Bilgi ıstıraptır

13.05.2010 00:47

Yavuz Bahadıroğlu

Önce delikanlının mektubunu size özetleyeyim:

 “Ailem kendilerince dindar. Annem özellikle ramazanlarda başına bir bez atıp türbe türbe, yatır yatır dolaşır; adak adar, mum yakar, türbe toprağı getirip kendince dualar mırıldanarak üzerimize serpiştirir...
“Annem sayesinde, kardeşlerimle ben, ‘üzerlerine ölü toprağı serpilmiş’ uyuşuklardan olduk...
“Babam ise bir yandan tespih çeker, bir yandan ‘televole’ler izler, ama Allah’ı var, arada bir bize bakıp televizyona homurdanmaktan da geri durmaz... Böylece inancının gerektirdiği protestoyu hakkıyla yaptığına inanır...
“Onların isteğiyle imam-hatip lisesine gittim, sonra da kendi tercihimle İlahiyat Fakültesine girdim. Zamanla fark ettim ki, annemle babamın ‘müslümanlık’ sandığı şey, İslamdan farklı bir şey!..
“Zaman zaman hem anneme, hem de babama doğru İslamı anlatmayı denedim, ama mümkün olmadı. Böyle zamanlarda, babam, babalık otoritesine sığınıp, kendisiyle bunları konuşmak için yaşımın henüz küçük, bilgimin ise yetersiz olduğunu söylüyor...
“Ona göre ‘cin olmadan çarpmaya’ başlamışım. O ne hocalar tanımış, ne alimlerle düşüp kalkmışmış. İki satır İlahiyat okudum diye kendimi hoca mı sanıyormuşum, hoca olmak için daha kırk fırın ekmek yemem gerekiyormuş, filan...
“İslamiyet hakkında tüm bildikleri televizyonda seyrettikleriyle şundan bundan dinlediklerinden ibaret. Anlatıyorum, ama kendi doğrularına hak vermediğim için olacak, bana önem vermez gözüküyorlar. Bazen beni aşırılıkla bile suçluyorlar.
“‘Dinci’ olup devletle başımı belaya mı sokacakmışım? “Dört kadın” alıp harem mi kuracakmışım?.. Bu gidişle beni kaybedeceklermiş...
“Kendi hallerine bırakmayayım diyorum ama, onlar beni kendi halime bırakmıyor, kendileri gibi olmam için zorluyorlar. Bazen bunalıyorum. Bilgiyi taşımak ne zormuş Hocam! Öyle anlar oluyor ki, beynimin acıdığını hissediyorum. İki arada bir derede kaldım.
“Bana söyler misiniz lütfen, Kur’an dininde mi kalmalıyım, yoksa anne babamın dinine mi girmeliyim? Çünkü bunlar aynı şeyler değil.” (İsmini açıklamamı istemiyor)

Bu mektup çoğunuza tanıdık gelmiştir herhalde. Çünkü hepimizin yaşadığı zorlukları andırıyor.
Özellikle eğitimli gençler, aileleriyle buna benzer sorunlar yaşarlar. Ama sorun inançlarla ilgili ise tabii daha da önem kazanıyor. Çünkü her alanda uzmanlığa saygı gösterilirken, maalesef en önemli alanda (dinde), uzmanlığa saygı gösterilmiyor. Dini konularda herkes kendini “allame-i cihan” sayıyor.
“Bilgiyi taşımak ne zormuş” demesine de bayıldım: Gerçekten öyle, bazen o kadar acı verir ki, insanın beyni tutuşur, yanar.
Sevgili okuruma şunu söyleyeyim ki, “dindar” olmak başka, “dini bilmek” başkadır. İnsan hem dindar, pekala hem de din cahili olabilir! Bazılarımız “hurafe”yi din zannediyor! Ve “dindarlaştırdıkları” zannıyla çocuklarına hurafelerini dayatıyorlar. Devletin bu alana karışmaması, hurafelerin gelişmesi açısından, belki özendirici de oluyor. Tabii gerçek din, git gide “aşırı” bulunmaya başlanıyor.
Çocuklar işte böyle bir atmosferde büyüyor. Diyelim ki kız çocuğu, işin bilincine vardığında örtünüyor, ardından annesine karışmaya başlıyor. Sık sık başından kayan örtüsünü düzeltiyor, kıyafetine, sohbetine, komşularla ilişkisine karışıyor, dedikodu yapmamasını, insanları çekiştirmemesini öğütlüyor...
Oğlan ise inançlarına hizmet konusunda görevler almaya başlıyor. Bebesinin sürekli televizyon seyretme alışkanlığını eleştiriyor. Anne-babadan, kendilerine çeki-düzen vermelerini, evde de inandıkları gibi yaşamalarını istiyorlar.
İşte bu noktada anne-babanın tedirginliği başlıyor.
Evlâtlarının dindar olmasından memnundurlar, ancak alışageldikleri dini anlayışlarına karışmalarını hazmedemiyorlar. Biraz zorlandıklarında ise, evlatlarını aşırılıkla suçluyorlar.

Her zaman söylerim ya, şimdiki zamanın bilinçli gençlerinin en önemli işlerinden biri anne babalarını eğitmek.
Yani anne babaya öğretmenlik yapmak. Zor iştir, çünkü anne babalar, çocuklarından bir şeyler öğrenmekte son derece isteksizdirler. İki sebepten ötürü: Evvela, yıllar önce öğrendikleri “yanlış”ı “doğru” sanırlar; ikincisi ise çocuklarının bildiğini bilmemekten utanırlar. Hatta bunu haysiyet meselesi yaparlar.
Bu sebeple, evlatların, “çaktırmadan” anne babalarına öğretmenlik yapmaları lazım.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim