1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Bergama'da "Gelecek Tasavvuru" Semineri
Bergamada Gelecek Tasavvuru Semineri

Bergama'da "Gelecek Tasavvuru" Semineri

Bergama'da faaliyet gösteren İlim ve Hayırlar Vakfının düzenlediği seminerde Hamza Türkmen konuştu.

A+A-

"Müslümanların Gelecek Tasavvuru" konusunu işleyen Hamza Türkmen, konuya giriş mahiyetinde öncelikle Osmanlı'dan miras aldığımız din anlayışının sorunlarını, ümmetin tarihimiz içinde vahiy ve fıtrattan nasıl uzaklaştığını anlattı. Kur'an diriliğini ümmetin şura yönetimi yerine saltanat yönetimlerine razı olma, akaidde mezhebi/kelami yorumları din edinme gibi nedenlerle yitiren ümmetin 19.yüzyılın başında batılı güçlerce tamamen işgal edildiğini belirten Türkmen kurucu batıcı kadronun cumhuriyetin kuruluş yıllarında müslüman kanaat önderlerine yaptığı zulümleri İstiklal mahkemelerinde idam edilen İskilipli Atıf Hoca örneği üzerinden anlattı.

Müslümanların 70'li yıllardan beri öze dönüş çabaları içinde edindiği kazanımları ve öncelikli iktidar hedefi yanlışlığı yüzünden hatalarını belirten konuşmacı bugünkü görevlerimizi gerçekleştirmek için Müslümanların doğru bir gelecek tasavvuruna sahip olmasının önemine değindi.

Türkmen zaafa uğramış Muhammedi Ümmet yapısını kendi nefsimizden başlamak üzere yeniden ıslah edip zindeleşmek isteyenlerden olduğumuzu, bu isteğin de geleceğe dönük bir değişim ve dönüşüm hedefi taşıdığını belirtti. Bu hedef doğrultusunda ifsad, ıslah, inkılap ve devrim kavramları üzerinde durdu. İfsad’ın olumsuz değişimi, ıslah’ın olumlu değişimi, inkılap’ın değişim için nötr bir kullanımı, devrim’in ise Batılı paradigmaya ait vahiy dışı liberal, marksist, anarşist değişimleri ifade ettiğini; ancak muhtevasını nötrleştirerek ıslah kavramı zemininde ödünç bir kavram olarak kullanılabileceğini belirtti.

Türkmen, zaafa uğrayan ümmet yapımızın ulusal ve küresel kuşatmalar altında olduğunu, fakat bizlerin tutarlı bir gelecek tasavvuru için olmamız gerektiğini vurguladı ve dört başlığa dikkat çekti:

1- Durumumuzla ilgili ciddi bir tarih ve toplum değerlendirmesi.

2- Sünnetullaha uymayan gelecek algılarının neler olduğu.

3- Bizi geleceğe hazırlayacak bugünkü şahitlik görevimizin ne olduğu.

4- Bizi kuşatan yakın ve uzak cahili ortamın tutarlı olarak okunması ve değerlendirilmesi.

Türkmen, Müslümanların bugünkü konumlarıyla ilgili kısa bir “durum değerlendirmesi” yaptıktan ve Müslümanların gerçekçi veya sahih olmayan “gelecek tasavvurları”na örnekler verdikten sonra şunları anlattı:

Hayata ıslah temelli bir bilinçle bakabilenler için bugünkü şahitlik görevimizi “İçinizde iyiliği emr ve kötülükten men edecek bir ümmet bulunsun” hitabı doğrultusunda kavrayıp yaşamlaştırabilmeliyiz. Yani Kur’an ümmetini yeniden inşa etmek üzere Kur’an talebesi olan İslami şahsiyetlerin beldemizde ve yöremizde yetişen, adanmış, şahitlik yapan, tebliğci ve istişari Kur’an nüveleri haline gelmeleri ve güçleri yettiği kadarıyla da diğer nüvelerle irtibatlı ve programlı etkinlikler göstermeleri gerekir. Türkmen bu görevin ümmeti yeniden inşa etmenin ilk basamağı olduğunu belirtti. Bu doğrultuda temel ibadetimiz ve görevimizin “ıslah ve inşa çabası” olduğunu belirten Hamza Türkmen, bu doğrultuda ilerleyebilmek için yerel ve küresel “çevre şartlarının analizi”ni yapmamız, şartların uygunluğunu veya uygunlaşma imkanlarını gözetmemiz gerektiğini söyledi. Ve Hz. Muhammed zamanında Mekke’de eğitimde, şahitlikte ve tebliğde “Rasul ve Rasulle beraber olanların” Mekke şartlarında panayır, eman, ilaf gibi uygun şartları, Rum ve Sasaniler arasındaki gelişmeleri, uygun hicret ortamı için Habeşistan ve Yesrip ortamlarını diğerlerine nispetle nasıl da tarttıklarını ve değerlendirdiklerini hatırlattı. Bir taraftan ıslah ve inşa hedefimiz için yol almanın, bir taraftan da yoldaki dikenlerin ayıklanmasına ilgi göstermemizin önemini belirten konuşmacı, bu süreçte dış şartlar ve engeller için üç aşamanın söz konusu olduğunu belirtti.

“Birinci aşama”nın bizi kuşatan cahili yapılara, diktatörlük rejimlerine veya Türkiye’deki gibi vesayet sistemlerine karşı tavır almamız gerektiğini belirtti. Var kalabilmemiz, tebliğ ve faaliyetlerimizin yasaklanmasını engellemek için Filistin’deki gibi zalimlere ve gasıplara karşı intifadayı, direnişi yükseltmemiz gerektiğini söyledi. Ama bu intifadanın vahdete dayanan bir çizgiyle değil –çünkü Müslümanlar henüz bu niteliğe ulaşamadılar-, düşmana karşı ittifak yapmış bileşenlerle yapıldığına da işaret etti.

“İkinci aşama”da geriletilen veya yıkılan vesayet ve diktatörlük rejimlerinin bıraktığı boşluğun yeniden küresel kapitalist politikalar ve sömürüsüyle işgal edilmemesine dikkat çeken Türkmen, halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması ve birinci aşamanın bileşenlerinin ve halkın söz söyleyebileceği bir katılımın oluşturulabilmesinin gerekliliğine işaret etti. Bu sürecin bir İslam inkılabını ifade etmediğini ama yaşanan şartların katılımcılar açısından da tebliğ ve inşa faaliyetleri açısından da vesayetsiz ve özgür bir ortamı ifade edebileceğini belirtti. Bu bağlamda Siret’te Habeşistan şartlarının veya Yesrib şartlarının uygunluğu veya düzeltilmesi konusuna değindi

Bütün bu süreçlerde Müslümanlar için temel amaç iktidar olmak değil; bizzat bu süreçlerde örneğin Ortadoğuda’ki intifadada ve Türkiye’de Kemalist vesayet sisteminin geriletilmesi süreçlerinde baskının zayıfladığını bir imkan bilmek olduğunu belirten Türkmen, “Rahat ortamları temin ettikçe ıslah temelli Kur’an nüvelerini hızla oluşturmayı, niteliğimizi, tebliğsel yeterliliğimizi ve etkinliğimizi geliştirmeyi asıl edinmeliyiz” dedi.

“Üçüncü aşama”ya ise alttan gelen kitlesel bir dalgayla geçileceğini belirten Türkmen, bu sürece ulaşabilmek için Müslümanların ıslah ve inşa görevi doğrultusunda kurdukları Kur’an nüveleri veya halkaları ile bir Kur’an toplumu zinciri oluşturabileceği, vahiyle uyarılmış ve kazanılmaya başlanmış bir kitleleşme sağlayabileceği merhaleye dikkat çekti. Bu süreçte birbiriyle kenetlenen Kur’an nüveleri bir zincir oluşturmalı, kamuoyunda İslami bir rüzgâr estirilmeli ve Müslümanlar vahyin şahitliğini üstlenmiş bir Kur’an toplumu-ümmeti haline gelebilmelidir. İşte böyle adanmış bir Kur’an toplumu olmaya başlandığında İslami bir yönetim örnekliği açısından da; İslami sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel uygulamalar açısından da veya vahyin kültürünü veya medeniyetini yeniden oluşturmak açısından da bir İslam inkılabından ve imkanından bahsedilebilir. Türkmen, bu süreçte başarı testinin ise Rad Sûresi’nin 11. ayetinde belirtildiği gibi Allah’ın gaybi yardımına mazhar olup olunmadığı duygusu ve vakıasıyla gerçekleşebileceğini belirtti.

hamzaturkmen-20120213-02.jpg

hamzaturkmen-20120213-03.jpg

HABERE YORUM KAT

5 Yorum