1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Baykal’a İki Önemli Bakış ve Bir Eksiklik
Asım Öz

Asım Öz

Yazarın Tüm Yazıları >

Baykal’a İki Önemli Bakış ve Bir Eksiklik

A+A-

Cemal Süreya’nın 99 Yüz İzdüşümler / Söz Senaryosu adlı portreler kitabı 86 yılında “2000’e Doğru” dergisinde yayınlanmış portrelerin toplamından oluşan bir kitaptır. Bu dönemde Türk siyasetinde, sosyal yaşamında ve popüler kültürün içinde boy göstermiş birçok ‘önemli’ kişinin, bir dergi köşesine sığacak biçimde ama hacmiyle kıyaslanmayacak  derinlikte izdüşümleridir bunlar. “Siyaset yazmak benim gizli kalmış yeteneğim” derken bu yetenek bu kitapla açığa çıkmış hatta Türk siyasal hayatının başköşesine oturmuştur.  Bu kitabın Cemal Süreya düzyazıları içinde bambaşka bir yeri vardır kanımca. Demirel’den, Özal’a, Sabancı’dan Doğramacı’ya, Erdal İnönü’den İsmail Cem’e, İlhan Selçuk’tan Uğur Mumcu’ya, Erbakan’dan İbrahim Tatlıses’e ve Nazlı Ilıcak’a birer mizah başyapıtı yazılar toplamı.

Bu türde portre denemelerini kısa soluklu Renkli dergisinde Hasan Ali Yıldırım da denemişti. Hoş yazılar çıkmıştı ortaya. Örneğin cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki Erkan Mumcu’yu anlatan yazısı bunlar içinde ilk elde aklıma geliverenlerden sadece biri. Ali Değirmenci’yi de bu tür kısa derin portreler yazabileceğini kanıtlayan denemeler ortaya koymuş bir yazar olarak burada hatırlamalıyız. Belki bu çabasını tıpkı Cemal Süreya gibi bütünleme düşüncesinde olarak sürdürmesi gerektiğini ona iletmeliyiz.

Bu yazıların öyle uzun cümlelerle kotarılamayacağı baştan sona ‘sözcük ekonomisiyle ortaya çıkarılmış eşsiz ironinin adeta bir resim çizen ressam titizliğiyle, dokundurulmuş küçük darbelerle ortaya çıkan’ küçümenliklerini ancak şiirle terbiye edilmiş bir kalemin yapabileceğini düşünmemden dolayı bu tür portreleri Ali Değirmenci’den okumanın daha iyi olacağı kanaati bende bir tür yargı haline geldi.

Buradan Cemal Süreya'nın çok sevdiğim portrelerinden Deniz Baykal başlıklı yazısına değinmek istiyorum. İki buçuk kitap sayfası uzunluğunda olan bu yazı daha dün hatta bu gün yazılmışçasına taptaze.  Bir yazar bir insanı ancak bu kadar yakından ve öngörülü biçimde anlatabilir.Süreya’nın Turgut Özal için kullandığı “Yahudi bakışlı Müslüman” tabirinden hareketle  Süreya’nın başka yazıları için de geçerli olabilecek ama bu yazsı için yüzde yüz geçerli olacağını düşündüğüm “ ferasetli bir yazı” nitelemesi bu yazıya tıpa tıp denk düşüyor. Şimdi bu yazıdan birkaç pasaj aktaracağım:

 “Antalya milletvekili, politikayı profesyonel bir uğraş,  bir meslek olarak görür. İnsanlar için değil,  durumlar arası düşünür. Popülisttir, elite karşı,  bürokrasiye karşı. Reel politikanın adamı. Düşünceden ideallerden değil, güç dengelerinden çıkış yapar.” Elit ve bürokrasi karşıtlığı da su götürür bir yargı ama biz hakikatlerini derleyip toplamaya devam edelim:

Kızamığını henüz geçirmedi, üç kişinin içinde ahbap, yüz kişinin içinde yol gösterici, bin kişinin içinde hiç. Reel politika ona görünmeden de varolma olanağı sağladı. Bir  ‘eda’ olarak kalmadı ‘tavır olarak boy göstermeyi bildi’.  Karizması yok, bilinçli biçimde sloganı da yok. Saç büklümü alınyazısını bugün yine özenle gizlemekte. Eskisi kadar güvenli biçimde olmasa da” Cemal Süreya onun için bağırmayı gerçekçi saymaz diyor. Belki CHP grup toplantılarını izleme olanağı olsaydı bu yargısını tashih ederdi. Baykal için ‘küçük kardeşi İsmail Cem gibi aydınlık bir gülümsemesi yok’ derken yerden göğe kadar haklıdır. Tayyip Erdoğan’ın gülüşündeki sahicilikle Deniz Baykal’ın kasıntılı gülümsemesi arasında dağlar kadar fark olduğu da bir başka gerçek.Bir alıntıyla bu bölümü noktalayalım:

“Belirsizlikten çok şey umuyor; belirliliği de beklenmedik anda gövde gösterisi olarak alıyor. Köksüz ama sürekli bir veliaht duygusu içinde. Tam denge yitimi noktasında “dayılanma”  eğilimi bu duygunun sonucu.”

***

Baykal’ın düşünce bakımından yetmişine ayak basmış 'çocuk' bir siyasetçi olduğunu anlamamda katkıları olan Oktay Pirim’in Günahıyla Sevabıyla Deniz Baykal(Boyut Kitapları)kitabını da burada özellikle giriş bölümündeki fevkalade önemli tespitleri nedeniyle önemsiyorum. Baykal, sahnedeki siyasi aktörler arasında en eskisi olmasına rağmen Baykal'ın hayatını anlatan bu kitap yayınlanan ilk Deniz Baykal biyografisi olması bakımından da önemli.  Deniz Baykal'ın anlatılacak hayat hikayesinde iki önemli unsur olduğunu hatta bu iki unsurun Baykal’ı Baykal yapan esas unsur olduğunun altını çizer Oktay Pirim. Bu sebeplerden ilki yapıp ettiklerinin tamamı hem gerçek hem de sembolik olarak bir tür babaya itaat anlayışı(devlet baba ve diğer babaları hatırlatmakla yetinelim!) dışına çıkamama durumu ile ilgilidir. Baykal’ın kişiliğinin oluşumunda en önemli kişi konumunda bulunan baba Hilmi Baykal, Tekel’de çalışan küçük bir memur olmanın yanında sıkı bir CHP’li ve inançlı bir Atatürkçüdür. Bu inanmış olma durumunu her gün okuduğu Ulus gazetesiyle sektirmeden devam eder. Üstelik bu gazetede yer alan haberleri, yazıları küçük Deniz’e yüksek sesle okutturur. Falih Rıfkı’dan Hüseyin Cahit Yalçın’a değin bütün Kemalistleri bağıra bağıra okuyan küçük Deniz’le yetmişine ayak basmış Baykal’ın 2008 yılında yaptığı konuşmalarla nasıl bir ilgisinin bulunduğunu saptamak için psikanalistlerin yardımına gerek yok sanırım. Hilmi Baykal’ın erken dönem Cumhuriyetçi bilincinin radikalizmiyle yoğrulan bilinci Deniz Baykal’a da miras kalıyor. Bu miras ise son zamanlarda nükseden Kuvayi Milliyeci bilinçlenme ile akraba bir bilinçlenme. Pirim bu konuda şu tespitleri yapıyor: “Baykal’ın çocukluk yaşındaki bilinçlenmesi, klasik anlamda sol bir bilinçlenme değildi. Bu daha çok o dönemde sol ile özdeşleştirilen bir “Kuvayi Milliye” bilinçlenmesiydi. Çünkü babası,  sıkı bir “Kuvayi Milliye”ci idi ve çevresinde herkes Atatürk konusunda ona danışırdı.” İkinci olarak Deniz Baykal’ın bu kadar postalperver olmasını izah bakımından önemli olan Heybeliada Deniz Lisesi’ne girememe durumuna değinmek gerekiyor. 1953 yılında girdiği sınavı kazanmasına karşın yanlış bir teşhis sonucu, Heybeliada Deniz Lisesi’ne kabul edilmeyen Baykal’ın bu hevesi 12 Mart Muhtırası’nın verilmesinden sonra denizci olarak gittiği askerlik yıllarına kadar ertelenir. Deniz Baykal Yassıada Deniz Yedeksubay Okulu’nu birincilikle bitirir. Bundan dolayı mezuniyet konuşmasını o yapacaktır. Ancak 12 Mart döneminin ihbar furyasından o da nasibine düşeni almıştır. “Tehlikeli bir solcu” sayılan Baykal’dan konuşma hakkı alınacaktır. Oysa onun sol anlayışı her zaman Kuvayi Milliyeci bir anlayış olmuştur. Kurunun yanında yaş da yanar misali solcu sayılan Baykal acaba ilk gençlik yıllarında Kafka metinleri ya da ne bileyim Anarşist kuramcıların yazılarını okumuş olsaydı babaya itaat ve güç tapınmasından bir nebze olsun kurtulabilir miydi?

Bence Baykal hakkında bu kitaba kadar herhangi bir eser yazılamamasının nedeni Baykal’ın hayatında anlatılacak çok şey olmamasından değildir. Emre Aköz bu meyanda bir yazı yazmıştı geçmiş yıllarda. Esas sebep Baykal'ı yazma gereği hissedenlerin bu biyografinin psişik güçlüklerini kuşatarak aşacak kuramsal bir donanıma sahip olmamalarıdır.

 Sahici bir Baykal biyografisi her gün okuyoruz kardeşim dediğinizi duyar gibiyim. Haksız da sayılmazsınız. Ama sahici bir Baykal biyografisini okuyacağım günü sabırsızlıkla beklediğimi de itiraf etmeliyim burada. 

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum