1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Baykal'ın kısa gün kârı
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Baykal'ın kısa gün kârı

A+A-

Deniz Baykal'ın çarşaf açılımı ilginç bir hal alıyor. Antalya gezisi esnasında çarşaf açılımı dolayısıyla partili kadınların gösterdikleri ağır tepkiler ve bunlara karşı Baykal'ın verdiği cevaplar, çarşaf açılımı olarak başlayan bir sürecin artık Baykal'ın kontrolünden de çıkmış olduğunu gösteriyor. Kendisine yönelen tepkileri karşılamak için takındığı pozisyonlar Baykal'ı daha demokrat bir söyleme sarılmaya kaçınılmaz olarak sevk ediyor. O yüzden karşısına çıkıp “Biz çarşafı meşru göstermenizden rahatsızız” diyen CHP'li kadınlara kendi pozisyonundan ancak bu savunmayı yapabileceğini görüyor: “Onun çocuğu da şehit oluyor. O ıstırabı o da yaşıyor. Bu memleketin başarısıyla o da iftihar ediyor. Atatürk'ü evine fotoğraf olarak koymuş, ama üzerindeki kıyafeti seninki gibi değil diye ne kızıyorsun ona? Buna saygı gösterin!”

Herkesin bildiğini Baykal'ın bu sözlerle ifade etmeye başlaması çarşaf açılımının zorunlu bir sonucudur. İlk başta basit bir seçim yatırımı olarak değerlendirilen ve en kısa sürede normale döneceğine dair bir kuşku uyandırmayan “çarşaflılara parti rozeti” jestinin bir defa yapıldığı andan itibaren sonraki adımları kendisinin sürükleyeceği bir tür dinamo etkisi yarattığı görünüyor. Nitekim öyle oldu. Sürecin zamanla bütün CHP'yi, oradan da bütün Türkiye'yi etkisi altına alacağı şimdiden öngörülebilir.

Çarşaflı kadınlara parti rozeti takmak, asıl büyük deprem etkisini CHP içinde yapıyor. Çarşaflılara veya başörtülülere kıyafetleriyle üniversiteye, siyasete veya kamusal alana özgürce girmeyi vaat etmese de, onlara parti rozeti takma görüntüsünün kendisi CHP'nin tarihi boyunca dayanmış olduğu kaskatı ideolojik kalıplara karşı bir tür sembolik atak olarak algılanıyor. Nasıl böyle algılanmasın ki? Açılımın gündeme geldiği politik bağlam içinde başörtüsü neredeyse CHP söyleminin ideolojik ve sembolik düşmanı gibi kodlanmış. Üstelik bu kodlamada başta Baykal olmak üzere bizzat parti yönetiminin şimdiye kadar yürüttükleri siyasetin çok büyük payı var. CHP'nin başörtüsü karşıtlığı konusunda kendi tabanının duygularına tercüman olmak kadar, kuşkusuz kendi tabanını “başörtüsü düşmanı” olarak kurmak, kışkırtmak, eğitmek gibi bir misyonu olmuştur. Şimdi ya bu konuda zaten var olan duyguları dolayısıyla bir temsil arayan veya bizzat CHP tarafından bu yönde kurulmuş, kışkırtılmış kitleler kendilerini aldatılmış hissetmeyip de nasıl hissetsinler? O yüzden Baykal'ın yeni açılım politikasına karşı en büyük muhalefeti bizzat kendisinin yaratmış olduğu parti içindeki “siyasal harici” bir zihniyetin celp edeceği de anlaşılıyor.

Bir seçim yatırımı olarak düşünüldüğünde bu açılımın bu siyasal harici kitleyle karşı karşıya kalmak gibi, zannedildiğinden çok daha büyük bir risk içerdiğinden, siyaseten yeterince rasyonel bir açılım olmayabilir. Ancak Baykal'ın bunu hesaplamamış olması düşünülemez. Onu bu açılıma ikna eden önemli mülahazalar olmalı.

Her şeyden önce Baykal CHP'nin mevcut siyasal harici zihniyetin blokajı altında doğal sınırlarına varmış olduğunu çok iyi görmüştür. Şimdiye kadar hükümette iktidar olamasa bile devlette iktidar kalmayı her halükarda başarabilen CHP'nin devlet iktidarını da kaybetmiş olduğunu ve bundan sonrasının ne resmi ne de gayr-i resmi hiçbir iktidar alanı bırakmayacağı belli olmuştur. Görünen kadarıyla çarşafla kalmayacak olan bu açılımla Baykal siyasetin o çok acemisi olduğu alanına açılmanın denemelerini yapıyor. Siyasetin acemisi çünkü şimdiye kadar siyasetteki bütün rolü siyaset üzerindeki vesayet müvekkilliğinin ötesine geçmemişti. Şimdi belki de ilk defa siyaset yapmanın mecburiyeti bütün ağırlığıyla kendisini hissettirmiştir.

İkincisi, aslında tam da bu siyaset eksiğini gidermenin bir yolu olarak parti içinde siyaseti imkansız kılan, her türlü içtihada kapıları kapatan siyasal harici unsur ve söylemlerden partinin kurtarılması gerekiyor. Bu unsurlar veya söylemler CHP'nin bırakınız bir sosyal demokrat parti, bir siyasal parti olma vasfına bile en önemli tehdidi oluşturuyor.

Üçüncü bir husus hem Türkiye'nin hem dünyanın seyrinin giderek mevcut haliyle CHP'yi anakronik bir konuma sürüklüyor olduğunun görülmesidir. Türkiye'nin yeni bir anayasa ihtiyacı bütün acilliğiyle kendini hissettiriyor ve Baykal bizzat kendisinin tıkamış olduğu bu yolun sadece partisini değil Türkiye'yi de hem Kürt meselesi hem Alevilik ve laiklik meselesi açısından giderek bir felaketle karşı karşıya bıraktığını görüyor. Baykal'ın açılımı CHP'nin anayasa çalışması için “ben de varım” demesinin bir yoludur. Bu yol açıldığında CHP de kazanacak, belki ilk defa CHP'nin kazancı bütün Türkiye'nin kazancı olacaktır.

Son olarak Baykal'ın bu işten daha şimdiden kârlı çıktığının ilk işareti, belki de son on yıldır ilk defa bu açılım girişimi dolayısıyla bu kadar çok tartışılıyor. Üstelik daha öncekilerden farklı olarak bugün Baykal hakkında yapılan tartışmaların birçoğunda Baykal yaptıkları anlaşılmaya, yorumlanmaya çalışılan ve çoğu bağlamda olumlanan bir “siyaset aktörü” olarak zikrediliyor.

Bu kısa açılımın politik kârı daha şimdiden “Allah'a bin bereket” dedirtecek cinsten değil mi?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT