Baykal'ın açıklamalarını nasıl anlamalı

01.04.2009 06:39

Kürşat Bumin

Deniz Baykal, seçim sonuçlarını değerlendirdiği basın toplantısında alışılmışın dışında açıklamalar yaptı.

CHP Genel Başkanı her şeyden önce, gazetecilerin karşısına sanki “daha dün bir bugün iki” olarak nitelenebilecek çok yeni bir partinin lideriymiş gibi çıktı. Partisinin 29 Mart'ta elde ettiği ilerlemeyi CHP'nin 1994 yerel seçiminde aldığı oy oranından (%4 civarında) hareketle izah etmeyi seçti: 1994, 1999, 2004 ve nihayet 29 Mart: Görüyorsunuz, CHP istikrarlı biçimde oy oranını artırmaktadır…

Kısa bir tarih doğrusu, hepsi hepsi 15-16 yıllık bir tarihe sahip bir parti.

Bu kısa tarihe bir itirazım yok benim. Ama olsun, biraz “hakikatsızlik” sergiliyor olsa da zararı yok, böylesi daha iyi.

CHP: 90 sonrasının yeni Türkiyesi'nin her seçimde büyüyen yeni partisi. Hiç fena değil doğrusu.

CHP'den“cumhuriyetin kurucusu” şeklinde bu kuruculuğa sahip çıkmayan başka partiler –sanki varmış gibi- arasından sıyrılmış öncü bir parti gibi söz eden bir “tarih” anlayışından uzaklaşmak çok olumlu bir adım. Bugüne olabildiğince yaklaşmak her siyasi parti gibi CHP'nin de yararınadır. “Pergel metaforu” ile söyleyecek olursak, siyasi partilere düşen görev pergelin bir ayağını “bugün”e koyup diğeri ile “geleceğe” doğru açılmak değil midir?

Deniz Baykal, CHP'nin 29 Mart'tan çıkardığı sonuçlar doğrultusunda bundan böyle ülkenin farklı alanlarında “değişen-ilerleyen süreçler”de var olacağını, “toplumun değişik kesimleri”ne uzanacağını da söylüyor. 29 Mart seçimlerinin partisi açısından çok öğretici olduğunu, “yeni sorumluluklara” ve “yeni görüşlere” hazırlanmaları gerektiği sonucunu çıkardıklarını da hatırlatıyor.

Baykal'a göre CHP bu son seçimle birlikte “zenginleşmiş”, “yeni birikimler-deneyimler” edinmiştir. Bu yenileşmenin ilk akla gelen örneği olarak da kısa sürede gerçekleştirilecek olan yeni tüzükten söz ediyor. Böylece partinin yönetim biçimi ve genel merkez yapısı hızla değişecektir.

Baykal'ın CHP'den bir süredir “toplumu kavrayacak bir parti olma sürecinde” olduğunu hatırlatması da dikkat çekici. CHP Genel Başkanı'nın konuşmasında bir başka dikkat çekici yön de, önümüzdeki genel seçimler için –nihayet- iktidara gelme umudunu taşımaya başlaması ve bunu açıkça dile getirmesidir.

“Nihayet” diyorum, çünkü –bildiğiniz gibi- her siyasi partinin –küçük-büyük fark etmez- söze başlarken kurduğu “İktidara gelince…” şeklindeki umut vadeden cümleye uzun zamandır sadece Baykal kayıtsızdı. Hatırlıyorum; son CHP kongresinde bile benzer bir “umut” –yalancıktan bile olsa- dile getirilmemişti. Oysa artık bugün, 29 Mart sonrasında, Baykal'ın CHP'den “yükselen siyasi parti” olarak söz ettiğine şahit oluyoruz.

Evet, Baykal'ın basın toplantısında yaptığı konuşmadan ve sorulara verdiği cevaplar içinden not ettiklerim bundan ibaret. Bu notları –söylediğim gibi- olumlu adımlar olarak değerlendiriyorum. Bir demokrasinin vazgeçilmez şartı –“iktidar” ne kadar olumlu sıfatlarla donanmış olursa olsun- “muhalefet”in varlığı ise, ülkemizde de iktidara gelmeyi amaçlayan muhalif partiler olmadan olmaz. Ayrıca bu partilerin iktidar olma umutları boş bir hayalden ibaret de olmamalıdır. Demokrasi bu çerçevede iktidarın “münavebe” ile işgal edildiği bir sistem değil midir zaten. Demokrasiyi ilerleten de bu “münavebe” değil midir zaten? Dolayısıyla CHP'nin, kendisini şu kadar zamandır hasret kaldığı iktidar koltuğundan uzak düşüren -kendi eliyle önüne ördüğü-bir takım ideolojik duvarlara Baykal'ın konuşmasında dile getirdiği “açılımlar”la yıpratmaya başlaması demokrasinin gelişmesi açısından yerinde adımlardır.

Ancak şu hususu da unutmayalım: Baykal'ın konuşmasında yer alan bu olumlu “açılımlar”, partinin önündeki duvara yönelik ufak çekiç darbelerinden fazla bir şey ifade etmiyor bugün için. Sözünü ettiğimiz “duvar” o derece sağlam malzeme ile örülmüş ki, bu darbelerle onu yerinden etmek imkansızdır.

Deniz Baykal'ın konuşmasının bazı bölümleri bu konuda fazla ısrar edilmeyeceğinin ipuçlarını verir gibiydi. CHP Genel Başkanı, mesela, ülkede demokrasiyi tehdit eden girişimlere ilişkin bir soruyu “Kaba tehdit kalktı” şeklinde –doğrusu- fazla iyimser-rahat bir cevapla geçiştirmeyi tercih etti. Oysa biz kendisinden -çizdiği “yeni CHP” çerçevesine uygun biçimde- konuya “endişeli”, hiç değilse “şüpheci” bir yaklaşımda bulunmasını beklerdik. Tamam 29 Mart benzer bir “tehdit” ile karşılaşmadı ama 2007 seçiminin üzerinden henüz kaç gün geçti ki?

Baykal'ın Ak Parti'nin seçimler sonrasında tekrar ele alacağını ilan ettiği (?) Anayasa değişikliğine ilişkin soruya verdiği cevap da son derece umut kırıcıydı. Ülke gündeminin ekonomik sorunlar, kriz vs olduğunu hatırlatan Baykal, “ülkenin geleceğine ilişkin Anayasa'nın bu iktidarın sorumluluğunda olmadığını” (hem de kısa-net-sert bir tarzda!) söyledi.

Ne diyeyim bilmiyorum ki… “Olumlu” bulduğum açıklamalarla başladığım yazının bu vasfını giderek kaybetmekte olduğunun ben de farkındayım!

En iyisi yazıyı –yine Baykal'ın ağzından- eğlenceli bir açıklamayla bitirelim:

Yöneltilen soru CHP'nin Doğu ve Güneydoğu illerinde karşılaştığı “Kürt barajı” hakkında CHP Genel Başkanı'nın ne düşündüğünü öğrenmek amacını taşıyordu. (İsterseniz duruma ilişkin bazı rakamları sıralayayım da kolaylık olsun: Ağrı: %2, Batman:%1.7, Bingöl: %2.9, Diyarbakır: %1.3, Hakkari: %0.06, Muş: %1.4, Siirt: %3.3, Şanlıurfa:%2.2, Van:%2.2)

Baykal'ın bu soruya cevabı şöyle oldu: “Niye böyle, olmaması lazım canım dedik:”

Ama seçim bu, oluyor işte….

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim