Ben işte bundan...

26.02.2008 10:51

Umur Talu

Kızarsınız kızmazsınız; kimimiz "gaz" a inat başka şey de düşünmek, hissetmek, söylemek, sormak zorundayız.


Bir "ulus" un, emperyalist bir saldırı, işgal karşısındaki topyekun seferberliği başka şeydir

Kendi "tarihi, toplumsal, etnik sorunu"nun "dış topraklardan saldıran terör" şeklindeki "kanlı" tezahürüne, "kanlı" bir örgüte karşı "sınır ötesi operasyonel savaş" başka şeydir.
Hele, emperyalist bir devlet ile ortakları tarafından "hukuksuz" işgal edilmiş, parçalanmış topraklarda

Kısa süre önce o "emperyalist" devlet gözetiminde size saldıran, dağlarda ölüm kusan kuklalaşmış örgüte karşı, "bir mutabakat"la devran değiştiği için o "emperyalist devlet gözetiminde" yürütülüyorsa.

Önceki iki yazıda, muhalefetin "seferberlik" ten sıyrılıp aklını başını toplayarak sorması gereken sorular vardı:
1. "Sınır ötesi"nin sınır ötesi ne?
2. Başbakan ile Genelkurmay Başkanı'nın "Dolmabahçe mutabakatı", ABD ile "Arka bahçe mutabakatı" ve "ABD, İsrail, Türkiye üçlü mutabakatı" ne?

Binbaşıdan üsteğmene, astsubaydan gencecik ere, bayrağa sarılı tabutlar ile ayrı camilerden uğurladığınız evlatlarınızın kıymetini bir de bu sorular ışığında idrak etmeye, derin acılarını kalbiniz kadar aklınızla da hissetmeye çalışırsınız.

Tuhaftır ama, azıcık derin düşünürseniz, oradaki "düşman ölüler" in bir çoğuna kendi ülkenizde bir cenaze evi, onca "kendi" vatandaşınızın ana, baba, kardeş, akraba acısının da düştüğünü, bunun kahredici çelişkisini de bilirsiniz.

"Sınır ötesi" nden şehitlerle birlikte içeriye taşınan acılar, "sınır içi"ndeki acıların bitmesinin kilometre taşlarıdır inşallah.

Ancak, şöyle bir şey de oluyor:

Oturup da koltuklarında, elinde medya kalemi, birer komutan edasıyla, orduya hedefler gösterenler mantar gibi bitiyor.
Gencecik
(ve çoğu yoksul) askerlerin eksi 20 derecedeki öldüresiye ve ölümüne mücadelesiyle, şehit tabutlarıyla, "ölü teröristler"le kendinden geçip gazeteciliği unutanlar birer köşe kahramanı, köşe komutanı olup çıkıyor.

Onun gibi sorgulayanlar çok olmayabilir ama, binlerce askerin "hakiki komutanı" konumunda birisi, şunu paylaşmak istemişti:

"Bazı yavrularımız sadece şehit olmak hakkına sahipler. Onların yaşarken ne sigortası, ne eğitimi, ne devlet dairesinde tutulduğu muamele, ne de esasta varlıkları önemlidir bazıları için.
Bu
çocukların 'vatan için ölümü' üstüne çok konuşanların bir kısmı, canını vatan için veren saf ve temiz evlatlarımızın yaşaması, mutlu olması, okuması için asla kafa ve yürek yormayanlardır.
Ben işte bundan utanıyorum."

Bize de kendi mesleğimizdeki kimi histeriden utanmak düşüyor. Böyle zamanlarda bile bunu söylemekten kaçınmamak düşüyor.


Tersane ittifakı

Tersane ve gemi sanayi patronlarının dört temsilcisi, yanlarına "sakin" bir sendika temsilcisi alarak bugün basın toplantısı yapıyor. Harika slogan şu: "Gemileri yakmayın."

Gemileri yakan olmadığına göre, Tuzla'da 8 ayda 19 ölü çıktığı için, "bizi çok sıkmayın."

"Tuzla'nın çağdaş gazetesi" nden mektup geldi. Bir ölümün arka planı.

Özetleyeyim:

1. İstanbul Denizcilik, tersane sahibi, "iş önlemleri almadığı için" yüzde 40 suçlu.

2. Umut Gemi, taşeron firma, yüzde 30 suçlu.

3. Cengiz Tatlı 36 yaşında ardında üç çocuk bırakan, sizin tabirinizle "elektriğin çarpıp kaçtığı" işçi. Müfettişlere göre ölümünde yüzde 30 suçlu.

4. İstanbul Tersanesi' nin ortağı AKP'den Büyükşehir Belediye Meclisi Üyesi.

5.. Umut Gemi' nin, taşeron firmanın sahibi, üç dönemdir CHP İlçe Başkanı.

6.. CHP'li İlçe Başkanı' nın şirketi AKP'li Meclis Üyesi'nin şirketinden yılda 2.5 trilyonluk iş alıyor.

7. CHP'li milletvekilleri, Mehmet Sevigen ve Çetin Soysal sizin "fitili ateşleyen" manşetinizden 6 ay sonra, Baykal' ın baretli ziyaretinden birkaç gün önce Tuzla'daydı. Soysal, "Burada 19. yüzyıl koşulları var. Elektrik çarpmasıyla vefat çok ilkel ölüm" dedi.

8. Birkaç gün sonra bir TV kanalına canlı bağlandı, insanın haklarını gözeten komisyonun üyesi Soysal. Sunucu sordu: "CHP İlçe Başkanı da taşeron. Cengiz Tatlı onun işçisiydi. Bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?.." Soysal cevap verdi: "Hasan'ı bilirim. İyi çocuktur. Sosyal demokrattır, çağdaştır."


Memlekette "köle düzeni" dair yazdığım onca yazının ana fikri bu büyük, "Muhafazakar, milliyetçi, cumhuriyetçi, ulusalcı, sosyal demokrat, liberal, çağdaş, maneviyatçı, laik" ittifaktı zaten! İşçi Tatlı, yüzde 30 suçlu sayılarak böyle acı acı yüzde 100 ölmüştü! ne


Neo-ustalardan gazetecilere öğütler (96):

Medyanın her köşesinde sansür yoktur. Tamam şu sansür, bu otosansür, ama o bindiğiniz düğmeli şeyin adı "asansür" değil. Yanlış olmasın yani.

 

Sabah

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim