BDP yeni dönemde Türkiye'ye siyasi katkı sunabilecek mi?

14.04.2011 13:03

Vahap Coşkun

BDP hedeflediği 30 civarında milletvekili çıkarırsa hem yüzde 10 seçim barajını aşmış olacak hem de siyasi kanalları açacak ve bu kanalların kullanılarak sorunların tartışılması siyasete daha fazla güç ve itibar kazandırır ki, Türkiye için hayırlı olan da budur.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), 12 Haziran'da yapılacak olan genel seçimlerde, 41 ilde 64 bağımsız adayı destekleyeceğini açıkladı. Bu 64 adaydan 27'si, BDP'nin milletvekili çıkarma ihtimali olmayan (veya çok zor olan) yerlerden gösterildi. Meclis'e gidebilme şansları çok düşük olan bu adayların seçime girmeleri, hem BDP'nin Türkiye'nin her bölgesinden seçime girebildiğini göstermesi ve hem de BDP'nin diğer siyasi parti ve gruplarla olan dayanışmasını belirtmesi açısından sembolik bir değer taşıyor.

BDP'nin seçmen tabanının çok güçlü olduğu yerlerden gösterilen 37 aday konusunda ise BDP çok iddialı; BDP bu adaylardan asgari 30 tanesini Meclis'e göndermeyi düşünüyor. BDP'nin destekleyeceği adayların listesinde dikkat çeken gereken üç grup var: Bunlar; sol ittifak adayları, Kürt ittifakı adayları ve KCK Davası adaylarıdır.

SOL İTTİFAK ADAYLARI

İlk olarak 'sol ittifak' adayları üzerinde durulmalıdır. Bugün BDP tarafından temsil edilen siyasi gelenek, öteden beri Türk sol çevreleri ile birlikte hareket etmeyi ve onlarla dayanışma içinde olmayı çok önemser. Bu tür bir işbirliğinin, BDP'nin bir Türkiye partisi olma iddialarını güçlendireceğini varsayar.

Ancak, Türk sol çevreleri ile yapılan böylesi ittifakların BDP'ye siyasi açıdan bir fayda sağladığını düşünmüyorum. Bunun birkaç sebebi var:

a. Çoğu marjinal olan sol çevrelerle bir araya gelmek, BDP'ye Türkiye partisi olma vasfını kazandırmaz.

b. Bu ittifakların siyasi açıdan bir anlam taşıması için ilkesel düzeyde yapılması ve bir sürekliliğinin olması gerekir. Oysa BDP ile Türk solu arasındaki ilişkiler, sadece seçimler sınırlı kalıyor. Seçimler bittikten sonra kurumsal düzeyde bir işbirliği söz konusu olamıyor, birlikte çalışma ve üretme pratiği sağlanamıyor. İşbirliği sadece desteklenen adaydan ibaret kalıyor ve bu adayın içinden geldiği grup ile BDP arasında siyaseten güç kazandırıcı bir birliktelik gerçekleşmiyor. Ufuk Uras bunun iyi bir örneğidir.

c. Seçim ittifakı yapmanın en önemli nedeni, oy tabanını genişletmektir. İttifak yapılan sol çevrelerin, son derece kısıtlı bir seçmeni olduğundan, söz konusu ittifakın BDP'ye böyle bir katkısının olacağı söylenemez. Kaldı ki, sol gruplar BDP ile ittifak yapmaya karar verebilirler ama bu karar, o gruplarda yer alan herkesin BDP adaylarına oy vermelerini garanti etmez ve bu durum da BDP'ye yarar değil zarar verir. Mesela, 2007 seçimlerinde BDP -o zaman ki DTP- ÖDP ile seçim ittifakı yapmış, İstanbul'dan ÖDP Genel Başkanı'nın seçilmesini sağlamıştı. Ama Mersin'de ÖDP'liller BDP'li adaya -Orhan Miroğlu'na- oy vermemişler ve onun çok az bir oy farkıyla seçimi kaybetmesine neden olmuşlardı.

d. İttifaka girilen sol gruplar -örneğin dini özgürlükler, Avrupa Birliği, ekonomik yapı gibi- bazı konularda radikal bir sol söyleme sahipler. Kürt toplumunda bir karşılığının olduğunu düşünmediğim bu radikal sol söylem, Kürt siyasetini olumsuz yönde etkiliyor. Zira halkta bir yansımasını bulmasa da bu söylem, BDP'nin yönetim ve karar makamlarında bulunanları etkisi altına alabiliyor ve onların da siyaset üretirken gerçeklikten kopmalarına neden olabiliyor.

Bu nedenlerden ötürü, sol çevreler ile yapılan ittifakın BDP'ye bir ivme kazandıracağı kanısında değilim.

KÜRT BİRLİKTELİĞİ ÖNEMLİDİR

İkinci olarak, BDP'nin kendi dışındaki Kürtlere yönelik yaptığı açılımı değerlendirmek gerekir. BDP, bu seçimlerde güçlü bir temsili sağlamak için, hem Kürt meselesinin çözümünde şiddeti dışlayan Kürt siyasal hareketlerle ve hem de muhafazakâr Kürt gruplarla işbirliği yapmak için çaba harcadı. Bu bağlamda HAKPAR ve KADEP ile görüşmeler yürüttü, muhafazakâr siyasal aktörleri yelpazesi altına almaya çalıştı. HAKPAR ile yapılan görüşmeler bir neticeye bağlanamadı ve HAKPAR bu ittifaka dâhil olmadı. Ama KADEP ile anlaşma sağlandı ve Genel Başkan Şerafettin Elçi Diyarbakır'dan aday gösterildi.

Bu birliktelik önemlidir. Elbette HAKPAR'ın da olması bu birlikteliği güçlendirirdi. HAKPAR'ın olmaması bir eksikliktir, dolayısıyla Kürtler arasında bir birliğin oluştuğunu söylemek için henüz erkendir. Ama bu haliyle de söz konusu birlikteliğin verdiği mesajın çok değerli olduğunu belirtmek gerekir. Şerafettin Elçi ve Altan Tan gibi isimler, muhafazakâr kesimlerle olan irtibatın sağlanmasında ve sorunların çözümünde siyasetin ön plana çıkarılmasında önemli bir işlev görebilirler. Kürtlerin çok ağırlıklı bir bölümünde dini hassasiyetlerin büyük bir önem taşıdığı göz önünde bulundurulduğunda, muhafazakâr kesime dönük bu yönelimin BDP'ye güç kazandıracağı söylenebilir.

Üçüncü olarak da, KCK Davasından yargılanan 6 kişiyi bağımsız aday göstermenin anlamına değinilmelidir. KCK Davası, sadece PKK ve BDP'ye yakın çevrelerde değil, bütün bir Kürt kamuoyu nezdinde Kürt siyasetini tasfiye etmeye yönelik bir dava olarak algılandı. Bu davada devletin ve yargı makamlarının öne sürdüğü iddiaların hiçbiri kamuoyunu tatmin etmedi. Davanın yürütülüş tarzı da büyük sorunlar ihtiva ediyordu. Temsil yeteneğini haiz politik aktörleri tek sıra halinde dizip ellerini kelepçeleyerek resimlemek ve bu resimlere basına servis etmek, yargılamalar esnasında Kürtçe savunmaysa karşı çıkılması ve Kürtçe için 'bilinmeyen bir dil' ifadesinin kullanılması da Kürtleri rencide etti. Bu dava, hem BDP içinde ayrım noktalarının ortadan kalkıp bu partinin daha fazla bütünleşmesine neden oldu ve hem de BDP dışındaki Kürt grupların BDP'nin destek olması sonucunu doğurdu.

Bu itibarla BDP, KCK davasından yargılananları aday gösterip seçilmelerini sağlayarak bu davanın haksızlığını halka tescil ettirmek istiyor. Bu da siyaseten doğru yönde atılmış bir adımdır.

SEMBOL İSİMLER KİMLER?

BDP'nin aday listelerini tanziminde bahsedilmesi gereken iki konu daha var. İlki, Leyla Zana ve Hatip Dicle gibi sembol isimlere yer verilmesidir. Bu tablo, Meclis'te Kürt siyasi taleplerinin çıtasının yükseleceğine ve bu taleplerin çok güçlü şekilde dile getirilip savunulacağına işaret ediyor. Dolayısıyla Türkiye kamuoyunun, yeni oluşacak Meclis'te Kürt meselesinin ağırlıklı olarak gündemde tutulmasına ve yeni kavramlar çerçevesinde tartışılmasına hazır olması gerekiyor.

İkincisi, BDP' nin bölgede her yerde çıkarabileceği en fazla sayıda aday göstermesidir. Bu ciddi bir risktir. Çünkü bağımsız adayları seçtirmek son derece güç bir iştir. Oyları dengeli bir şekilde dağıtmanız, her bağımsız adayın çıkarabileceği kadar oylamasını sağlayacak bir tasarım yapmanız gerekir. Adayların desteklenmesi konusunda yapılacak hatalı bir değerlendirme, büyük bir başarısızlığa sebebiyet verebilir. Nitekim 2007'de BDP bunu yaşadı. Mesela Ağrı'da iki aday gösterdi, ama hiçbirini çıkaramadı. Dolayısıyla bu seçimlerde de böyle bir tehlike var. Ancak bu tehlikeye rağmen BDP'nin sınırları zorlaması hem kendine olan güvenini, hem de siyasi alanı genişletme iradesini yansıtıyor. 30 ve üzeri bir milletvekili sayısına ulaşma hedefi, BDP'nin gelecek dönemde daha güçlü bir siyasi faktör olma isteğini gösteriyor.

Eğer bu BDP bu isteğini gerçekleştirebilirse bunun Türkiye siyaseti açısından iki önemli sonucu olacaktır: Biri, % 10 seçim barajının geçersiz ve anlamsız kılınmasıdır. Diğeri ise siyasetin güç kazanacak olmasıdır. Siyasi kanalların açık olması ve bu kanalların kullanılarak sorunların tartışılması şiddeti daha fazla sorgulanır kılar, siyasete daha fazla güç ve itibar kazandırır ki, Türkiye için hayırlı olan da budur.

* Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi (vahapcoskun@gmail.com)

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim