Beraber Yaşamak Mümkün mü?

09.12.2014 21:56
Beraber Yaşamak Mümkün mü?
Müslümanlar başkalarına kendi dinlerini dayatmalarının kabul edilemez olduğunu bildikleri gibi, başkalarının baskısıyla kendi dinlerinin en ufak bir ilkesinden de vazgeçemeyeceklerini bilirler.

Abdulhakim Beyazyüz / Haksöz Haber

İnsan fıtri olarak bütün güzel huyların, nimetlerin,  güçlerin, kabiliyet ve başarıların kendisinde toplanmasını ister. Bunu arzulaması yanlış olmadığı gibi bundan utanması da gerekmez. Tersine bu güzellik ve imkânlara ulaşmak için çaba göstermesi doğru ve İslami bir davranış olacaktır.  Zira Allah insanları Yunan mitolojilerindeki sahte ilahlar gibi kıskanmaz. Aksine Allah insanları bilgi, iyilik, güç ve nimetlere ulaşmalarını sağlayacak bir donanımla yarattığı gibi,  onlara yardımcı olmak üzere vahyiyle onlara rehberlikte etmiştir. Bu nedenle önemli olan bu güzellik ve imkânlara sahip olma çabası sırasında fert ve toplulukların gayri meşru yollara düşmemesi ve diğer canlıların haklarına tecavüz etmemeleridir. Yani bu nimetlere ulaşma mücadelelerini insani amaçlarla ve insanca yapmaları ve hayvanlaşmamalarıdır. ( Bu arada her insani olanın İslami, her İslami olanın da insani olacağını da bilmek gerekir.)

Bu sebeple İslam, Müslümanlara bütün güzel özelliklere ve nimetlere sahip olmalarını isterken, , diğer yandan farklı inanç ve pratiklere sahip kimselere her hangi bir fikri ve ameli dayatmada bulunmamalarını da net bir şekilde kendilerine emretmektedir. “Dinde zorlama yoktur, doğru yol eğri yoldan (vahyin gelişi ve peygamberin bunu pratiğe aktarışıyla ) ayrılmıştır.” (1) İslam bunu söylerken, bu zorlamayı sadece Müslümanların zayıf oldukları zamana da hasretmemiştir.  Tersine her zamana dönük ve mutlak bir emir olarak mensuplarına bildirmiş ve farklı bir tavrın Yüce Allah’ın iradesine karşı gelmekle eş anlamlı olacağına dair ihtarda da bulunmuştur.  Zira Müslümanlar bilmelidirler ki “Eğer Allah dileseydi herkesi bir yol üstünde (zaten) toplardı “  

Bu nedenle Müslümanların yaşadıklar coğrafyalarda sayısız inanca mensup insan gruplarının varlığı söz konusu olabilmiştir. Mısırdaki, Iraktaki, Suriye’de ki, Filistin’de ki ve Anadolu’da ki çeşitli din ve mezhep mensuplarının varlığı, bunun somut kanıtlarıdır. Tarihte yaşadığımız bu güzel örnekliği daha da zenginleştirip geliştirerek günümüze taşımakta, peygamberlerin günümüz takipçileri ve temsilcileri olmaya aday tüm fert ve grupların da en temel görevlerindendir.  Bu sorumluluklarını yerine getirdikleri oranda peygamberlerin misyonuna uygun bir pratiği yakalamayı başaracaklardır. Zira açıktır peygamberliğin amacı insanları rablerinin mesajını anlama, yaşama ve diğer insanlara iletmedir. “sana düşen sorumluluk mesajın (diğer insanlara) ulaştırılmasıdır.(İnsanları gerçek niyet ve tutumlarına bağlı olarak) hesaba çekmek bizim görevimizdir.”

Bu nedenle Müslüman fert ve topluluklar başka toplumlarla farklılıkları en fazla tolere edebilecek güç ve imkâna sahip kesimlerin başında gelirler. Zira Müslümanlar bilirler ki hiç kimse hak etmediği halde cehenneme veya cennete gitmeyecektir. Bütün insanlar, her şeye mutlak manada hâkim olan ve onlara karşı çok merhametli olan Yüce Allah’ın adil hükmüyle hak ettiğine mutlaka ulaşacaktır. Bulundukları toplumda Müslümanlara düşen görev başkalarına baskı yapmak ve onlara kendi hayat tarzlarını dayatma değildir, onların görevi peygamberler gibi, yüce Allah’ın mesajını doğru bir şekilde anlamak, yaşayıp örneklendirmek ve güzel örnekliğe davettir.  “Ben şüphesiz Müslümanlardanım deyip Salih amel işleyen ve Allaha davet eden kimseden daha güzel sözlü de kim olabilir?”(3)

Yazının Devamı >>>

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim