1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. BDP'nin zorlukları
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

BDP'nin zorlukları

A+A-

PKK'nın yaptığı bütün hataların ardından gözlerin yargılayıcı bakışlarla BDP'ye çevrilmesi bir alışkanlık haline geldi. Başbakan BDP'lileri PKK ile veya terör ile aralarına mesafe koymaya davet ediyor, koymadıkları takdirde kendilerini de aynı kefede değerlendireceğini söylüyor. Medyada (hatta bizim gazetede) PKK saldırılarından BDP ile arasına mesafe koyamayan BDP'liler doğrudan sorumlu tutan sert yaklaşımlar sergileniyor.

PKK ile BDP'nin bu şekilde özdeşleştirilmesi basitçe BDP'nin PKK ile arasına mesafe koymaması veya koyamamasından kaynaklanıyor olsaydı, çok haksız sayılırdı. Oysa bu özdeşleştirme BDP'nin sadece terör yapan PKK'yı kınamaktan çekinmesiyle ilgili değil, aksine giderek terör yaptığı hallerde bile PKK'ya sahip çıkmasıyla ilgili. Yoksa epey zamandır herkes artık şunu takdir edecek duruma gelmiş durumdaydı. BDP kendisini PKK'ya karşı konuşlandırdığı anda bitmiş olacak çünkü dayandığı taban aşağı yukarı PKK'ya da sempati duyanlardan oluşuyor. Sadece bu da değil, ayrıca sorunumuz sadece Kürt sorunu değil, aynı zamanda PKK'nın bir şekilde razı edilerek dağdan indirilmesi sorunudur ve dağdakilerle bir şekilde diyalog kurup onların makul şartlarda dağdan inmeye razı edilmeleri sorunudur. Bunu yapmayı önemsiyorsak bu diyalogu tesis edecek aracılara da ihtiyaç duyulacak demektir ve bunu Öcalan ve BDP'lilerden başka kimsenin yapması mümkün görülmüyordu.

Doğrusu dağda bulunanların evlerini çok özlemiş olduğu ve eve dönmek için büyük bir istek duyduklarına dair beklenti sadece bir temenni. Dağa çıkmış olanların hangi şartlarda çıkmış olduklarını ve oralarda geçirdikleri zaman içinde savaşı nasıl bir meslek haline getirmiş oldukları yüzleşmemiz gereken bir gerçek. Ne yazık ki BDP bu süre içinde dağdakilerle onların istikbali ve topluma kazandırılması adına sağlıklı bir iletişim köprüsü hizmeti görmek yerine örgütleriyle dağa daha hızlı gidişin köprüsü rolünü oynadı. Bu yanıyla BDP süreç içinde oynayabileceği bütün rolü PKK'nın yanlış bir üstünlük ve güç sarhoşluğuna kapılmasına yol açacak şekilde harcadı.

BDP üzerinden demokrasinin legal imkanlarını kullanan PKK bu kanalı da dağa veya şehir yapılanmasına adam toplamak üzere kullandı. Bir yandan da Kürt siyaseti üzerinde BDP'yi de Öcalan'ı da sıfırlayan bir "askeri vesayet düzeni" kurdu. Bugün Kürt siyaseti bu yüzden PKK'nın vesayeti altıında hiç bir çözüm üretemeyecek bir hale gelmiştir.

BDP'nin hali bu yüzden seksenli ve doksanlı yııllardaki Türk siyasetçilerinin asker karşısındaki konumlarından da çok daha beter bir durumadır. O yüzden BDP'lilerin her terör olayından sonra PKK'ya yönelen öfkenin tamamını üzerlerine çekmekten başka bir fonksiyonlarının kalmamış olması onlar açısından oldukça trajik. Oysa bu fonksiyonları bile sonuçta PKK'nın kolaylıkla siyasal kâra dönüştürebildiği bir durum.

Diyarbakır'da sivil toplum kuruluşları, bir bildiri yayınlayarak BDP'yi tekrar siyasete davet etmişler. Siyasete dönüşün görünür yolu Meclise girmesi ve PKK'ya şiddeti durdurma yolunda bir çağrıda bulunması. BDP bunu yapabilir mi?

Doğrusu yukarıda anlattıklarımız ışığında BDP'nin durumunun çok zor olduğunu kabul etmek gerekiyor. Hiç bir yetkileri ve iradeleri yok. PKK'nın eylemlerine karşı alternatif bir siyaset üretmeye yetkileri yok. Yetki alanlarını Kandil tanımlamış durumda ve bunun dışına çıkma yönünde en ufak bir çabaları yok. Bu çabasızlık gönüllü de olabilir gönülsüz de, yani PKK'ya bile isteye veya zoraki bir itaattleri olabilir. Yaptıkları veya yapmadıklarını anlayışla karşılayacak halimiz yok tabiî. Bu süreçte aslında iradeleri olsa kendi yetki alanlarını genişletip çok hayırlı bir siyaset üretebilirler. Bunu yapmaları için, anladık, PKK'yı doğrudan karşılarına almaları da gerekmiyor, ama kendi varoluşlarını en azından kendilerine kanıtlayacak, kendilerine saygılarını tesis edecek makul çıkışlar yapabilirler. Kafayı buna yoracaklarına her fırsatta arkalarında bir silahlı gücü "güvence" gibi ima eden tehditkar ifadelere başvuruyorlar.

Bu ifadelerle oluşturdukları üslubu fark edemeyecek hale bile gelmiş olabilirler. Bunu o kadar içselleştirmişler ki, normal olan bu zannnedecek hale gelmişler. Bütün çözümler için tek aktör olarak devleti görüyorlar. Hep devletin veya AKP'nin bir şeyler yapmasını istiyorlar. Böyle yapmakla hem devleti ve AKP'yi aşırı güçlü hale getirdiklerinin hem de kendilerinin sürece yapabilecekleri katkılar üzerinde kafa yormaktan geri durdukları için kendilerini iptal ettiklerinin farkına varmıyorlar. Oysa siyaset tanımı gereği başkalarının eylemiyle değil kendi eyleminizle başlar. Hep başkasından bütün çözümü bekleyen hiç kimsenin hiç bir esamisi olmaz. BDP'nin ontolojik sorunu dediğimiz şey de bu.

Ne olursa olsun, siyaset için mutlaka bir yol vardır ama bu yol öncelikle başkaları tarafından halılar döşenmiş sizi bekleyen bir yol değil kendi çabanızla açılan bir yoldur.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT