Ben bir Filistin poşusuyum

21.01.2009 01:56

M. Naci Bostancı

Ben bir Filistin poşusuyum. Onurlu insanların başlığıyım. Bilirsiniz, onur, söylendiği kadar kolay buluşmaz insanla. Onurlu olmak, saldırganın gücüne, silahına, arkasındaki desteğe bakmaksızın, onların hesabını yapmaksızın, kendi yokluğuna, yoksulluğuna aldırmaksızın karşı koyabilme haysiyetidir.

Elinde silahın yoksa elinle, etinle, kemiğinle alçaklığın önünde durmaktır. Onurlu olmak, zulme direnmek, ona boyun eğmemek değildir sadece, en ıstıraplı imtihan hallerine rağmen hâlâ insan kalmayı başarabilmektir. Ben, onurlu insanların başında bütün bunlara, bunlarla birlikte hayatın tüm hallerine şahit oldum. Sınırları öğrendim, aklın kendi üstüne kapandığı, değerlerin bir tayfunla darmadağın olduğu, sadece ölümün, kanın, yitirmenin tek gerçek haline geldiği anların şahitliğiyle yoğruldum.

Poşu dediğinin aslı pamuktur, yündür, ipliktir, insan emeği, alın teridir. Ama Filistin toprağının karakteri ve kaderi adeta onun poşusunda tecelli eder. Poşu bu dünyaya ait sıradan olana uhrevi ve ebedi anlamın mührünü vurur. Nasıl mı? Bin türlü yolla bin türlü ayrıntıyla yapar bunu. Bilirsiniz, insan başıdır, terler, sıcaktan terler, Akdeniz rüzgârlarının tuz ve yosun kokan dokunuşlarından terler, insan başıdır, bir kurşun dokunduğunda yüreğine yüzükoyun düştüğü yerde terler. Tüm o telaş, koşuşturma, sesler, çığlıklar arasında kimse bilemez ama ben Filistin poşusu, bir anne yumuşaklığında dokunurum o terli başa, içten içe büyüyen bir sessizliği silerim, çözülüp düştüğüm yerde Filistin'in kutsal alın teriyle ıslak en yükseğe çekilmiş bir bayrak olurum.

Poşu Filistin çocuklarının ellerinde, başlarında, boyunlarındadır. Aslında bir poşuyu açsanız, görürsünüz ki o Filistinli çocuklar kadardır. Poşular ve çocuklar birbirine dönüşür Filistin'e dair acılı muhayyilenin yanılsamasında. Çocuklar... ne oyunbazdırlar onlar, koşarlar, yaramazlık yaparlar, saklanırlar, ne dilbazdırlar, her şeyi bilirler, yarım kelimeleri, cümleleri büyüklerin geçmiş dilleriyle buluşur, hayat üzerine, ürpertili, tedirgin ama her vakit umut etmeye açık bir müziği seslendirirler. Onların koca koca açılmış gözleri dünyanın tüm gerçeğini içlerine çekmek içindir. Çocuklar için bir oyun alanıdır hayat dediğin, savaş da dâhildir buna, mermi de, tank ve uçak sesleri de. Kapı aralıklarından, dönemeçlerden, bir çöp varilinin ardından oyunla gerçeğin sınırının belirsizleştiği bir yerden, insanla kıyıcılığı yan yana getirmekte zorlandıkları bir anın içinden bakarlar yaşananlara. Bir şaka gibidir yaşananlar. Düşen bir füzenin, atılan bir tank mermisinin, ıslık çalarak geçen bir kurşunun, sokakları dolduran gürültünün ve sonrasındaki sessizliğin gerçekle düşe karışan paramparça görüntülerinde daha bir çocuk olurlar sonradan daha hızla büyümek için. Filistinli çocuklar şaka gibi ama erkenden büyürler bu yüzden, yaşıtlarının önünde koşarlar hayata ve onun yanı başındaki ölüme. Ben hayata ve ölüme koşan o çocukların başında rüzgârlarla savrulan poşuyum. O çocukların düştükleri yerden nasıl bir ruh gibi doğrulduklarını, diğer toprağa ve rüzgâra savrulan Filistinli kardeşleriyle birlikte koşuya nasıl devam ettiklerini bilirim. Bir yanım gömleklerinin üzerindeki bir suluboya gibi dağılan iri kırmızı lekeye bastırılır, bir yanım her Filistinli çocuğun başında daha yükseklere savrulur. Zaman geçer, çocuklardan da poşular kalır geriye, çocukların anısı avuçların içinde sımsıkı bastırılmış poşularda tutulur, yeniden bu topraklara atılan tohumlar olmak için.

Ben Filistin poşusuyum, bir annenin elinde dört parça. Biri kocası, biri çocuğu için, ikisi hiç tanımadığı Filistinli kardeşleri için. Dört parça Filistin poşusu olarak o annenin yüreğinin başındaki örtüyüm. Bir anne nasıl dayanır bütün bunlara demeyin, sevdiklerinin yaralarını nasıl bağlar, nasıl bir örtü olmak ister Filistin'in tüm yaralarına, demeyin? Annelik bu topraklarda nice sınavlardan geçer, dayanılmazı aşar, acıyı aşar, kâinatın yaratılışına ve sonuna ait anı aşar, anne anne olmayı aşar. Bazen bir annenin elinde toza, çamura, kızıla boyanmış çaresiz bir bez parçası gibi titrerken o elin yüreğine bastırdığı Filistin olurum. Toprak, çamur ve kan, bu kutsal coğrafyanın ölüme olduğu kadar hayata da açılan kapıları bir Filistinli kadının göğsüne bastırılmış poşuda yeniden can bulur.

Ben bir Filistin poşusuyum. Bu dünyanın bir vicdanı olduğunu söyleyen meydanlarda boy veririm. Başka dillerle insanlar bu soy coğrafyanın acılarını anlatıp onlarla aynı toprağı ve gökyüzünü paylaştıklarını haykırırlarken, ülkeleri ve dilleri aşkın bir ortak nabız olarak orada olurum. O insanlar, Filistinli çocukların yaralı bedenlerine, insanların gözyaşlarına uzatamadıkları ellerini benim ıslak ve yaralı varlığıma uzatırlar. Poşular meydanları doldururken Filistin çok uzakta olamaz artık. Filistin, bir göz odasında çocuklarına sarılmış bir annenin her an bomba düştü düşecek korkusuyla yavrularına sarılışıyla oradadır, kaybettiği iki küçük kızını elleriyle kefenlemiş ve onları yanaklarındaki veda busesiyle ebediyete göndermiş olan babasıyla oradadır. Filistin ağıtıyla, ezgisiyle, insan kardeşlerine uzattığı eliyle oradadır.

Rengim neler söyler insanlara bilirim. Duruşum, herhangi bir yerde, öylesine bırakılmış olsa bile. Katlarıma saklarım hikâyelerimi, derinlere daha derinlere çekilmiştir sözlerim, ancak içimi de görebilenler ulaşsın diye. Gölgelerime kadınların ve çocukların bakışları sinmiştir, savaşçılar ise gün ışığının en fazla vurduğu yerlerdedir, öylesine açıkta, her kim nasıl gelirse tüm gerçekliğiyle karşılamak için. Ben şimdi insanlığın toplam hayatı gibiyim, şu yerkürede her nerede ne yaşanmışsa acı adına, mazlumluk adına, kim alçaklığın en reziliyle karşı karşıya gelmişse, kimin elinden adı, kimliği, ülkesi, sevdikleri alınmışsa o benim. O yüzden şimdi artık adı Filistinli olan herkesin başındayım, Filistin'e en uzak ülkelerin onurlu insanlarının da başında, elinde, evindeyim.

Ben bir Filistin poşusuyum. İşte buradayım, iyi bakın bana. Size anlattığım her şey Filistin içindir elbette ama zaten şimdi insan dediğin "şey" her ne ise o da Filistin'in içindedir. O yüzden bana bakan gözleriniz size ne anlatıyorsa aslında sizi anlatıyordur. Uzak topraklardan gelen acılara bakmak ve Filistin'e dokunmak istiyorsanız sizin de başlarınızda bir Filistin poşusu olsun.

Şimdi hepimiz bir Filistin poşusu değil miyiz?

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim