1. YAZARLAR

  2. Yavuz Bahadıroğlu

  3. Bediüzzaman Atatürk’le görüştü mü?
Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzaman Atatürk’le görüştü mü?

A+A-

Herkes söyleyeceğini söylesin diye bekledim...

Bugüne kadar herkes sözünü söyledi, sıra bende...

Öncelikle bir hatırlatma yapmalıyım: Bir insan ölümünden elli sene sonra bile manşetlere çıkabiliyorsa, o insan etkili bir insandır.

Bir mektup, yazıldığından yaklaşık seksen sene sonra, manşete çıkmaya değer bulunuyorsa, mektubun yazarı önemli bir kişiliktir...

Neden mi önemlidir?..

Çünkü: Talebelerinden oluşan “Keçe Külahlılar” Birliği’nin “Milis Albayı” olarak Ermeni çetecilere ve Moskof işgalcilere kan kusturarak vatanseverliğini...

Bu esnada yaralanıp esir düştükten sonra sevk edildiği Kosturma’daki esir kampını ziyarete gelen Rus Kafkas Orduları Başkumandanı Nikolaviç’in önünde ayağa kalkmayarak izzetini...

Bu yüzden verilen idam kararını tebessümle karşılayıp, “İzninizle iki rekât namaz kılayım” diyerek tevekkülünü...

31 Mart Olayı sonrasında asılanların arasından geçirilerek, ekseriya idam kararı veren Hurşid Paşa’nın başkanlık ettiği Divan-ı Harb Mahkemesi’nde sorgulanırken verdiği cevaplarla masumiyetini...

Şekerci Hanı’nda kaldığı odanın kapısına, “Her suale cevap verilir ancak sual sorulmaz” levhasını asarak ilmi birikimini...

Henüz reşit olmadan, kendisini sınamaya çalışanlara verdiği üstün cevaplarla “Zamanın harikası” anlamında “Bediüzzaman” unvanını hakketmesiyle derinliğini ispatlamıştır.

Nihayet, Osmanlı’nın en yetenekli ilim adamlarını bünyesinde toplayan “Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye”ye ordu adayı olarak (Enver Paşa’nın teklifiyle) tayin edilmesiyle ilmî varlığını tescil ettirmiştir.

Yani Bediüzzaman, 1920’li yılların en etkili isimlerinden biridir. Büyük ihtimalle ilim adamları arasında ilk akla gelendir. Zaten bu kimliği dolayısıyla Mustafa Kemal tarafından 1922’de Ankara’ya davet edilmiştir.

Sözü uzattığımın farkındayım: Ne yapayım ki, bunlar söylenmeden tahlil yapılamaz.

Şimdi düşünün: Siz Osmanlı Devleti’nin içinden yeni bir oluşum çıkarmak isteseniz, böyle bir adamla görüşmek ister misiniz, istemez misiniz?

Onu saflarınıza katmak, bu suretle etkinliğinden yararlanmak hesabına girer misiniz, girmez misiniz?

Akıl için yol bir: Toplumda kabulü zor yenilikler yapacaksanız, mutlaka dönemin etkin isimlerini yanınıza çekmek istersiniz...

Bunu yapmak için de onlarla görüşürsünüz.

Görüşmek kimseyi küçültmez.

Başta 1. ve 2. dönem Şebinkarahisar Milletvekili Ali Süruri olmak üzere, Siverek Milletvekili Abdülgani Ensari ve ilk dönem milletvekillerinden Hüseyin Aksu bu görüşmenin olduğunu naklediyorlar.

Bu nakiller, “Hatıra belge değildir” denilerek geçiştiriliyor... O zaman “Nutuk” isimli hatıralarında Atatürk’ün anlattıkları ne olacak? Hatırat “belge” değilse, İstiklâl Savaşımızı hangi kaynaktan öğreneceğiz?

Çünkü o döneme ait tüm belgelere ulaşmak henüz mümkün değildir. Lâtife Hanım’ın tuttuğu notların bile çift anahtarlı çelik kasalarda saklandığını unutmayalım.

Peki, görüşme olmuşsa bile, Bediüzzaman, “Hür Adam” filmindeki gibi bacak bacak üstüne atmış mı?

Tarih böyle bir ayrıntı vermez. İnsanların beden dilleri o anki duruma göre şekillenir. Bediüzzaman’ın hayatını inceleyenler bunun mümkün olduğunu görürler. Zira pervasız, minnetsiz, gözü kara bir insandır. Rus Çarı’nın dayısının önünde ayağa kalkmayan bir esirden böyle bir tavır beklenebilir. Zaten karşısında bugünkü şöhreti ve konumuyla bir “Atatürk” değil, sadece TBMM Başkanı “Mustafa Kemal” vardır.

Ama bacak bacak üstüne atmış mı atmamış mı, bilmiyoruz? Bazılarımızı “duygusal” açıdan rahatsız eden bu ayrıntı, tarihsel açıdan kayda değer değildir.

Bu sebeple de “önemsiz” bir “ayrıntı”dır.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT