1. YAZARLAR

  2. Osman Atalay

  3. Beşşar’ı besleyelim, Evren’i asalım çelişkisi
Osman Atalay

Osman Atalay

Yazarın Tüm Yazıları >

Beşşar’ı besleyelim, Evren’i asalım çelişkisi

A+A-

Türkiye bir haftadır 12 Eylül askeri darbesinin hayattaki önemli 2 isminin yargılanması ile meşgul. Davaya müdahil olanların, 12 Eylül mağdurlarının, yakınları ve bizzat işkence görenlerin acılarını, anılarını ve hikayelerini dinliyoruz. Çok farklı siyasi görüşe mensup liderler, sendikacılar, yazarlar, sanatçılar ve parti başkanları dahil olmak üzere TV ekranlarında ve basın toplantılarında 12 Eylül döneminde cezaevlerindeki polis ve askeri uygulamaların ne kadar acımasız ve gayri insani olduklarını anlatıyorlar.

12 Eylül’ün sembol ismi Kenan paşanın sağlık sebebi ile mahkemeye gelmemesini kınayarak, Mısır’ın zalim diktatörü Mübarek gibi sedye veya tekerlekli sandalye de hakim karşısına çıkmasını istiyorlar. 12 Eylül paşalarının yargılanmasını isteyen mağdurlara baktığımızda sol, İslamcı, Ülkücü, Kürt, liberal tüm kesimleri görüyoruz. Hele mahkeme önünde toplanan kayıp yakınları anne ve babaların, eşlerin ve çocukların 1980 yılından beri işkencede ve hapishanede öldürülmüş hâlâ haber alınamayan mezar yeri dahi bilinmeyen yakınlarının fotoğrafları ile Ankara’ya koşmaları insanı derinden etkiliyor.

17 yaşında gencecik fidanlar yaşı büyütülerek darağacına gönderilmiş idi. Çırılçıplak vücutlara elektrik veriliyor, aç ve çıplak işkence ediliyor, plastik kaplarda da hem çorba hem de tuvalet ihtiyacı gideriliyor idi. Sakat kalan, aklını yitiren binlerce insanın acılı hikayeleri yüzlerce roman, hikaye, şiir ve filme konu oldu.

12 Eylül’ün paşalarından unutulmayan sloganlardan biri, ‘ne yani asmayıp da besleyelim mi’ cümlesi idi. Bugün canı yanan insanlar haklarını arıyorlar, o günlerde ne sivil toplum örgütleri, ne sendikalar, ne partiler örgütlenme hakkına sahip değildi. Yargısız infazlar, basılan evlerde mahkemeye götürülmeden yapılan infazlara tanık olurduk.

Bugün Türkiye’nin geldiği içinde bulunduğu özgür ortam mücadelesi çerçevesinde dünün işkence mağdurları, askeri cuntanın liderlerinden hesap soruyor, hakkını istiyor. Bu çok önemli bir süreç. Gün geldi devran döndü dünün zalimlerinden mazlumlar hesap soruyor..

Yukarıda detaylara girmeden anlattıklarım Türkiye’de 12 Eylül 1980 ile 1984 yılları arasında yaşandı.. Bugün Suriye’de yaşanan olayları tahlil ederken maalesef dün 12 Eylül’den şikayetçi olan ve 12 Eylül’ün liderlerini, zihniyetini yargılamak için ayağa kalkan mağdurların büyük bölümü Suriye’nin Kenan Evren’lerini yaşatmaya çalışmaları ne büyük çelişki.

Suriye’de 40 yıldır tek parti, tek lider, tek yönetim şekli. 12 Eylül dönemi gibi hiçbir düşünce, inanç, siyasi örgütlenmeye izin vermedi. Dünyada hapishanelerine girilemeyen tek ülkenin olduğu Suriye’de yaşanan işkenceler hakkında haber dahi yapılamıyor. 30 yıldır 40 bin insan Hama’da katledildi ve hâlâ mezar yerleri dahi bilinmiyor.

Bugün Kenan Evren’in heyecanla yargılanmasını isteyen sol, sağ, İslamcı, Kürt siyasi arkadaşlar, Suriye konusunda Suriye halkının 40 yıldır yaşadığı işkenceye kör, sağır ve ilgisiz kalmalarının vicdani, ahlaki bir yanı var mı? Bu nasıl bir çelişki?! Kenan Evren’i asalım, Beşşar’ı besleyelim mantığı. Türkiye solu, sağı ve muhafazakarının yaşadığı derin çelişkiyi ortaya koymaktadır.

12 Eylül işkenceleri ile Baas’ın 40 yıldır uyguladığı işkenceleri yan yana koyduğumuzda arada 40 yıllık 40 bin insanın kayıp olduğu toplu mezar var. Bu farkı Türkiye solu ve sağı yaşamış olsa idi, bugün Ankara’da ve TV ekranlarında Kenan Evren’i yargılayacak hallerinden eser kalmazdı.

12 Eylül’ün mağdurları kendilerine reva görmediği işkenceleri Suriye’deki insanlara nasıl görebiliyorlar? Suriye’de yaşananları en iyi 12 Eylül’ün mağdurları anlamalıdır.

12 Eylül’ün işkencecilerini yargılayalım, asalım, hesap soralım amenna. Fakat Baas’ın işkencecilerinden de hesap soralım, yargılayalım, asalım, diyen Suriye halkına da saygı duyalım.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT