BDP'nin 'boykot'u ve Türkiye'nin düzeni!

03.09.2010 00:47

Hüseyin Yayman

1990'ların başında Halkın Emek Partisi'ne yapılan en büyük eleştiri 'HEP'in, PKK ve Öcalan tarafından yönetildiği' suçlamasıydı. Bu eleştiriler karşısında Yalçın Küçük, 'HEP'i Öcalan'ın veya PKK'nın yönettiğine inanmam, yönetseler HEP daha iyi bir parti olurdu.' demişti. (Yalçın Küçük, Kürt Bahçesinde Sözleşi, Başak Yayınları, 1993, s. 341)

Abdullah Öcalan, Küçük'e verdiği mülakatta, 'HEP'in demokratik kuruluşlara açılamadığını, demokratik ilişki geliştiremediğini ve diplomasi yapamadığını' dile getirmişti. Öcalan, bugün de avukat görüşmelerinde BDP'ye benzer eleştirileri getirmekte, partinin yeterince etkin olmadığını ve demokratik kitlelere açılamadığını söylemektedir.

BDP'nin Büyük Millet Meclisi'nde anayasa paketinin bazı maddelerinin oylamasına katılıp bazılarına katılmaması ve referandum sürecindeki boykot kararı partinin kuruluşundan bu yana yaşadığı siyasetsizlik sorununu bir kez daha gözler önüne serdi. BDP'nin Meclis'teki tutumu ve sonrasındaki 'boykot' kararı, 'anayasa değişikliğine' ilkesel bir kararla değil, taktiksel bir yaklaşımla karşı çıktığını ortaya koydu. Ancak bu taktiğin genel bir stratejiden yoksun olması parti yönetimi ile taban arasında ciddi bir görüş farkının ortaya çıkmasına yol açtı. BDP'nin referandum oylamasında tabanını serbest bırakmayıp 'boykot' kararı alması, CHP'nin Meclis oylamaları sırasındaki 'boykot'unun tekrarı gibiydi.

BDP'nin, her krizde Öcalan ve PKK'nın dahi gerisinde kalması partinin sahiciliğini yitirmesine ve bir tabela partisine dönmesine yol açıyor. Özellikle sine-i millete dönme, eylemsizlik ilanı ve referandum konusunda BDP, Öcalan'la farklı pozisyonlara düştü ve duruşunu tashih etme durumunda kaldı. HEP'ten bu yana 20 yılda DEP, HADEP, DTP gibi dört partisi kapatılmış bir geleneğin parti kapatma konusunda tavır koyamaması bugün olmasa da yarın muhakkak yüksek sesle dile getirilecek ve doğal olarak eleştirilecektir. Tarihçiler, BDP'lilerin kısmen haklı eleştirilerini değil, derin çelişkilerini yazacaktır.

BDP birçok konuda haklı olarak devletin, Kürt meselesi ve BDP konusundaki çifte standartlı tutumunu eleştirmekte ve resmî ideolojinin tutarsızlıklarına dikkat çekmektedir. Bugün benzer bir durum BDP için de geçerlidir. Öncelikle BDP yönetiminin kendi resmi görüşleri dışında beyan edilen her düşünceyi baştan geçersiz saymaları, yıllardır anti demokratik uygulamalardan şikâyetçi olan bir siyasi hareket için ilginç bir durum oluşturuyor. BDP'liler devletin anti demokratik baskılarından şikâyet ederken benzer bir tavrı halka ve kanaat önderlerine gösteriyorlar.

BDP yönetiminden bazı isimlerin kapalı toplantılarda ayrı, kamusal alanda ayrı görüş beyan etmeleri, 'öz' fikirlerinin farklı olduğunu gösteriyor. BDP yöneticilerinin 'özde' ve 'sözde' fikirlerinin farklı olması referandum meselesinden daha derin anlamlar taşıyor. BDP'nin referandum sürecindeki çelişkili tutumu, bu partinin Türkiye siyasetinde ve özellikle Kürt meselesinin çözümünde özgül ağırlık sahibi olmasına mani oluyor. BDP'nin mevcut siyaseti, PKK kadrolarının parti üzerindeki etkilerini artırırken aynı zamanda tabanda prestij kaybına uğratıyor.

Türkiye siyasetini demokratik olmamakla eleştiren bir hareketin, boykot kararıyla tabanın iradesine ipotek koyması 'bu ne yaman çelişki' sözünü hatırlatıyor. BDP, 'hayır' demeyerek tabanının karşı çıktığı CHP ve MHP'nin safında yer almazken, 'boykot' kararının son tahlilde 'hayır' anlamı taşıdığını göremiyor. BDP yönetimi 'boykot' kararı vererek nasıl bir 'Türkiye düzenine' 'evet' dediğini fark etmiyor. BDP, 'boykot' ilan ederek, 'düzenin değişmesine' izin vermiyor.

BDP'nin 'boykot' kararı, referandumu 'etnik bir sayıma' dönüştürerek, duygusal kopuşu hızlandırma ve Kürt meselesinin çözümünde yeni bir psikolojik bariyer oluşturma riski taşıyor. Sandıklar açıldığında bölgede katılımın düşük olması, yeni spekülasyonların yapılmasına zemin hazırlayacak ve bu manzara Batı kamuoyunda Kürtlerin ayrılık talebi olarak tevil edilecektir. Özerklik tartışmalarıyla etnik gerilimi yükselten ve toplumsal yapıyı kırılgan hale getiren karşılıklı tartışmalara yeni bir gündem maddesinin eklenmesi olsa olsa demokratik çözüm seçeneğinin önünün kesilmesine hizmet edecektir.

BDP'nin 'boykot' kararının yerindeliğini test etmek için Batı'da yaşayan Kürtlerin ne yönde tavır alacaklarına bakmak gerekiyor. Antalya'da veya Aydın'da yaşayan bir Kürt'ün, referanduma vereceği cevap ile parti yönetiminin cevabı arasında belirgin bir fark oluşmuş durumda. Yapılan ciddi kamuoyu yoklamaları Batı Kürtlerinin 'boykot' kararına uymayacaklarını gösterirken, Doğu Kürtlerinin bu karara ne kadar uyup uymayacakları 13 Eylül'de görülecek. Kürtlerin tarihsel olarak özgürlüklerden yana tavır almaları dahi parti yönetiminin aldığı kararın isabeti konusunda akıllarda soru işareti doğuruyor. BDP yönetimi, aldığı yanlış bir kararla Kürtlerin bölünmesine sebep olurken Batı Kürtlerinin yoğun eleştirilerine muhatap oluyor.

ANAYASA PAKETİNDE KÜRTLER İÇİN NE VAR?

BDP yönetimi 'Anayasa paketinde Kürtler için herhangi bir düzenleme yok' eleştirisinde bulunurken 'boykot' kararını bu temel tez üzerine inşa etti. Bu eleştiri ilk bakışta mantıklı bir eleştiri gibi gözükse de bir miktar düşünüldüğünde paketin esasına yönelik anlamlı bir eleştiri olmadığı görülüyor. Askerî vesayetin kaldırılmasından, memur sendikalarına ilişkin düzenlemelere, yüksek yargıda yapılan reformlardan kadınlara yönelik düzenlemelere birçok adım atılmasına rağmen bu düzenlemelerin pakette 'Kürtler için bir düzenleme yok' şeklinde eleştirilmesi problemli bir bakış açısını ortaya koyuyor.

Bu düzeyden bakıldığında aynı eleştiri 'süne zararlısıyla mücadele kanunu' için de yapılabilir. BDP yöneticilerinin mantığına göre "kadınlara veya çocuklara yönelik bir iyileştirme" Kürt kökenli vatandaşlarımızı kapsamamaktadır. Mahçupyan, bu yaklaşımın, 'BDP'nin önemsediği şeyin Kürtler değil, Kürt 'kimliği' olduğunu' ileri sürüyor. BDP yönetimi, TRT 6 örneğinde çarpıcı biçimde yaşandığı gibi 'kısmî anayasa değişikliğine de 'kimlik' penceresinden bakıp demokratikleşme çabalarını kategorize edip, paketin içeriğini değil, ideolojik çağrışımlarını tartışıyor.

İsmail Beşikçi BDP'nin bu konudaki yaklaşımını olumsuz bulduğunu söylerken BDP'nin anayasa paketine destek vermesi gerektiğini belirtiyor. Beşikçi, 'BDP mükemmel bir anayasa düşünüyor. Bugünkü Meclis aritmetiğini dikkate alalım. Bu mükemmel anayasayı kiminle yapacaksınız? CHP ve MHP köklü değişimlere karşı. Onlarla bu konuyu konuşamazsınız bile. Bu konuyu ancak AKP ile veya Selamet Partisi'yle konuşabilirsiniz." demek suretiyle başka bir politik gerçeğe değinmektedir. Beşikçi daha da ileri giderek, "Kürtler referanduma olumlu destek vermelidir. Referanduma karşı oy vermek Kürtlere kaybettiren bir tutum olur." diyor.

BOYKOT KARARI DUYGUSAL KOPUŞU HIZLANDIRIR...

STK'ların, Diyarbakır'da yaptıkları açıklamalar, 'boykot' kararının yerindeliği konusunda başka bir önemli gelişmeye işaret ediyor. Bazı sivil toplum kuruluşlarının, PKK'nın ve BDP'nin psikolojik baskılarına rağmen 'evet' oyu vereceğini deklare etmesi bölgedeki yeni bir sivil inisiyatifin doğuşunun işaretlerini veriyor. STK'ların, 'boykot'a uymayacaklarını ilan etmeleri bir anlamda zımni bir meydan okuma anlamına geliyor. STK'lar uzun bir aradan sonra 'PKK'nın korku duvarını' aşarak bölge siyasetinin çoğulculaşmasına zemin hazırlıyorlar. Bu tavrın kalıcı olup olmayacağı tartışmalı olmakla birlikte devletin geçmişte yaptığı hataları yapmaması durumunda bu defa farklı bir inisiyatif gelişebilir.

Öcalan ve BDP, STK'ların 'boykot'a uymamalarını sert biçimde eleştirirken bu tavır geçmişteki ifadeleriyle çelişiyor. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, DTP'nin kapatılması sürecinde istifa kararlarından vazgeçmelerini sivil toplum örgütlerinin baskılarına bağlamıştı. (Neşe Düzel, Selahattin Demirtaş Söyleşisi, Taraf Gazetesi, 21.12.2009) Neşe Düzel'in 'İstifadan neden vazgeçtiniz?' sorusuna Demirtaş, "Halktan büyük bir baskı geldi. Diyarbakır'da elliden fazla sivil toplum örgütü bizi ziyaret etti. Halk Meclis'te kalmamızı istedi. 'Demokratik kamuoyu' dediğimiz, bizi etkileyen çevreler başlangıçta ikiye ayrılmıştı ama zaman geçtikçe kalmamız yönündeki görüş bariz bir şekilde ağırlık kazandı. Meclis'te kalmamız için imza kampanyaları yapıldı. Kamuoyunun giderek büyüyen tepkisini görmezden gelemezdik." cevabını vermişti. Demirtaş gibi mutedil bir siyasetçi aynı sivil toplum örgütlerini bugün ihanetle suçluyor.

BDP referandumda 'hayır' demeyerek CHP ve MHP ile; 'evet' demeyerek AK Parti ile aynı yerde durmaz görünürken, 'boykot' kararı siyasal sonuçları bakımından CHP ve MHP ile aynı yerde durmasına yol açıyor. BDP parti programında 12 Eylül darbesi ürünü olan ve toplumun tüm kesimlerinin, yapıldığı günden bu yana değişmesini istediği bir anayasa ile yönetildiğini ve bu anayasanın yenilenmesi gerektiğini ileri sürerken, bugün bu vaadini yok sayarak 'vesayetin-statükonun ve Eylülist anlayışın' yanında yer alıyor. BDP yönetimi paketin 'simgesel' değerini, 'kimlik' tartışmalarına feda ederek hem Türkiye, hem Kürtler için tehlikeli bir 'siyasal mühendislik projesine' onay veriyor.

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim