1. YAZARLAR

  2. Nusret Çiçek

  3. Beytullah’ı jandarmanın gözü önünde vurdular
Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Yazarın Tüm Yazıları >

Beytullah’ı jandarmanın gözü önünde vurdular

A+A-

Tarih 19.7.2008... Beytullah henüz 19 yaşına yeni girmiş, askerlik çağrısı elinde... Geleneklerimize göre kınalanacak ve de dualar eşliğinde peygamber ocağına yolcu edilecek. Ne var ki Azrail’in peşinde olduğundan habersiz...

O gün tarlada kamyonuna sap yüklerken eli silahlı M.H karşısına dikiliyor...

“Ver canını...”

Aslında arada ciddi hiçbir neden yok, ama olsun M.H can almaya kararlı.

Bir el ateş ederek Beytullah’ı ayağından vuruyor.

Beytullah can derdinde, yaralı haliyle sapların arasında korunmaya çalışırken cep telefonu ile ailesine ulaşıyor:

“Baba ben vuruldum, yetişin...”

Aile panikte...

Tarlaya doğru delice koşmaya başlıyorlar...

Arkasından haberi alan yüzlerce kişi akın ediyor olay yerine...

Bu arada Sincan Akkent Jandarması da haberdar edilince o da koşup yetişiyor.

Buraya kadarı iyi, asıl bundan sonrası enteresan.

Saldırganın bir elinde bira şişesi, diğer elinde tüfek cep telefonundan jandarma karakolunu arayarak “Falan başçavuş gelirse teslim olurum, değilse olmam” diyor.

Rahat, serbest, rastgele ateş edip araçlar, insanlar isabet alıyor...

Anne-baba çılgına dönmüş, görevlilere feryat ediyor:

“Oğlumuzu kurtarın!..”

Başkentin göbeğinde yüzlerce insan bağırıyor:

“Kurtarın Beytullah’ı!..”

Ne var ki jandarma saldırganı etkisiz hale getireceği yerde bütün gücü ile oradaki kalabalığa yükleniyor, kıyasıya bir arbede başlıyor aralarında.

Tekme, tokat, dipçik, ortalık toz duman...

Jandarma, Vazife ve Selahiyet Kanunu’ndaki yetkilerini ne hikmetse kullanmıyor. En azından meşru müdafaaya geçmiyor (TCK’nın 25/1, 2).

Neticede bir el daha ateş...

Beytullah bu sefer yüzlerce kişinin gözü önünde boynundan isabet alarak yere yığılıyor. Litrelerle kan kaybetmeye başlıyor...

O arada ambulans da yetişmiş...

Ne var ki sağlıkçılar jandarma barikatını aşıp yaralıya müdahale edemeyince Beytullah herkesin gözü önünde can veriyor...

Asıl bundan sonrası daha da ilginç...

Beytullah’ın ailesi “görevli memura hakaret, tehdit, mukavemet” suçlarından o geceyi yaslı ve de üzgün halleriyle nezarette geçiriyorlar...

Çocuklarının yası 24 saat nezarette geçiyor...

Ve ertesi gün savcının talimatı gereği, tutuklanmak üzere Beytullah’ın acılı ailesi mahkemeye sevk ediliyor...

Hüzünlü bir tablo...

Her birisinin gözleri dolu dolu içlerinden söyleniyorlar: “Canımız devlet, hem çocuğumuzun vurulmasına seyirci kaldın, hem de jandarmaya karşı gelmişiz diye hesap soruyorsun bizden!”

Allah’tan ki ülkemizde hakimler var... Önce “adli kontrol” kaydıyla serbest kalıyorlar, arkasından savcılığın açmış olduğu davada günlerce yargılanıp sonuçta beraat ediyorlar.

İşin ilginç yanı, jandarma görevlilerinin tuttuğu tutanakta düğümleniyordu:

“Olay yerine geldiğimizde maktul ölmüştü...”

Eyvah ki eyvah...

İşte bu tutanak, yüzlerce şahide rağmen “yanıltıcı” tutulduğu halde kimseler çıkıp hesap sormadı bile. Gariban köylüler, yattılar çıktılar, yargılandılar, itildiler, kakıldılar...

Öyle ya, görevliler gelir gelmez saldırganı etkisiz hale getirmiş olsalardı, ne Beytullah öldürülürdü, ne de genç yaşta olan saldırgan ömür boyu hapse mahkum olurdu...

Bir ihmal yüzünden gittiler; biri mezara, diğeri de hapishaneye...

Şimdi iki ailenin de “görev ihmali” yüzünden boynu bükük, gözü yaşlı...

Hem de, devletten maddi ve manevi alacakları var...

Şunu da söylemeliyiz: Jandarma teşkilatı artık yargıdan elini çekmeli. Görülüyor ki onbaşının emir gereği tuttuğu tutanakla adalet gerçekleşmiyor. Olmuyor...

Hem bu kurum geçmiş çağın köy şartlarında gerekliydi ama bugün değil.

“Uzmanlaşma” tüneline girdik.

Polis polisliğini, asker de askerliğini yapacak.

O bakımdan; daha başka Beytullah’ların ölmemesi için bu kurum kışlasına hemen gönderilmeli, yargıda “jandarma çağı” kapatılmalı...

(*) Emekli Hakim

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum