Bildirideki Bir İmzanın Hatırlattıkları…

09.11.2015 12:41
Bildirideki Bir İmzanın Hatırlattıkları…
Zaman gazetesinin tepesinde yine peş peşe fotoğrafları konmuş ‘Aydınlar’. Yine bir bildiri imzalamışlar. Bildiri başka yerde haber olmadığına göre imzaları toplayan da cemaat.

Bildirideki bir imzanın hatırlattıkları…

Yıldıray Oğur / Türkiye

Zaman gazetesinin tepesinde yine peş peşe fotoğrafları konmuş ‘Aydınlar’. Yine bir bildiri imzalamışlar. Bildiri başka yerde haber olmadığına göre imzaları toplayan da cemaat. İmzalanan kısa bir cümle;

 

“Ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için; demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, medya özgürlüğüne birlikte sahip çıkalım.”

 

Bu kez sahiden epey ilginç ve renkli isimleri yan yana getirmeyi başarmışlar; Altan Tan’dan Atilla Taş’a, Pervin Buldan’dan Emrullah Uslu’ya, İsmail Beşikçi’den Fuat Keyman’a, Koray Çalışkan’a..

 

Kimsenin karşı çıkmayacağı basit bir talep; demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, medya özgürlüğüne sahip çıkmak…

 

İmza listesinde Emrullah Uslu’nun hemen altındaki ismi muhtemelen imzalayanlardan çok azı tanıyordur; Ercan Taştekin.

 

Merak edip, şayet kaldıysa, Google’a girip ismini yazanlar aktif bir Twitter kullanıcısı olduğu dışında, Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi’nin başkanı eski bir polis müdürü olduğunu ve geçen mayıs ayında bir soruşturmada gözaltına alınıp serbest bırakıldığını da öğrenebilirdi.

Daha meraklıları, eski polis müdürünün gözaltına alınma sebebini biraz kazısaydı, karşılarına 2002-2010 yılları arasında bulunduğu, Asayiş Şube Müdürü olduğu, Konya Emniyeti’nin yaptığı 2008’deki Okyanus Operasyonu çıkacaktı.

 

Küçük bir aramayla da altına birlikte imza attıkları cümledeki bütün değerlerin, imzalarını sürmanşetinde kullanan gazetenin de içinde olduğu camia tarafından o operasyonda nasıl ayaklar altına alınmış olduğunu de göreceklerdi.

 

Neyse ki o kadar meraklı değiller. Cehalet özgürlüktür. O halde şık demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü savaşçı pozlarının bozulmaması için bu yazıyı da okumamaları tavsiye edilir.

Nusret Argun, Konya’da 7 bin kişinin çalıştığı, aralarında Ankara’nın da olduğu 12 ilin doğalgaz dağıtım işini yapan, otelleri, marketleri, AVM’leri olan Okyanus Şirketler Grubu’nun sahibi bir iş adamıydı.

 

2008 yılında suç örgütü onu bir suç örgütü lideri yapacak sürecin nasıl başladığını iddianameden okuyalım:

 

“Operasyon öncesi Fetullah Gülen Yapılanması mensupları tarafından müştekilerden is adamı Nusret Argun'a çeşitli ziyaretler yapıldığı ve Fetullah Gülen Yapılanması adına taleplerde bulunulduğu”

 

Argun bu talepleri geri çevirmişti Onlardan birine şahit olan oğlu Ömer Kazım Argun o günü savcıya şöyle anlattı:

 

"...2007 yılı ve ya 2008 yılı başı olacak ki Konya’da is¸ adamı ve ikamet komşumuz olan E.Ç., banka müdürü olarak bildiğim bir şahıs ve Amerika’dan geldiğini bildirdikleri bir şahısla beraber evimize gelerek babamdan Cemaat için Konya’da bir yurt yaptırmasını istediler. Eskiden beridir tanıdığımız E.Ç. babama “Nusret cemaatin senden çok büyük beklentileri var” diyerek yardım talebinde bulundu, babam da bana evimizin üst katındaki resimleri kastederek “oğlum çık şu Rıfkı Amcan adına yaptırdığımız yurt resimlerini bana getir” dedi bende üst kata çıkarak yurt resimlerini getirerek babama verdim. Babam yurt resimlerini E.Ç. ve beraberindekilere göstererek “zaten ben bir yurt yaptırdım I·stanbul ilinde başkaca bir yardım yapmayacağını bildirmesi üzerine E.Ç. babama hitaben “Nusret iyi düşün bu senin için iyi olmaz, bak il emniyet müdürü ile de aranda sorun varmış bunu da biliyoruz sana o konuda da yardımcı olabiliriz” dediğini hatırlıyorum”

 

Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu, Argun’a olan öfkesini saklamıyor, onun koluna kelepçe takacağını her yerde söylüyordu.

 

Bunu duyanlardan biri Kontv’de Yansımalar adlı bir program yapan gazeteci Keziban Bayık’tı:

    “...Ben 2005-2006 yılları içerisinde Kontv’de “Yansımalar” ismi ile program yapıyordum. O dönem yerel yöneticilerden Konya İl Emniyet Müdürü Salih Tuzcu ile de makamında bir program yapmıştık. Programımız bittikten sonra sohbetimiz sırasında Emniyet Müdürü bana “ben bu şehirden gitmeden önce şu bilinsin ki, Nusret ARGUN’a kelepçe takıp içeri atmadan gitmeyeceğim” dedi.”

 

Konyalı gazetecilerden Hüseyin Uğur Özteke’ye de benzer telkinlerde bulunulmuştu:

“O dönem Konya Asayiş Şube Müdürlüğü görevini yapan Ercan Taştekin beni telefon ile arayarak I·limiz Doğanlar semtinde bulunan Asayiş Şube Müdürlüğüne yemeğe davet etti. …Yemek sırasında bir müddet havadan sudan şeylerden bahsettikten sonra Emniyet Müdürü Salih Tuzcu “Nusret ARGUN ve I·brahim A. ile ilgili bundan sonra köşende abicim, sayın, değerli büyüğüm gibi cümleler kurarak haber yapmayacaksın” dedi. Ben de kendisine hiçbir gerekçe sormadan “peki” diyerek karşılık verdim. Dolayısıyla yemeğin ne amaçla verildiğini anladım.”

Peki bir iş adamından nasıl suç örgütü lideri çıkarılmıştı?

 

Nusret Argun’un sahibi olduğu oteldeki özel odasına böcek yerleştirmekten, oturduğu lokantalarda karşı masaya kamera koymaya kadar sıkı bir takibe tabi tutularak başladı takip…

Sonra her yere aleyhine ihbar mektupları gitmeye başladı.

 

O günlerde Konya Emniyeti’nde çalışan polis memuru Aydın Şahin’in savcılığa verdiği ifade suç üretme makinesinin nasıl çalıştığını çıplak biçimde ortaya koyuyor:

 

:“... 2004 yılından beri Konya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlünde çalışmaktayım. 2008 yılının Nisan ayının son günlerinde Anadolu ATAYÜN ve Mehmet ERİKOĞLU müdürüm çağırdı tam olarak hatırlamıyorum ve I·stanbul ilinde bir görev olduğunu gitmemiz gerektiğini söyledi. Biz gitmeden önce Mehmet ERİKOĞLU müdürüm bana orada işiniz bittikten sonra küçük bir is¸ vereceğim onu da gelmeden yap dedi. Bende nedir dediğimde Mehmet ERİKOĞLU bana Nusret ARGUN’u İstanbul’dan aramamı, kendisine beni ihalelere neden sokmadın, niye ihalelere fesat karıştırdın veya buna benzer şeyler söylememi istedi. Ben de tamam dedim. Tamam demekteki sebep polisiye bir taktik olabileceğini, tıkanan soruşturmanın önünün açılabilmesi için bunun yapılabileceğini düşündüm.

 

Muhtemelen gece saatlerinde İstanbul’a vardık ama tam olarak hatırlamıyorum. İstanbul ilinde işimiz bittikten sonra Hakkı YILDIZ veya Bektaş YILDIRIM o dönemki İstihbarat Müdür Yardımcısı ile görüşmemiz gerektiğini, bir iş olduğunu söyledi. Binanın 4., 5. Veya 6. Katında bulunan İstihbarat Şube Müdürlüğüne çıktık. Burada kapısında Şube Müdür Yardımcısı yazan odanın kapısında bir müddet bekledik. Sonra içeriye Hakkı YILDIZ veya Bektaş YILDIRIM girdi, Ben kapıda bekledim. 3-5 dakika sonra çıktılar ve binanın önüne indik. Bir müddet bekledikten sonra sivil bir kişi yanımıza geldi. Burada bekleyin dedi. Biz 10-15 dakika kadar bekledik. Bu arada bu kişi Vatan Emniyet Müdürlüğü karşısında bulunan telefoncuların oraya gitti. Buradan gelirken elinde bir poşet vardı. Getirdi bize verdi ve burada 2 cep telefonu ve 2 hat var dedi. Bu olay olduğunda öğle saatlerine yakındı veya öğle saatiydi. Biz Konya’ya geri dönüşe öğle saatlerinde geçtik. İstanbul’dan çıkmıştık. İkindi vakti muhtemelen saat:16:00-17:00 sıralarıydı ama tam olarak hatırlamıyorum Gebze civarında iken ben bize verilen cep telefonuna hattı taktım ve Nusret ARGUN’u aradım. Cevap veren şahsa neden ihalelere beni almıyorsun bizi engelliyorsun tarzında bir iki kelime konuştum. Telefona cevap veren Nusret ARGUN sen kimsin gibi bir kelime kullandı ama tam olarak görüşmeyi hatırlamıyorum ve telefonu yüzüme kapattı. Bu görüşme çok kısa sürdü. Daha sonra Konya iline geldik. Yolda iken bu görüşme yaptığım telefonu ve hattı kırıp attım. Çünkü bana görüşmeden sonra telefonu kırıp atmamı söylemişlerdi….Bu insanların beni kullanabileceği, kendilerine veya birbirlerine menfaat için beni maşa olarak kullanacaklarını hiç düşünmedim. Hatta Organize Suçlar Büro Amiri Halis ÇEVI·K birkaç kez içinde 20-30 tane zarf bulunan poşeti bana verdi. Elini değme bunlara kamerasız bir postaneden at dedi. Ben de gayri ihtiyari olarak baktığım zaman zarfların üzerinde bazı basın yayın organlarının adresleri vardı. Cumhuriyet Başsavcılığı, TBMM Başkanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı gibi adreslerin olduğunu görmüştüm. Bu zarfları postaya verdim. Ancak içinde neler yazdığını bilmiyorum”

 

Bu sahte telefon kaydı, Nusret Argun aleyhine açılan soruşturma dosyasına “ihaleye fesat karıştırma suçundan delil” olarak girmişti.

 

Ama ihbar mektupları operasyon için ikna olmayan Konya Cumhuriyet Başsavcısı’na takılıyordu. Başsavcı’nın da tepesinde hemen bir kılıç sallandı. Başsavcı’nın sekreterinin telefonda Nusret Argun’a  bıraktığı notta geçen “Nusret bey Başsavcı Bey aradı, aramanızı istiyor” sözleri, iddianameye “Nusret Bey Başsavcı bey aradı, arabanızı istiyor” yapılmıştı.

Ama bu kadarı da yetmedi. Suçu Adana’daki Özel Yetkili Mahkemelerinin kapsama alanına sokmak için “şiddet” ve “cebir” bulunmalıydı.

 

Bulundu da. Önce Argun’un şirketinde çalışan ruhsatsız silah bulundurmaktan eski bir sabıkası olan bir kişi üzerinden silah ve örgüt suçlamasına delil yapıldı. Tutmadı. Sonra hırsızlık yaparken yakalanan ve borcu için senet imzalayan bir şirket çalışanının daha sonra geri çektiği “senetleri zorla ve tehditle imzalattılar” ifadesi devreye girdi. Böylece soruşturma, örgütlü suçlara sokuldu ve Adana Özel Yetkili Mahkemesi’ne kaydırıldı.

 

Ama hazır işler bu kadar kolayca hallediliyordu başka düşmanlar da kazanın içine atılabilirdi.

Mesela bir türlü cemaatin Konya’da açacağı vakıf üniversitesine Selçuk Üniversitesi’nin arazisini vermeyen, daha sonra Mevlana adını alacak o üniversitenin hami üniversitesi olmayı reddeden Konya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan.

 

Okudan savcılığa verdiği ifadede o kazana neden atıldığını ayrıntılarıyla anlattı:

“…birçok şahıs buranın Mevlana Üniversitesine verilmesi için benimle konuştu. Görüşenler arasında İl Emniyet Müdürü Salih TUZCU da vardı. Final operasyonu öncesi, Salih TUZCU benimle görüşerek Mevlana Üniversitesini kastederek “bu binayı neden vermiyorsun hocam” şeklinde söylemlerde bulundu.”

 

Üniversite arazisi için devreye giren sadece Emniyet Müdürü değildi,  KOM Daire Başkanı Anadolu Atayün de (İstanbul eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Yurt Atayün’ün kardeşi) cemaat üniversitesi için kulis yapıyordu.

 

İddianameye göre Atayün, 2007 yılı içerisinde, dönemin Selçuk Üniversitesi Uluslararası I·lişkiler  Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şaban ÇALIŞ’a gelip “Hocam, siz Süleyman Okudan’a yakınsınız, yeni kurulacak olan üniversiteye hami üniversite olarak kabul etmiyor, diretiyor, rektör kendisini sıkıntıya sokacak, Nusret Argun falan kalmadı, zaten onun kalemi kırıldı, karar verildi, rektör de okkanın altına gidiyor, siz elçi olarak bu konuyu rektöre iletin” demişti.

 

Hatta aynı üniversiteden Prof. Dr. Abdullah Topçuoğlu ifadesinde Rektör Okudan’ın gözaltına alındığı gün üniversitedeki odasında internetten gelişmeleri izlerken ismini verdiği bir tezsiz yüksek lisans öğrencisinin “....Ha hocam, bu mudur senin merak ettiğin, ben sana sonucunu söyleyeyim, Rektör Adana’ya gidecek, yargılanacak ve içeride yatacak” dediğini, bunu da cemaatin önde gelen isimlerden duyduğunu anlattığını” söyledi.

 

Rektör Okudan, Nusret Argun’un sözde suç örgütünün içine ondan rüşvet aldığı iddiasıyla sokuldu.

 

Argun, kayın biraderiyle yaptığı telefon görüşmesinde hacca gidecek diğer kayınbiraderine 5 bin lira gönderilmesini istemişti. Ama bu görüşme iddianameye Argun'un Rektör Okudan'a rüşvet tapesi olarak girmişti. Her şey bu kadar basitti.

 

Nisan 2008’de ilk dalga operasyonla Nusret Argun gözaltına alındı.

 

Savcılığa verilen bazı ifadelere göre operasyondan kısa bir sure önce yaş haddinden emekli olan Emniyet Müdürü Salih Tuzcu, Umre’den operasyonu bizzat takip etmişti.

 

Operasyonun olduğu sırada görevi olmamasına rağmen Asayiş Şube Müdürü Ercan Taştekin de Kom Şube Müdürlüğü’nde bulunmuş, gözaltına alınan sanıklarla konuşmuştu. Gazeteler günlerce bu operasyondan bahsetmişlerdi.

 

Operasyonun ikinci ayağı Kasım 2008’de geldi. Gözaltına alınanlar arasında en önemli isim Rektör Süleyman Okudan’dı. Gözaltındayken medyada linç kampanyası başlamıştı.

Okudan’ın savcılığa verdiği ifade operasyonun medya ayağının nasıl yönetildiğini anlattı:

“...Final isimli operasyon kapsamında gözaltına alındığım dönemde hatırladığım kadarıyla 18 Kasım 2008 tarihinde Doğan Haber Ajansında bölge müdürü olarak görev yapan Soner KAVAK isimli şahıs Milliyet ve Hürriyet gazetesinde “Rektörün evinde servet çıktı” şeklinde haberler yaptı. Akabinde de Kanal D isimli televizyonda Uğur DÜNDAR’ın programında canlı yayın yapılarak ikametimde yapılan aramada ele geçirilen yüklü miktardaki paralar ve özel hayatım ile ilgili gizli kalması gereken birtakım bilgiler tüm Türkiye’ye servis edildi.”

 

Savcılığın ifadesine başvurduğu gazeteci Soner Kavak da Okudan’ın tutuklanmasından kısa bir süre önce hem rektör Okudan hem de KOM Müdürü Atayün’ün davetli olduğu eşine ait işyeri açılışında operasyondan nasıl haberdar olduğunu şöyle anlattı:

 

“iş yerimizden ayrılırken KOM Şube Müdürü Anadolu ATAYÜN kulağıma eğilerek sessiz bir şekilde Süleyman OKUDAN’ın ismini verip gözü ile işaret ederek “ben buna da kelepçeyi takacağım sana da resmini çektirip haber yaptıracağım” dedi, bende şaşırarak yorum yapmadım, kısa süre sonra da Süleyman OKUDAN hariç diğer davetliler ayrıldılar... 2008 yılı Kasım ayı içerisinde Final operasyonunun 2. Dalgası kapsamında operasyon yapılmış, o dönem yani gece çalışan görevlilerimiz yapılan operasyonu duymayarak atlamışlar, operasyonun yapıldığı sabah halen kullandığım 0533 417 79 37 GSM numaralı cep telefonumu bende kayıtlı olmayan bir numara saat 08.00-09-00 arasında aradı, telefonu açtığımda Anadolu ATAYÜN olduğunu sesinden tanıdım, bana esprili bir şekilde “Soner uyuyorsunuz, büyük operasyon yapıyoruz bütün gazeteciler burada bir senin ekibin yok, ekibini hemen hastaneye gönder çünkü yakaladıklarımızı hastaneye sevk ediyoruz” dedi ben de kendisine “müdürüm hayırdır ne operasyonu kimi aldınız” diye sorduğum da “rektörü aldık” dedi, bende “ müdürüm habere geçerim ben şimdi, rektörü niçin aldınız, bilgi sahibi olarak mı” diye sorduğum da Anadolu ATAYÜN bana gülerek “ne bilgi sahibisi resmen gözaltı yaptık, haberi REKTÖR GÖZALTINDA diye geçebilirsin” dedi”

Operasyon sırasında Doğan Haber Ajansı muhabirlerinden Kerem Pulgat’ın savcıya anlattıkları ise daha da çarpıcıydı:

 

“…Operasyonun 2. Dalgasından 1-2 ay sonra Sabah Haber Ajansı Muhabiri Aliye ÇETİNKAYA hastaneye gelmiş, karşılaşmamız üzerine biraz sohbet ettikten sonra konu yine Final operasyonuna ve Süleyman OKUDAN’a geldi bana şu an net olarak hatırlıyorum aynen şunları söyledi: “Yapılan final operasyonuyla ilgili operasyonun başlangıcında İl Emniyet Müdürü olan Salih TUZCU emekli olduktan sonra operasyonun aşamalarını takip etmek için Konya’ya geldi o dönem Konya Asayiş Şube Müdürü olan Ercan TAŞTEKİN’in evinde kaldı, operasyonu Ercan TAŞTEKİN’in evinden yönetti”

Ne diyordu aydınlar bildirisinde;

“Ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için; demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, medya özgürlüğüne birlikte sahip çıkalım.”

  • Yorumlar 2
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim