1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. Bayramlık, kısa kısa..
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

Bayramlık, kısa kısa..

A+A-

 secakirgil@yahoo.com

1- Ramazan’ın sona ermesi münasebetiyle, Ramazan imtihanını hele de yaz mevsiminin çetin şartlarında başarıyla veren, vermek iradesi taşıyan ve aynı inancı paylaştığım kardeşlerime tebriklerimi ve bu kutlu ayda elde edinilen olumlu kazanımların, Ramazan’dan sonra da korunup, gelecek Ramazan’lara taşınması ve kendi nefslerimize karşı verdiğimiz savaşta daha ileri siperlerin fethedilmesi temennilerimi arzediyorum..

2- MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Kerkük’e gitmek istemesine Irak Hükûmeti tarafından vize verilmemesine kızmamak gerekir..

Gerçi, Bahçeli, geçtiğimiz geçen ay, Yunanistan ve diğer bazı Balkan ülkelerine de gitti ve orada Osmanlı 500 yılımızdan kalan bazı mekanları ve de türk kavminden olan müslümanların yaşadığı mekanları ziyaret etti ve o zaman  özellikle de Yunanistan’da son seçimlerle yükselen ve Meclis’e girmek imkânını ’Hrisi Avgi’ (Altın Şafak) gibi helen şövenisti, yunan ırkçılarınca protesto edilmek istendi, ama, büyük çaplı bir hadise cereyan etmedi..

Ama, Irak da öyle kabul edilebilir mi?

Her gün, bombaların patladığı, onlarca, insanın parça parça olduğu ve bu durumun yıllarca devam ettiği gerçeği ve de Bahçeli’nin insanlar arasında ırk ve kavimlerine göre ayırım yapan bir dünya görüşüne bağlılığı bilinirken, bu ziyaretin, Kerkük’de, kürd, arab, türkmen, keldanî, suryanî, müslüman, hristiyan, yahudi, vs. her tip kavim ve inanç gruplarının bulunduğu oldukça çetrefilli bir konuda bu geziye vize verilememiş olmasını hayırlı bir durum olarak değerlendirmek de mümkündür..

Çünkü, bir ay kadar öncelerden ilan edilen bu gezi ve Bahçeli’nin Ramazan Bayramı namazını Kerkuk’de bir câmide kılacağının açıklanması gerçekleşseydi, Kerkük’deki türk(men) unsurların, büyük ihtimalle oldukça abartılı sevinç gösterileri yapmaları ve bunun da Kerkuk’deki sosyal kesimler arasında yeni kırılmalara vesile olması kuvvetle muhtemeldi..

Hatırlayalım, iki hafta önce, Ahmed Davudoğlu, Erbil’e gidip, Barzanî’yle görüşmesini tamamladıktan sonra, 70 km. kadar güneydeki Kerkük’e de sessizce gitmesine rağmen, orada, bir kısım türkmenler coşkun sevinç gösterileri yapmışlar ve Davudoğlu da bu coşku karşısında, 90 yıl öncelerde Osmanlı’nın tarih sahnesinden silinmesine müncer olan gelişmeler sonrasındaki bu ilk gezinin gerçekleşmesine büyük önem verdiğini, neredeyse nasyonalist duygularla açıklamıştı da, Irak’ın Bağdad’daki merkezî hükûmet, bu durumu şiddetle protesto etmiş, hattâ bu izinsiz hareketi için, ’İsteseydik, Davudoğlu’nu tutuklardık..’ gibi açıklamalar yapmıştı..

Gerçi, Davudoğlu’nun Irak ülkesine gitmek için önceden vize işlemlerini yaptırdığı sonra anlaşılmış ve bu durumu bizzat Irak Başbakanı Mâlîkî de kabul etmişti, ama, o, işin diplomatik formalite yönü.. Bağdad Hükûmeti’ni rahatsız eden durum, herhalde, orada Davudoğlu’nun, geçmişin farazî ihtişamına hasretle vurgu yapan sözleri olmalı..

Bahçeli de aynı nutukların belki daha da ilerisini tekrarlayacaktı.. Balkanlar’da, arab beldelerinde ve kısaca Osmanlı’nın hâkimiyetinde olan sair diyar ve ülkelerde, T.C. yetkililerinin, dünün yöneticiliğinin mirasçıları gibi davranmalarının,  oralardaki yerli halkları rahatsız edeceği hesab edilmeliydi.. Bazılarımız zannediyor ki, Osmanlı’nın hâkimiyet alandaki bütün halklar da, bizde halka resmî ideolojiyle şırıngalandığı üzere, Osmanlı’yı derin bir tahassürle aramaktalar..

Sanıyor ve inanıyorum ki, öyle bir şey yok..

Hiç bir halk da bugün başlarında bulunan kukla yöneticilere veya diktatör emperyalist güçlerin oturtması diktatörlerden rahatsız oldukları için, hemen Osmanlı arayışçılığı içinde değil…

Osmanlı Devleti’nin 6 asrı geçen ömrünün elbette olumlu bir çok kazanımları da vardır.. Müslüman halklar o ortak kazanımları hasretle anıyorlardır, yoksa, saltanatı ve zora dayalı yönetim biçimlerini değil..

O ortak kazanımlar müslüman halklar arasında sağlanması temenni olunan vahdetin temelleri için elbette bir dayanak olabilir.. Ama, herhalde hiç bir halk, başında yeni bir zorba, yeni bir sulta idaresi, yeni bir padişahlık veya kemalizm ve benzeri bir diğer zorbalık ve tepeden inmeci uslûbu istiyor değildir..

*

3- Dersim’in (Tunceli’nin)  CHP’li m.vekili Huseyin Aygün’ün PKK’lı oldukları ortaya çıkan bazı silahlı kişilerce ormanlık alanlara götürülüp,  48 saatliğine ’misafir edilmesi’nden sonra, BDP’lilerin yolunun (bir tuhaf şekilde) kesildiği iddiası, Aygün Vak’ası  üzerine de gölge düşürdü..

Çünkü, BDP m.vekillerinin Şemdinli civarında, kalabalık bir medya ordusu ve halk kitlesiyle birlikte yolda ilerlerken, yollarının 5 kadar, PKK’nin silahlı elemanlarına aid olduğu bilinen üniformalar- elbiseler içindeki kişilerce  yollarının kesilmesi, sanki, bir mizansenin merhale merhale uygulamaya konulmak istendiğinin izlenimini uyandırıyor..

Ama, Aygün’ün kendisini kaçıranlar hakkında çok saygılı ifadeler kullanması, yine de da anlaşılabilirdi..

Ne var ki, bu vak’a üzerinden iki gün geçmeden, bu kez de BDP m.vekillerinin, yollarını kesmiş havasında ortaya çıkan silahlı kişilere derin bir sempati ve hayranlık içinde dinlemeleri ve onları âdetâ birer kahraman gibi karşılamaları ve oradaki halkın da, bu kişileri alkışlamaları ve PKK lehine sloganlar yükseltmeleri ve yarım saat kadar süren bu seremoniden sonra, çok aziz dostların ayrılırken biribirleriyle kucaklaşmalarını andıran çok sıcak görüntüler vermeleri gerçekten de, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir durum..

Kan tepeye fırlayıp söylenen gelişigüzel sözlerin, ’Ezeriz, asarız, keseriz, dilleri koparırız.’ gibi nutukları hep dinledik.. Bu gibi söylemlerin bir netice vermediğinden, bundan sonra olsun, ders çıkarılmalıdır..

Konuya sadece ceza kanunu maddelerini işleterek veya Osman Pamuoğlu tipi em. generallerin içiboş laflarının bundan sonra da bir sonuç vermiyeceği, taa baştan düşünülmesi gereken temel noktalardan birisidir..

Bu bakımdan, CHP lideri  Kılıçdaroğlu’nun, ’Orada herkes vardı, devlet yoktu..’ diye bir tepki vermesi ve devleti yönetenlerin, -zımnen- kemalist bir refleks vermesi çağrısını yapması oyununa gelinmemelidir..

Ortada, bir sosyolojik vak’a vardır ve sosyal bir kesimin, ’ülkenin ve halkın genelinden psikolojik olarak koptuğu’na dair bir ciddî işaret verilmektedir..

Bu tablo dikkatlice tahlil edildiğinde, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, rejimle halkı karşı karşıya getirmek gibi bir taktiğin güdüldüğü anlaşılmaktadır.. Bu oyuna gelinmemelidir.. Silahlı kişilere karşı mücadele edeyim derken, geçmiş 80-90 içinde, Diyarbakır,da, Ağrı’da, Dersim’de, Şırnak ve Lice’de yapılan gelişigüzel bombardımanlarda olduğu gibi, sivil halkın ve sivil yerleşim birimlerinin hedef alınması gibi bir durum ortaya çıkarsa, bu, Erdoğan’ı da Beşşar Esed’in konumuna düşürür..

Doğrudur ki, BDP’li m.vekilleri oldukça gözükara bir şekilde, bir silahlı mücadele örgütünün ekmeğine yağ sürmeye oldukça hevesli gözükmektedir.. Ama, öyle bile olsa, kan tepeye fırlayarak yapılacak bir şey, alınacak bir tedbir yoktur.. Bu sözlerimiz, zorbalık ve silah gösterilmesi karşısında eğilme çağrısı değildir, kesinlikle.. Tersine, böylesine ağır tahrik karşısında bile, teenni ile hareket etmek gerektiğini hatırlatmaktır..

Aman, dikkat.. 

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum