1. HABERLER

  2. HABER

  3. Bıçak Sırtı'nda Kesintili Eğitim Tartışıldı
Bıçak Sırtında Kesintili Eğitim Tartışıldı

Bıçak Sırtı'nda Kesintili Eğitim Tartışıldı

Bıçak Sırtı programında yeni kesintili eğitim sistemi tartışıldı.

A+A-

Ülke Tv’de yayınlanan ve Ersoy Dede’nin sunduğu Bıçak Sırtı programında (4+4+4= 12) şeklinde düzenlenmek istenen kesintili-kademeli eğitim yasası tartışıldı.

Özgür-Der Başkan Yardımcısı Kenan Alpay’ın yanı sıra Eğitim Reformu Girişimi’den Batuhan Aydagül, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve Sivil Dayanışma Platformu Başkanı Ayhan Ogan da katıldı. Program boyunca zaman zaman tansiyon yükseldi, gerilimler oluştu. Kesintisize karşı kesintili eğitimin getireceği sonuçlar siyasal ve sosyal açıdan ele alındı. Hem teknik veriler yönünden hem de toplumsal beklentiler üzerinden eğitime biçilen rolü değerlendiren taraflar görüşler kamuoyuyla paylaştılar.

Kenan Alpay’ın programda vurguladığı bazı hususlar şunlardı: 28 Şubat sürecinin toplumda en ağır tahribatlar açan dayatması zorunlu ve kesintisiz eğitimdi. Şu sıralarda Meclis’te görüşmeleri süren kesintili ve kademeli eğitim yasası bazı eksik ve yanlışlarına rağmen bu vahşi dayatmaya karşı atılacak önemli bir adımı ihtiva ediyor. Tek tipleştirme projesinin en üst düzeyde uygulandığı bu model ne kadar tasfiye edilebilirse o kadar toplumun lehinedir.

Tercihli ders sistemini öngören ve öğrencilere eğilim, yetenek ve taleplerine uygun seçenekler sunması açısından bu kanun teklifi iyi bir imkân olacaktır. Kur’an’ı Kerim ve Hz. Muhammed’in hayatı başta olmak üzere bütün çocuklar ve okullar için İslami bilgilerin öğrenimin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Başörtüsü yasağı bütün öğrenciler ve çalışanlar için kesinlikle kaldırılmalıdır. Tören ve and okuma dayatması olmamalıdır. Okulda rahatça namaz kılabilmesi için öğrencilere mescit imkânı da sunulmalıdır.

Eğitim-öğretim meselesi öncelikle ve salt teknik-bilimsel bir mesele değildir. Devlet başından bu yana ‘makbul vatandaş’ yetiştirmek istiyor ve hatta bunu kanunla, polisle mecbur tutuyor. Devleti, Kemalist ideolojiyi merkeze alan ve insanı alabildiğine değersizleştiren mevcut eğitim felsefesi, söylemi ve işleyişi kurtulmamız gereken ağır bir hastalıktır.

Eğitim öğretimdeki sorunlar zaman ve kademeden daha ağır sorunlardır. Bu konuda atılacak adımları hafife almak adına söylemiyorum bunları. Ancak müfredat ve işleyişin de acilen resmi ideolojik tasalluttan özgürleştirilmelidir.

İlkokulun ilk üç senesinde hiçbir derste öğrenciler bir kez olsun Allah-u Teâlâ, Hz. Muhammed, Kur’an-ı Kerim, haram ve helal veya ahiret gününe dair tek bir kelime bile duymuyorlar. Bu eğitim açıkça İslamsızlığı ve İslamsızlaştırmayı esas almaktadır. Bu ise tarifi imkânsız bir çirkinlik ve zulümdür.

Eğitim modelinin nasıl olacağı ve olması gerektiği bakanlık bürokrasisine bırakılmamalıdır. Bürokrasiye mahkûm bir siyaset ve toplum düşünülebilir mi? Muhalefet kendisini halkın İslami taleplerine karşı set olmakla mükellef görüyor. CHP ve BDP İHL’lerin orta kısımları açılacak diye çığlık çığlığa feryat ediyor. Atatürkçü kesimler kadar sol-sosyalist çevre ve örgütler de Müslümanların her türlü hak ve talebini bastırmayı, engellemeyi hatta gayrı meşru göstermeyi kendi varlıklarını ispat ve kaim kılmak için bir fırsat bellemişler.

O süreçte 28 Şubat cuntasına destek olan tüm kadro ve kurumlar bu dönemde de mevcut dayatmanın devam etmesi yönünde dört koldan direnç gösteriyorlar. En uç noktadan örnek vermek gerekirse TÜSİAD’la KESK ve DİSK bu dirençte safları olabildiğince sıklaştırıyor. Laik-seküler bir hayat tarzı eğitim-öğretim adına bütün bir topluma dayatılıyor. Askerin süngüsü, yargı bürokrasisinin tehditleri, sermaye sınıfının ve sol-sosyalist sendikaların baskılarına teslim olmak işkenceye razı olmak demektir.

Hükümetin darbecilere ve işbirlikçilerinin tehditlerine değil halkın hak ve özgürlük taleplerine karşılık vermesi için üzerimize düşen sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Eğitim alanında yaşanacak rahatlamalar gösterdiğimiz gayretler oranında önümüzü açacaktır.”

Haksöz Haber

HABERE YORUM KAT