1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. ‘Beyaz Devrim’
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Beyaz Devrim’

A+A-

Arap dünyasında yaşanılanlar tartışılıyor. Kimileri yaşanılanları, devrim olarak algılamıyor.

Halbuki, kanaatime göre bu 100 yıllık gecikmeli bir devrim. 1916’daki Es Sevretü’l Arabiyyetü’l Kübra’nın (Büyük Arap Devrimi) 100 yıl gecikmeli olarak doğru adrese yönelmesidir. Victor Hügo’nun ifadesiyle vakti gelmiş bir devrimdir. Yani 1916 yılında Osmanlılara karşı İngiliz kışkırtması olan ve az sayıda Arap’ın katıldığı devrim, devrim değil isyan ve kalkışmaydı. Şimdi ise olması gereken yani gerçek bir devrim yaşanıyor. Lakin bazıları bunu 1916’dakinin aynısı olarak görüyor ve arkasında İngiliz ve Amerikan parmağı arıyor. Bazıları da kansız ve başsız olduğu için devrim kategorisine sokmuyor. Bazı yayınevleri tarafından İslami hareketlerle alakalı kitapları çevrilerek yayınlanan ve Mübarek döneminde sürgünde yaşamak zorunda kalan Salih Verdani, Mısır ve Tunus’da devrim yapan kitleler için haksızlık yapıyor. İslami hareketlerin ve liderlerinin işe yaramadıkları için toptan çöle sürgüne gönderilmesini ve orada üretim yapmaya alıştırılmalarını teklif ediyor. Modern bir kürek cezası. Onları verimsiz ve atıl görüyor. ‘İslamcıları çöle boca etmeli’ diyor.

Ahmet Ebu Salih adlı Suriyeli muhalif ise bütün Arap liderlerinin ve onların haşiyelerinin yani kadrolarının toptan uluslararası insan hakları mahkemesine çıkarılmalarını ve yargılanmalarını istiyor. Bu biraz da olsa makul görünüyor. Lakin Salih Verdani buna mümasil İslami hareketlerin bütün kadrolarının çöle sürülmesini öneriyor. Salih Verdani’ye göre, bilhassa Mısır ve Tunus’da yaşananlar kesinlikle devrim değil, açların başkaldırması. Baldırı çıplakların isyanı. Salih Verdani’ye göre, Arap dünyasında iktidar krizi değil halk krizi var. Bir tarafta firavunlar diğer tarafta ise köleler bulunuyor. Bu köle ruhlu kitleler sürekli olarak firavun üretiyorlar. Dolayısıyla mesele siyasi değil daha ziyade sosyolojik. Bu tespiti elbette doğrular içeriyor. Bu doğruların mutlak olması ihtimalini son sokak hareketleri önledi ve kırdı. Verdani’nin Nasır ile Mehmet Ali Paşa’yı karşılaştırması ve Mehmet Ali Paşa’ya övgüler yağdırması zihin ve gönül selametinin pek de yerinde olmadığını gösteriyor.

¥

Asıl fikir magandalığı Libya’da yaşanılanları bir devrim olarak nitelendirmesine rağmen medeni ölçülerde gerçekleşen Mısır ve Tunus’daki değişimi intifada olarak nitelendirmesidir. Libya’dakinin devrim olmasının tek kriteri ve ölçütü ona göre dalak gibi kanlı ve şiddetli olmasıdır. Mısırlılar nehir halkı Libyalılar çöl halkı imiş ve çölün katılığı devrime sinmiş ve bu özellik halk ayaklanmasını bir devrime dönüştürmüş. Bak hele! Bu, güce ve şiddete tapınmaktan başka nedir ki? Elbette kan ve şiddet istenmez. Medenilere galebe ikna ile olurken mütecavizlerin ve saldırganların hakkı kötektir. Ya da onlarla mücadele, ideal zemini zorlayabilir. Libya’da istenmeden olan da budur. Tunus ve Mısır’daki değişim modeli ideal olandır. Çünkü nispeten medeni bir çerçevede gerçekleşmiştir. İçimizde birileri hâlâ devrimin Fransız Devrimi, Bolşevik Devrimi ve onun ötesinde İran Devrimi gibi kanlı olması gerektiğini ve devrimin olmazsa olmazının kan akması olduğunu düşünüyorlar. Bu olmazsa Kaddafi gibi küçümsüyorlar. Verdani’ye göre, Mısırlıların inancı gönüllerinde değil ceplerinde ve midelerinde. “Onlar daima gelene paşam gidene paşam derler. Davulla toplanır ve sopayla dağılırlar”. Abdullah Eş’al, Baradai veya Amr Musa gibi başkan adaylarını da küçümsüyor. Mübarek’e karşı olduğu halde Mübarek gibi ‘taş fırın’ erkek istiyor. Taha Kılınç isimli genç de Verdani gibi düşünüyor ve ‘tüfek icat oldu mertlik bozuldu’ der gibi kitlelerin Mübarek’i gençliğinde değil de niçin yaşlılığında değiştirdiklerini sorguluyor. ‘Güçleri bir moruğa yetti’ der gibi. Dolayısıyla bu onun için bir hafiflik nedeni. Halbuki, Mübarek rejimini, oğluyla gençleştirme yolundaydı ve halk önünü kesmeseydi Suzan Mübarek muhtemelen oğlu Cemal’i kocasının yerine ikame edecekti.

¥

Gerçek manada bir isim vermek gerekirse Mısır ve Tunus’daki devrim beyaz devrim iken Libya’daki kanlı veya kızıl bir devrimdir. Şah, 1962 veya 1963 yılında Ak Devrim adıyla düzmece bazı inkılaplar ortaya attı ama tutturamadı. Devrimi elinde patladı. Elbette ki Şah’ın devrimine devrim demiyoruz. O bir devrim pazarlama girişimidir. Devrim liderliğine gelince; Fransız Devriminde liderlik vardı ama lider yoktu. Dolayısıyla hapishane kaçkınlarının yaptığı devrim oluyor da halkın yaptığı niye devrim olmuyor? Kaldı ki birkaç yıl sonra devrim, yularını Napolyon’a kaptırıyor. Mısır ordusu da ‘yeni bir Humeyni ‘istemediklerini söyledi. Zaten Mısır’da öyle bir ihtimal yok. Kilise ve sol çevreler yeni bir Humeyni söylemiyle İslami kesimlerin önünü kesmeye çalışıyorlar. Devrim bitti lakin ‘dümeninde kim olacak?’ kavgası bütün şiddetiyle sürüyor. Tunus’da da öyle... Lakin Salih Verdani gibi (İran Devrimi sempatizanıdır) dostlar varken ordunun uyarılarına ihtiyaç yok.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT