Becerikli Mr. Hadley

21.07.2008 05:10

Murat Yetkin

ABD Başkanı George Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley’nin 17 Temmuz’da yarım günü bulmayan Ankara ziyaretinde ‘az zamanda çok ve büyük işler başardığı’ ortaya çıkıyor. Ankara’da bulunduğu 8-9 saat içinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ile görüşen Hadley’nin Türkiye dahil sekiz NATO üyesi ülkenin ulusal güvenlik danışmanlarıyla toplandığı sonradan belli olmuştu. Türkiye adına Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Dış Politika Başdanışmanı Büyükelçi Ahmet Davutoğlu’nun ev sahipliğinde Ankara Devlet Konukevi’nde yapılan bu toplantıya, İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Polonya, Romanya ve Danimarka yönetimlerinden muadiller katılmıştı.

Hadley’nin, bu temasların yanı sıra, aynı gün Ankara’da bulunan Hindistan Başbakanı Manmohan Singh’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Mayankote Kelath Narayanan ile de gizli bir görüşme yaptığı anlaşılıyor. Kaynaklar, Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nde yapılan görüşmenin, ABD Büyükelçisi Ross Wilson’un dahi girmediği kısımlarında nükleer işbirliği konularının hem Pakistan, hem de sürmekte olan uluslararası görüşmeler çerçevesinde İran boyutlarıyla ele alındığı tahmininde bulunuyorlar.

Narayanan formülü mü?

Yalnız Hindistan’ın değil, uluslar arası politikanın da güçlü isimlerinden olan Narayanan, ABD ile Hindistan arasında 2005’te varılan nükleer anlaşmanın mimarlarından biri ve 2007’de imzalanan nükleer işbirliği anlaşmasının arkasındaki isim olarak biliniyor. Tıpkı Pakistan ve İsrail gibi Hindistan da nükleer silahlara sahip olduğu bilinmesine karşın nükleer silahların yayılması anlaşmasına (NPT) taraf değil. Ancak Hindistan, ABD ile imzaladığı bu çok özel anlaşma sayesinde, sivil amaçlı tesislerini Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetimlerine açmayı kabul etmişti. Bunun karşılığında da ABD, Hindistan’a koyduğu yatırım ambargosunu kaldırarak nükleer alanda sivil işbirliği desteği vermeyi kabul etmişti.

ABD ve Hindistan arasında varılan bu anlaşmanın, hafta sonu Cenevre’de süren ve ilk kez ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Williams Burns’ün de katıldığı İran görüşmelerine temel olan ‘dondur-dondur’ formülü için temel oluşturması üzerinde duruluyor. Buna göre, İran’ın uranyum zenginleştirme programını dondurması karşılığında İran’a yönelik son yaptırımlar da dondurulacak.

Narayanan bir süre önce de İran Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki ve nükleer görüşmeleri yürüten Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Dr Seyid Celili ile de görüşmelerde bulunmuştu.

Türkiye’nin katkısı

İran Dışişleri Bakanı Mutteki 17 Temmuz akşamı geldiği Ankara’da yaptığı temasların ardından 18 Temmuz’da Babacan ile düzenlediği basın toplantısında 5+1 adı verilen grup (BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi; ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa+Almanya) ile süren görüşmelerin geleceği konusunda ilk kez olumlu konuşmuştu.

İran’a tesislerini uluslararası denetime açması, ABD ve İsrail’e de soruna zor kullanmadan, diyalog yoluyla çözüm çağrısı yapan Türkiye, görüşmelere katkı veriyor. Dışişleri Bakanı Babacan’ın, Mutteki ile görüşmesinin ardından ve Cenevre görüşmeleri başlamadan önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ve Avrupa Birliği Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile telefon görüşmeleri yaptığı açıklanmıştı. Bu görüşmelerde Babacan’ın ABD ve AB’ye İran’ın son pozisyonu üzerine değerlendirmeler yaptığı biliniyor.

Babacan’ın aynı günlerde, yine ilk kez olmak üzere Türkiye’nin bütün dış temsilcilerini toplu görüşmeler için Ankara’da toplamış olmasının, yani büyükelçilerin o sırada Ankara’da olmasının da bu süreci teknik yönden kolaylaştırdığı inancı hâkim.

Türkiye-İsrail-Hindistan enerji köprüsü Narayanan’ın 17 Temmuz’da Ankara’da bulunmasının tek amacı Hadley ile kritik bir zamanda gizli görüşme yapması değildi.

Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Babacan ile de görüşen Narayanan, ülkesi ile Türkiye arasında stratejik anlamda işbirliği arayışında. Bunun başında enerji geliyor. Dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden Hindistan, enerji açığını karşılamak için Hazar ve Karadeniz limanlarına taşınan petrol ve doğalgazın Türkiye ve İsrail üzerinden, yani yeni ve alternatif rotadan Türkiye’ye taşınması projesine ortak olmak istiyor.

Hindistan Petrol Şirketi (IOC) bu amaçla, halen Ahmet Çalık kontrolündeki Çalık Enerji ile Ceyhan’da 5 milyar ABD Doları yatırımla yılda 15 milyon ton ham petrol işleme kapasiteli bir rafineri kurmak için başvurmuş bulunuyor. IOC, Erdoğan hükümeti tarafından Çalık grubuna yetki verilen yılda 60-70 milyon ton taşıma kapasiteli Samsun-Ceyhan ham petrol boru hattı projesine de yüzde 12.5 oranında ortak olmak istiyor. Bu projeye Japon Mitsubishi’nin de ortak olmak istediği biliniyor.

Hindistan’ın amacı, Karadeniz’e ve Hazar’a inen Rus, Kazak, Azeri petrol ve doğalgazını en kısa ve güvenli yoldan alabilmek. İlk kez Başbakan Erdoğan’ın 2005’teki İsrail gezisi sırasında gündeme gelen proje, Ceyhan’ı İsrail’in Ashkelon limanına bağlayacak ve petrol, gaz, su, fiber optik kablo ve elektrik hattı taşıyacak bir boru hattı projesi olarak düşünülmüştü (Radikal, 2 Mayıs 2005). Enerji Bakanı Hilmi Güler’in 2006’daki İsrail ziyaretinde İsrail Altyapı Bakanı Binyamin Ben Eliezer ile 13 Aralık’ta imzaladığı mutabakat zaptı sonrasında, projenin İsrail’in Akdeniz kıyısındaki Askelon limanı ile, Kızıldeniz’deki Eilat limanı arasında 1969’da (o zaman dost olan İranlılarla ortaklaşa) inşa edilmiş 250 kilometrelik boru hattını da kullanması gündeme gelmişti, (Radikal, 16 Aralık 2006).
Böylece, Rusya’nın Karadeniz’dekli petrol terminali Novorossisk’ten kalkan bir tankerin, Güneydoğu Asya ortalaması sayılan Singapur’a ortalama 43 gün olan seyahat süresi 19 güne inecekti. (Hindistan’ın Mumbay limanı için bu süre 12 güne inebiliyordu.) Üstelik İstanbul Boğazı ve Suveyş Kanalı’ndaki coğrafi kısıtlama nedeniyle en fazla 150 bin tonluk tankerler kullanılabilirken, Eilat’a 350 bin tonluk tankerler yanaşabiliyordu. Hindistan için bunun anlamı petrolü iki katından fazla hızla ve varilini 4-5 dolar daha ucuz almak demekti.

İki ülke arasındaki enerji köprüsü görüşmeleri, Babacan’ın 2008 Şubat başında yaptığı Hindistan ziyaretinde üst düzeye çıktı ve haritalar üzerinde konuşulmaya başlandı.

Rusya ve İsrail devrede

Hadley ve Narayanan’ın Ankara’da bulunduğu 17 Temmuz günü, Ankara’nın iki önemli konuğu daha vardı. İsrail Altyapı Bakanı Ben Eliezer ve Rusya’nın küresel gaz devi Gazprom’un Başkan Yardımcısı Alexandr Medvedev. Enerji Bakanı Güler, Ben Eliezer ile görüşmelerde Ceyhan-Ashkelon hattının fizibilite çalışmasının ayrıntıları üzerinde durdular. Bu aşamada Akdeniz altından döşenecek boru hattının maliyeti konuluyor. Uluslararası petrol devleri, Türkiye’nin ev sahipliğinde yürütülen Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerinden, Suriye üzerinden İsrail’e bir kara hattının ucuzluğu üzerinde dursa da, İran’ın Suriye ve Lübnan üzerindeki etkisi bu kadar yüksekken, güvenlik nedeniyle bu şimdilik uzak bir ihtimal olarak görülüyor.

Medvedev’in 24 Haziran’da Moskova’da Rus hükümeti ve Gazprom yetkilileriyle temaslarında Türkiye üzerinden İsrail’e gaz nakli konusunun, hisse ayrıntılarına dek görüşüldüğü biliniyor. Bu çerçevede, Türkiye ile Rusya arasında İkinci Mavi Akım gaz hattının döşenmesi de gündeme gelebilir.

Gazprom’un Türkiye’ye teklifi ise, Hindistan’ı daha çok ilgilendiriyor. Gazprom, yan şirketi Gazpromneft ile petrol işinde de ağırlık kazanmak istiyor. Bu amaçla başlayacağı ilk projenin Samsun-Ceyhan olması ise muhtemel. Yani İtalyan ENİ şirketinin taahhüt etmesine karşın Kazakistan’dan Karadeniz’e çıkış bulamadığı için sağlayamadığı boruyu doldurma garantisini Gazprom ya da Rusya verebilir. Hindistan’ın devreye girmesi, alım garantisi açısından hem Samsun-Ceyhan boru hattının, hem de Ceyhan-Ashkelon köprüsünün hayata geçirilmesinde stratejik önem taşıyor.

Irak, Nabucco, Azerbaycan ve İran

ABD Enerji Koordinatörü Boyden Gray’in 11 Temmuz’da Ankara’ya yaptığı ziyaret bu açıdan önem taşıyor. Bir gün önce 10 Temmuz’da Başbakan Tayyip Erdoğan Irak’taydı ve görüşülen konular arasında Irak gaz ve petrolünün Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına nakli de bulunuyordu. Aslında Irak ve Türkiye arasında 1970’lerde inşa edilen, Kerkük ve Musul’u Ceyhan terminaline bağlayan iki petrol boru hattı bulunuyor. Ancak gerek Irak’taki savaş ortamı, gerekse başta PKK kaynaklı olmak üzere sabotaj saldırıları nedeniyle bu hatlar tam işletilemiyor.

ABD, Türkiye ve Irak arasında kurulan işbirliğinin ardından 2007 sonundan itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak topraklarındaki PKK hedeflerini etkin şekilde vurmaya başlaması, bölgedeki dengeleri değiştirdi. Erdoğan Bağdat’tayken federal Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani yoluyla ilk diyalogun kurulduğunu Babacan açıkladı.

Bu yakınlaşma yalnızca petrol hattının işletilmesini değil, Irak doğalgazının yine boru hattıyla Ceyhan’a taşınmasını da getirebilir. Ceyhan böylece (Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıyla gelen) Azeri, Kazak ve (Samsun-Ceyhan yapıldığında) Rus petrolünün, Rus ve Azeri gazından sonra Irak gazının da dünya pazarlarına sunulduğu bir tür enerji süpermarketine dönüşebilir.

İran’a gelince... İran için Hindistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Narayanan’ın formülünden ilham alan ‘dondur-dondur’ önerisi kabul görürse, İran üzerindeki BM ve ABD yaptırımlarının hafiflemesi söz konusu. Bu, Türkiye’nin İran’la imzaladığı enerji nakil ve işletme anlaşmaları önündeki engellerin azalması anlamına gelebilir. İran gazının Türkiye’ye düzenli ve engelsiz akması demek, Avrupa ülkelerinin İran’la anlaşmalarının önündeki engellerin de kalkması demek. Bu, şu anda Azeri gazıyla yeterince doldurulamadığı için hayata geçirilemeyen Nabucco (Hazar gazını Türkiye üzerinden boru hattıyla Orta Avrupa’ya taşıma) projesinin de hayata geçirilmesine yardımcı olabilir.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim