde sol-liberal camialara geçişteki kimselerin halleri olarak isimlendirdiğini söyledi. Ara geçiş formları olarak ifade edilen kesimin ortak özelliklerinin, müslüman camialara yönelik en ufak bir merhameti ve sempatisi söz konusu değilken, diğer camialara ise alabildiğine tahammüllü ve hoşgörülü olduğunu belirtti. Bu kesimlerin bu davranışlarını girmekte oldukları camialardan alkış için yapmakta olduklarını hatırlatan Çakır, araçsal muhalefet ile ortak özelliklerinin bulunduğunu ve bu kategorideki kişilerin amaçlarının sansasyonel bir olay –soma- üzerinden hükümeti yıpratmak olduğunu ifade etti. Ayrıca sol-liberal camiaların bu kişilere karşı ilgisini de, onların omuzları üzerinden islami camiaya ateş etmek zevkini tatmalarına bağladı. Son olarak “bizler Müslümanlar olarak emekçinin, garibanın hakkını devlet insafına bırakmamalıyız. Bu konulara karşı eksiklerimizi görmeli ve bunun tamiri için çalışmalıyız. Devletin iyi “ölü gömücülük” yapmazdan evvel, insanların ölmemesi için uğraşması gerekir. Bu sebeple “sorumluların hesap verip, vermediği; mağdurların mağduriyetlerinin giderilip giderilmediği” gibi sorular cevap bulana kadar bu olayın takipçisi olmak durumundayız” diyerek tahlillerini siyasiler ve gazeteciler üzerinden verdiği somut örneklerle sürdürdü ve özellikle dikkat çekici bir şekilde Soma-Suriye karşılaştırmaları üzerinden, mezkur kesimlerin ikiyüzlü ve pragmatik tutum ve çelişkilerine göndermelerde bulundu.   

universite-soma-bilg-fsm_soz-eylem-ogrenci-platformu_bilge-genclik-kulubu02-bahadir-kurbanoglu.jpg

Bahadır Kurbanoğlu ise hem acıların nesneleştirilmesi ve popülarize edilip timsah gözyaşlarına kurban edilmesi konularına hem de “Adil muhalefet” kavramsallaştırması üzerinden iktidar ve uzantıları dolayımında yaşanılan trajedinin sorumlulardan hesap sorulması bağlamında vurgularda bulunduğu konuşmalarında, “kader” meselesi üzerinden mevcut iş zihniyeti, mevzuat ve pratik uygulamaları konularına da değindi.

Başbakan’ın ilk günkü konuşmasını eleştiren Kurbanoğlu, onun sorumluluk makamında olmasına rağmen bu konuda yalnız olmadığını, sendikalardan bakanlığa, iş güvenlik uzmanlarından müfettişlere hali pür melalimizi, yani yapımızı/kaderimizi ortaya koyduğunu örnekler üzerinden değerlendirdi.

Bir yandan Soma üzerine yapılan değerlendirmelerde sorumluluğu sadece başbakan ve iktidarın üzerine fatura ederek buradan siyasi rant devşirme hesabı yapanlar, diğer yanda Soma’yı bile “sabotaj”a bağlayıp “paralel yapı”ya yıkmaya çalışan, “bir darbe girişimi” olarak niteleyen patolojik hale eleştiriler getiren Kurbanoğlu, İslam kesimlerin bu iki tutumdan da ziyadesiyle beri olmak kaydıyla, önlerinde geniş sorumluluk alanları bulunduğunun altını çizdi.

Somuta, vakıaya, acıya, ihmale, sorumluluğa ve çözüme odaklanılması gerektiğini, bunun için de gücümüzün yettiği alanlarda olmamız gerektiğini vurgulayan Kurbanoğlu, sahada da, teknik alanlarda da, dünya görüşümüzün ağırlığını hissettirme makamında olmalıyız vurgusunu dillendirdi.

Soma’nın kaderimizin bir yansıması olduğunu, çünkü iktidardan işverene, işçi sendikalarından maden mühendislerinin zihniyetlerine dek seviyemizin, halimizin, mantalitemizin sorunlu ve zaaflı olduğunu bugüne kadarki mevcut işleyiş, mevzuat, kapitalist ahlak, emek-üretim konularına yaklaşım ve tedbir/önlemler konuları üzerinden örneklerle irdeleyen Kurbanoğlu “Eğer mevzuatınızda genel anlamda sorun olmadığı halde, icraatlarınız baştan aşağı sorunlu ise, burada kendi nefsine zulmeden bir yapı var demektir! Bu ise hepimiziz; bu bütün bir toplumdur ve bu sorun sadece Soma’nın sorunu değildir. Acının sayısal büyüklüğü dikkatlerimizi celbetti, oysa zaten her yıl yüzden fazla madenci hayatını kaybetmekte idi” dedi.

Müslümanların  toplumsal farkındalık üretme konusunda herkesten fazla sorumlulukları bulunduğunun altını çizen Kurbanoğlu, elbette bunların ithal söylemler ve samimiyet simsarlarının literatürüyle değil, kendimiz olarak, kendi kavramlarımız ve emeklerimizle olması gerektiğine vurgu yaptı. “Yapıcı muhalefet” kavramının da altını çizen Kurbanoğlu, çift kutuplu dünyanın gözlükleri ile kategorik olarak konuşlanmaktan öte, hayat alanlarının sahici bir tarzda kuşatılması ve örgütlenmelerin gerekliliğine değindi. Bunların başka alanlardaki çalışmalarımız gibi zaman alacağını, tedrici süreçlerin bu alanlarda da gözetilerek yol alınması gerektiğini vurguladı.

universite-soma-bilg-fsm_soz-eylem-ogrenci-platformu_bilge-genclik-kulubu01.jpg

universite-soma-bilg-fsm_soz-eylem-ogrenci-platformu_bilge-genclik-kulubu03.jpg

HABERE YORUM KAT

4 Yorum