’Benim Ormanımın Ağacı, Ya Minber Olur, Ya Dârağacı..’

15.12.2013 05:49
’Benim Ormanımın Ağacı, Ya Minber Olur, Ya Dârağacı..’
Başkalarının idâmı değil, zindana atılmaları karşısında bile dünyayı ayağa kaldırmayı şiar edinmiş içerdeki ve dünyadaki güç odaklarının Abdulkadir Molla’nın idâmına sessiz kalmaları manidâr değil mi?

Selahaddin E. Çakırgil; Dershane tartışmaları, Bangladeş tarihini ve Abdulkadir Molla'nın şehadetini yorumladı: 

Önce bir teşekkür:

Onu son görüşümün üzerinden 33 yıl geçmişti. En küçük kardeşimizdi. O zaman 14 yaşında bir çocuktu. Daha öncesinde de, Samsun’a 1-2 senede bir gittikçe görürdüm. Belki, bu yüzden aramızda oldukça mesafeli bir bağ vardı. Yakından tanımadığı bu ağabeyiyle münasebetini mesafeli tutmayı prensip edinmiş gibiydi. Halbuki diğer ağabeyleriyle oldukça senli-benli, esprili konuşmalarını duyuyordum. Yakın çevresindeki herkes onun, kimseyi kırmamaya dikkat eden, halim-selim, espritüel ve ’ayaklı kütüphane’ denilecek cinsten, engin bir umumî kültüre sahib olduğunu söylüyordu.

*

10 Aralık akşamı, hayatını kaybettiği haberi ulaştı.

Onunla birlikte, bu 33 yıllık ayrılık boyunca, dünyadan ayrılışlarında yanlarında bulunamadığım en yakınlarım 4’ye yükseldi.. Babam, annem, kızkardeşim ve son olarak da Muhsin.. Ve kendi ailesinden uzaklarda, vefat eden merhûme eşimin gurbeti de bir ayrı kalb sancısı idi. Ve onun anne-babasının vefatları da eklenince, bu rakam, 9’u bulmakta..

*

Muhsin, kazâ yapmamıştı, bir trafik kazasını görünce, arabasını bir kenara çekip, o hadisedeki kazâzedelere yardımcı olmak isterken, alevler içinde kalarak can vermişti. Kendisine aid bir kusur sözkonusu değildi. Bil’akis, ’takdir-i ilahî’  diye teslim olabileceğimiz bir tablonun bütün unsurları vardı.

Evet, ölüm haberleri daima acıdır, ama, onun dünya hayatını, başkalarının hayatını kurtarmaya çalışmak gibi hayırlı bir çaba hareket içindeyken noktalaması, geride bıraktığı bizler için bir teselli vesilesi idi.

Allah’u Teâlâ, hepimize hayırlı âqıbetler nasib eyleye..

*

Bu münasebetle, telefon, mesaj veya şahsî ziyaretlerle fakir’i teselli edip acısını paylaşan bütün herkese teşekkür ediyorum. Kezâ, bunca yoğun meşguliyetlerine rağmen, telefonla bağlanıp, rahmet ve başsağlığı dileklerini bildiren Tayyîb Bey’e de ayrıca teşekkürler...

*

Bu şaşırtıcı zikzaklı tavırların hangisine itibar edilmeli?

Bu satırların sahibi için, sadece müslüman bildiği kimselerle değil, herkesle de herhangi bir polemik havasına girercesine yazmak, konuşmak, elem vericidir ve bunca yıllık yazı hayatımda bundan hemen daima kaçınmıştır. Ve kendini frenlemek için özel bir zorlama dikkati bile göstermez. Çünkü, dili ve kalemi kendisine elhamdulillah böyle bir rota çizmiştir.

Bu yüzden, son bir ay içinde yapılan tartışmalarla ilgili olarak değil, o tartışmalar sırasında, en ağır ve ölçüsüz sözlerin kullanılmasından dolayı yazmak zorunda kaldığım birkaç yazı bile, benim için ağır olmuştur. Ve o yazılarda da, kimseye hakaret etmeden, sadece hakaret sözlerini söyleyenlere bu tavrın kendilerine yakışıp yakışmadığını sormaya çalışmışımdır.

Bir önceki yazım da bu mahiyettedir. Ama, bu konuda ‘din dili‘yle konuştuğu ileri sürülen tarafın beyanlarına, söylemlerine bakınca, ne zaman nasıl konuşacağına dair herhalde kimse bir tahminde bulunamıyordur.

Nitekim, bırakalım önceki zamanlarda birbiriyle çelişen nice beyanları; sadece şu son bir aylık beyanlar bile, nasıl keskin zikzaklar çizildiğini göstermeye yeter. Bazan en şiddetli ve hiddetli savunma ve hattâ saldırı; bazan tam bir uzlaşmacı havasında.. İnsan bu beyanlardan hangisini esas alacaktır, hangisini ona aid sayacaktır, ya da hangisi onun dünyasını yansıtıyor veya bütün bu çelişkiler, sahibinin içinde bulunduğu durumu mu yansıtmaktadır, insan anlamakta zorlanıyor.

10 Aralık günü yaptığı konuşmada, F.G., son zamanlardaki konuşmalarından çok farklı bir profil oluşturuyordu.. Daha önceki beyanlarda değinilen konulardan tamamen farklı olduğunu göstermesi bakımından, alınız size son bir örnek..

Bamteli'nde ’Her Zaman Sulh Yolunda’  başlığıyla yayınlanan konuşmasında, F.G., ’Kimsenin kendi devletiyle ve başındaki iktidarıyla savaşma gibi bir niyeti yoktur. Bunu öyle göstermek isteyenler (Zannediyorum) ortada söz getirip götüren fitneciler, fesatçılar, mekirciler, keydciler ve hud'acılardır" diyordu..

Ekim-2004 tarihli ve son zamanlarda açıklanan gizli belgeler etrafındaki  MGK kararlarına da değinen F.G.,  "MGK 2004 kararlarıyla ilgili Hudeybiye teşbihi yaparken, o arkadaşların askerlerle ve o günkü idarede bulunan kimselerle beraber o meseleye imza atmalarını, şartlar ve konjonktürün gereği olarak, tıpkı Efendimiz'in bir gaileyi ucuz atlatma adına geri adım atması gibi ele aldım. Hem de şu cümleyle dedim; bazen geriye adım atmak, ileriye on adım atma değerindedir. Mesele siyak ve sibakıyla ele alındığı zaman görülecektir ki, esasen orada imza atan arkadaşları korumaya ve mâzur görmeye matuf bir ifade tarzıydı o.." diyordu. Halbuki, daha önceki konuşmasında, F.G., ‘O belgeyi gördüğüm zaman kolum-kanadım kırıldığı’ demiş ve onun bu sözleri, tarafdarlarını tetiklemiş ve Tayyîb Erdoğan aleyhinde ağır itham ve hattâ hakaretlerin yapılmasına kadar vardırılmıştı.

Şimdi ise.. F.G., ‘Kolum kanadım kırıldı!’  ifadesini başka niyetle kullandığını beyan ile,  ‘Hususiyle günümüzde nifak ve şikakın çok köpürüp durmasına karşılık, tadil edici ve tansiyonu aşağıya çekici ilaç türünden bir kısım pozitif tavır ve davranışlarda bulunmak yeğlenir. Kopma ve parçalanmayı hızlandırmamak için bazıları sineye çekilmeli ve karakterleri itibarıyla oldukları yerde durmalıdırlar" ifadesini kullanıyordu.

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim