Bayram değil seyran değil...

12.01.2010 13:59

Melih Altınok

“Kendim için istemiyorsam” isimli yazımda özetle, Tekel işçilerinin eylemlerini yalnızca ekonomizm temelinde değil, ancak demokratik açılım sürecine destek olan ve askerî vesayet sistemine karşı çıkan daha kapsayıcı bir perspektifle şekillendirmeleri halinde başarıya ulaşacaklarını savlamıştım.

Yani sendikal mücadele yaklaşımları içinde güçlü bir etkisi olan Marksist argümanları dillendirmiştim. Normal koşullarda bu yazının işçileri ve solcuları değil, statükocuları rahatsız etmesi gerekir, değil mi? Çünkü yazıda, süregelen teslimiyetçi sendikal mücadeleye karşı emekçilerin lehine bir sonuç için radikal alternatifler öneriliyordu.

Gelin görün ki bu yazının ardından, “ya sev ya Sevr” noktasına gelen ve her nasılsa ‘komünist’ adını alan malum grup, bir tekel işçisinin bana yazdığını ama nedense ‘onlara’ gönderdiğini iddia ettikleri ‘meşhur’ mektubu tedavüle soktular. Çeşitli ortamlarda bu metni yayarak işçileri kışkırtmayı çalışıyorlar. Serdar Akinan gibi ulusalcı tipler de son derece düzeysiz bir üslupla, benim üzerimden, bu süreci özgürlükçü bir perspektife sahip tüm sola karşı bir linç haline dönüştürmek için cansiperane çabalıyorlar.

Mektubun ve mektup üzerinden yapılan yorumların hiçbirinde sistemli ideolojik bir eleştirinin olmadığını tahmin edersiniz. Tek söylenen “Taraf’ta yazan sözde bir Marksist, işçilere akıl veremez. Dönek vs.”

Emekçilerin haklı tarihsel mücadelelerini kazanması için amentülerin dışına çıkıp alternatifler üzerine kafa yoran sosyalistlerin aforoz edilmesi, bunların yerine de bugüne değin emek mücadelesinde hep sermayenin ve statükonun yanında yer almış olanların, sırf işin içinde AKP var diye “eylem güzeli” kesilenlerin ikame edilmeye çalışılması, işçiler için büyük bir tehlike arz ediyor.

Bir düşünün, daha dün köşesinden orduyu göreve çağıran Emin Çölaşan niçin Türk-İş’in merkezine gider ve işçilere desteğini sunar? Bugüne kadar en naif demokratik eylemleri ve örgütleri hedef gösteren Çölaşan’ın bu davranışını nasıl okumak gerekir?

Çok fazla söze gerek yok. Zira yanıt ortada. Çölaşan ve diğer statükocu saz arkadaşları, hedef AKP hükümeti olduğu için işçi dostu kesildiler. MHP ve CHP’nin de söz konusu eylemi desteklemesinin tek nedeni bu.

Dikkat edin, bu çevrelerin tekel işçilerine verdikleri destek siyasal iktidar eleştirisinin dışında hiçbir alanda sürmüyor.
Grevleri, boykotları yalnızca siyasal iktidara kinin kusulduğu kısır bir zemine indirgemeye çalışıyorlar. Bu etkinliklerin içerisine, içe kapanmacı, militarist, barış ve demokrasi karşıtı söylemleri sokmaya çalışıyorlar.

Daha somut konuşalım. Çünkü su çok bulandırıldı. Bugün Türkiye’de sendikaların bir işyerinde örgütlenebilmesi için işçilerin yüzde 50’sinden bir fazlasının sendikaya üye olması gerekiyor. Peki, o “emek düşmanı, sermaye müttefiki, bölücü” AB bakın sendikalaşma için Türkiye’ye ne öneriyor. “Bu oranı düşürün yüzde 30’a indirin” diyor. Yani sendikalaşmanın önünü açıyor. İşçi eylemlerindeki tüm tepkinin kanalize edilmeye çalışıldığı hükümet de AB müzakerelerinde fasıllardan birinin içerisinde yer alan bu değişikliği yapmak için adım atıyor. Sendikalara şeffaflaşmayı öneriyor. (Bkz. Pelin Cengiz. 10.01.2010/ Taraf)

Tablo buyken, sendikal mücadelenin gelişmesi için AB desteğinin öneminin altını çizmek, sarı sendikaları ve sendika ağalarını eleştirmek, milyarlarca dolarımızı ve özgürlüklerimizi midesine indiren savaş ve darbe komplocularının yargıya hesap vermelerinin, tüm halkın yanında emekçilerin de çıkarına olduğunu söylemek nasıl liberallik ya da işbirlikçilik olabilir anlayamıyorum.

Emek mücadelesini ülkenin ve dünyanın diğer sorunlarından tecrit ederek yalnızca siyasal iktidarla mücadeleye ve ekonomizme indirgemek işçi sınıfına karşı kurulmuş bir komplonun ayağıdır. Bu çaba, sendikayı, müesses nizamın bekası için görevini layıkıyla gören bir DİA’ya (Devletin ideolojik aygıtı) çevirmek içindir. Bu oyuna dahil olmak da dünyanın en basit işidir.

İşçiler, tıpkı savaşın olağanüstü ve kapalı atmosferinin karanlığında pis işlerini sürdürdükleri için barıştan korkan şahinler gibi, emek mücadelesinin yükselmesinden ödleri kopan faşistlerin ve statükocuların sahte desteğinin, ancak ve ancak sorunlarının müzminleşmesine yarayacağını görmeliler.

“Bayram değil seyran değil, grevleri kıran, işçileri katleden, Türk Metal gibi sendikaları finansman sağlamak için çiftliğe çeviren Ergenekon muhafızları niçin yanıbaşımızda bitti” diye sormalılar. Bu kara propagandaya payanda olan “ulusalcı komünistlere” ise boş vermeliler. Onlar çoktan, Marks’ın dediği gibi, kemirici eleştiride uzmanlaşmış farelere havale edildiler bile.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim