Benlikleri kimliklerine kurban edilmiş iki halk

25.08.2011 15:17

Emre Uslu

Kürt sorununu tartışırken kaçırdığımız bir konu var. Hem Kürt hem de Türk kimliğinin doğuşu sorunlu oldu. Bu sorunlu doğum bugün yaşadığımız çatışmanın da ana sebebi. Bugün kimlik çalışmaları bir konuda hemfikirdir. Kimlikler modernitenin sonuçlarıdır. Hem Türk toplumu hem de Kürt toplumu moderniteyle tanışmadan modernitenin ürünü ulusal kimlik ile tanıştırıldılar. Bu yabancı unsuru doğal olarak her iki toplum da ilk etapta reddetti. Ancak Türk kimliğinin avantajı, bu kimliği bir program dâhilinde topluma dayatan bir devletin olmasıydı. Devlet elinde sopa ile Türk kimliğini Türklere dayattı. Bir anlamda devlet bu kimliği sopayla doğurttu. Sopayla doğurttuğu kimliği de silahla koruyor.

Türk kimliğinin avantajı ilk etapta Osmanlı’dan yetişmiş bir entelektüel zümre tarafından üzerine çalışılmış olması. Bir Yusuf Akçura’nın bizzat Tatar kimliği üzerinde deneyip Türk kimliği üzerinde uygulamaya koyduğu model Türk kimliğinin bir proje dâhilinde tutmasına neden oldu. Özellikle okullaşma ile devlet de geniş kitlelere yerel kimliklerini unutturdu ve zorla da olsa Türk kimliğini giydirdi. Bu ucube giysiyi bir süre sonra Türkler “geleneksel giysileri” gibi kabul etti ve bu ucubeye uymayan her şeyi de dışladılar. Tabii ki devletin rolü burada en önemli unsurdu.

Türk kimliğinin arkasında bir zihinsel birikim vardı ve bu birikimle bu elbise bu topluma giydirildi. Ancak toplum bu elbiseyi giymeye hazır değildi. Elbiseyi tanımaya çalışırken vücudunu unuttu. Elbiseyi taşımaya çalışırken kendini paraladı. Dolayısıyla Türk kimliği bugün dışı cilalanmış içi paralanmış bir kimlik olarak yaşamaya devam ediyor. Eğer etrafımızda ucube arıyorsak üzerimize giydirilmiş bu kimliğe bakıp ucubenin nasıl bir şey olduğunu görebiliriz. Türk devleti zor kullanarak ulus kimliği yarattı ama içindeki benliği, hatta insanı öldürdü. Böylece, insansız, kişiliksiz ve benliksiz bir kimlik doğdu. İnsanlar bu kimliğe kurban edildi ediliyor. Her şehit cenazesinden sonra “vatan sağ olsun” çığlığı aslında insanın kimliğe kurban edilişine duyulan çaresiz bir çığlıktan farklı değil duyabilene...

Kürt kimliği için durum biraz daha da vahim. Kürt kimliği iki yönden travmatik bir vakıa olarak doğdu. Bir yandan ulus-devletin asimilasyon politikaları nedeniyle gelişimini tamamlayamadı ve reaksiyoner bir ruh haliyle doğdu. Öbür yandan da hem bir koruyucu ve destekçi devletten yoksun olması hem de entelektüel gelişimini tamamlamadan doğması nedeniyle travmatik bir kimlik olarak karşımızda duruyor.

Tıpkı Türkler gibi Kürtler de moderniteyle tanışmadan modernitenin çocuğu ulusal kimlikleriyle tanıştırıldılar. Kimlik, modernitenin mabetlerinde, İstanbul, Şam ve Kahire’de doğdu, gömlek buralarda biçildi ama Diyarbakır’da Bitlis’te halka giydirilmek istendi.

PKK devreye girene kadar Kürt kimliğinin kitleselleşmesi mümkün olmadı. PKK’dan önce gelen Kürt örgütlerinin Kürtler arasında taban bulamamasının nedeni modernitenin unsurlarının Kürt bölgesine çok geç ulaşmasındandır. Kürtlerin bir devleti de olmadığından Kürt kimliğini halka dayatamadı Kürt hareketleri. Bunu ilk kez PKK yaptı. Dahası modern kavramlar, şehirleşme, seküler dünya tasavvurunun Kürt coğrafyasına yerleşmesi Adnan Menderes’in kalkınma hamlesinden sonra, bölgenin yollarla birbirine ve dünyaya bağlanmasından sonraya denk düşer. Bölgedeki okullaşma, iletişimin artması gibi toplum olarak Kürtlerin modernitenin unsurlarıyla tanışmasından sonra, 1950’lerin ikinci yarısına denk gelen bu dönemden itibaren Kürtlerin kimliği de artık kitlesel kimliğe dönüşmeye başlamıştır. Özellikle 1960’lardan itibaren bu faaliyetler hız kazanmıştır. DDKO gibi Kürt hareketleri artık taban bulmaya başlamıştır. Doğal olarak da Kürt kimliği üzerine entelektüel tartışmalar bu dönemde yoğunlaşmıştır.

Ancak Kürt kimliği üzerinde başlayan entelektüel tartışmalar zihinsel olgunluğa kavuşmadan, zihinsel evrimini tamamlamadan, PKK’nın şiddet stratejisi nedeniyle kriminalize olmuş, terörize edilmiş ve erken doğum yapmıştır. Zihinsel olgunluğunu tamamlamadığı için de travmatik bir doğum olmuştur bu. Tıpkı Türkler gibi Kürtler de kimliklerini yarattılar ama benliklerini bu kimliğe kurban ederek.

Bir kimliğin taşıyıcıları, üreticileri ve dercini çekenler o toplumun entelektüel elitini oluşturur. Oysa PKK ilk hamlesinde Kürt entelektüelini bertaraf etmiş ve kendi entelektüelini de ikâme edemediği için bu kimliğin ince zihinsel kıvrımlarının oluşumu mümkün olmamıştır. En entelektüel PKK elitlerinden birinin Bengi Yıldız olduğunu düşünürseniz sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Bu nedenle de Kürt kimliğinin bir Ziya Gökalp’i yoktur. Bu boşluğu doldurabilecek bir kişi, İsmail Beşikçi vardı; ama muhtemelen PKK’nın zihin haritası Beşikçi’yi anlamaya yetmediğinden kimliğin taşıyıcı annesi PKK yapısı ile donörü Beşikçi arasında kan uyuşmazlığı yaşandığından dolayı Beşikçi’nin tohumladığı fikirler de düşük yaptı. Daha iyi niyetle söylersek prematüre doğdu.

Daha da kötüsü Kürt kimliği geç kalmış bir zemheri çocuğu olarak erken doğumla dünyaya geldi. Ulusal kimliklerin globalleşmeyle birlikte yok olmaya başladığı dönemde doğdu. Dünya liberal devrimini yaşarken Kürt kimliği 19. yüzyıl modernitesinin kavramlarıyla doğurtulmaya çalışıldı. Bu konuda Kürt kimliğinin PKK eliyle ve şiddet yoluyla doğurtulmasına bu güne kadar yaşamasına neden olan “küvez”i devlet sağlamıştır. Özellikle askerlerin kimlik inşasına yönelik hiçbir fikri olmaması nedeniyle, Kürt bölgesi 2002 yılına kadar OHAL uygulamalarıyla yönetilmiş, batı liberalleşirken doğu devletleştirildiğinden Kürt kimliği orada yaşama olanağı bulmuştur. Liberal ekonomik pazar yapısı Türk kimliğini aşındırırken –bütün kimlikleri aşındırdığı gibi– devletçi ekonomik yapı OHAL bölgesi uygulamaları nedeniyle Kürt kimliğinin büyümesini sağlamıştır. Bu da batıya göç eden, liberal ekonomik topluma entegre olmuş, Kürtler ile doğuda, devletçi ekonominin içinde kalan, Kürtler arasındaki akıl ve ruh uyumsuzluğu yarattı. Devlet Kürt’ü / asimile olmuş Kürt ile ulusalcı Kürt arasındaki çelişki buradan gelir. Bu durum Kürt kimliğini felçli hale getirmiştir.

Batıdaki ile doğudaki arasındaki zihinsel uyumsuzluk BDP ile PKK arasındaki zihinsel uyumsuzluğa denk düşer. Ancak burada denge, silahı, yani gücü elinde bulundurandan yana olduğundan, çağdışı kalmış, kimliklerin oluşumu ile evrensel gerçeklik arasındaki uyumda geride kalmış PKK’nın dayatmaları Kürt kimliğini daha fazla hastalıklı kılmaya mecbur bırakmaktadır. Burada yine bu kimliği kurtaracak sosyal iklimi devlet sağlayacak gibi görünüyor. Çatışmaları başlatarak, bölgeyi yeniden devletleştirerek, liberal ekonomik toplum yapısının inşasını geciktirerek, zihinsel özürlü doğmuş, liberal toplum ile devletçi toplum arasında kaldığından dolayı da felç olmuş bu kimliği bu sefer de Erdoğan’ın sınırötesi operasyonla başlattığı sertleşme politikası kurtaracak gibi görünüyor. Tabii ki Erdoğan her şeye rağmen bölgeye liberal ekonomik toplumsal altyapıyı kurmaya devam etmezse...

acilim1@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim