Baykal ve Bahçeli'yle nasıl uzlaşılacak?

12.08.2009 21:52

Oral Çalışlar

Son günlerde ‘uzlaşma’ üzerine çokça söz ediliyor. Önceki gece bir profesörü dinliyordum, “Kardeşim Meclis Başkanı’nı seçerken uzlaşmıyorsun, şimdi de Kürt sorunu diye kapıma geliyorsun, bunu muhalefet neden kabul etsin” diyordu. İlginç bir değerlendirme. Sanki Kürt sorunu AK Parti’nin sorunu da, bu sorunu çözmek için diğer partilere bir şeyler vermesi gerekiyor.

Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu. Erdoğan’ın olduğu kadar, Baykal’ın, Bahçeli’nin de sorunu. Bu sorunun çözümü için hükümetin uzlaşma araması bazılarına göre anlamsızdır. Çünkü geçmişte muhalefetle uzlaşmayan hükümetin Kürt sorununda ‘görüşelim, konuşalım’ demesi ciddiyetsiz bir durumdur, muhalefet bunu yemez. Bir gazeteci arkadaşımı okuyorum, ‘siyasal uzlaşma bugünler için lazımdı’  diyor ve iktidarın uzlaşmaz tutumunun şimdi bedelini ödediğini ifade ediyor. Siyasal uzlaşmaya boş verip Kürt meselesi gelip kapıya dayandığında randevu istemenin ciddiyetsizlik olduğunu söylüyor.

AK Parti’nin bu sorunun çözümü için geçmişten daha aktif bir tutum içine girmesi iyi midir, kötü müdür? ‘Hayır sen çözemezsin, zaten geçmişte de uzlaşma kapılarını kapadın, git başka kapıya’ demenin mazur görülecek bir tarafı var mıdır? Hükümet, Cumhurbaşkanı ile paralel bir çaba içine girdi. Yöntemlerini beğenmeyebilirsiniz, bugüne kadar izledikleri çizgiyi eleştirebilirsiniz.

Ben bu köşede hükümetin Kürt sorununa ilişkin siyasetlerini kıyasıya eleştirenlerden birisiyim. Erdoğan’ın Van’da Hakkâri’de yaptığı ‘ya sev ya terk et’ anlamına gelecek konuşmalarının yanlışlığına defalarca dikkat çektim. Şemdinli savcısını ‘iyi çocuklar’ diyen anlayışa terk eden hükümet siyaseti baştan aşağıya yanlıştı. Başbakan’ın bizzat kendisine bu eleştirilerimi dile getirdim. ‘Kimlik üzerinden siyaset yapıyorlar’ diyerek DTP’ye yönelttiği eleştiriler haksızdı.

Bugün ise AK Parti ve hükümet çözüm için çaba harcıyor. Başbakan Erdoğan haklı olarak ‘analar ağlamasın’ diyor.

Muhalefeti çözüm için ortaklığa çağırıyor. Kötü mü ediyor? Muhalefet partileriyle görüşmesin mi? Biz görüşsün istiyoruz. MHP ne diyor, ‘Kürt açılımı için benim kapıma gelme.’ Bahçeli hançeresini yırtarcasına bağırarak akla gelmeyecek sertlikte ifadeler kullanıyor.

Baykal ne diyor? ‘Bir projen var mı? Bir projen olmadan ortaya çıkma.’ Bu tutumu anlamak da zor. Çünkü biliyorsunuz daha önce hükümet anayasa değişikliği taslağı hazırlamıştı ve Baykal, “Bize danışmadan taslak hazırlayıp karşıma gelmişsin, uzlaşma olmadan neden taslak hazırlıyorsun” demişti. Diyelim ki, hükümetin hiçbir hazırlığı ve yol haritası yok. Bu sorunun çözümü için danışmak istiyor, buna neden karşı çıkılıyor acaba?

CHP rahatlıkla, eğer kendisinin bir projesi varsa, hükümetle görüşmede bu projeye bağlı olarak görüşlerini aktarır. Hükümete yol gösterir. ‘Kürt sorunu’ için hükümetin girişimlerine bütün kapıları kapatıp, ‘daha önce uzlaşmıyordun, haydi başka kapıya’ demesini mazur ve makul kabul etmek mümkün değildir.

***

MHP yöneticilerinin konuşmalarını izlediğimizde ortaya çıkıyor ki, MHP sorunu bugüne kadar askeri çevrelerin gördüğü gibi yalnızca bir ‘terör sorunu’ olarak görüyor ve çözümünü de ‘sonuna kadar savaş’ diye özetlenebilecek bir şekilde ifade ediyor. Kürt dili, Kürt kültürü gibi konular belli ki Bahçeli’de alerji yapıyor.

CHP’liler Kürt kimliğini bireysel bir kimlik olarak kabul edebileceklerini söylemeye başladılar. 14 Nisan’da Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un söylediği gibi ‘bireysel haklar tamam, ama kimliğe ilişkin kolektif haklar kabul edilemez’ şeklinde bir yaklaşım içine girdikleri anlaşılıyor. Bu ne anlama geliyor: Kürtçe isteyen konuşabilir, ancak devlet Kürtlerin dillerini, kültürlerini geliştirmeleri için onlara bu olanakları tanıması, destek vermesi söz konusu olamaz. Kürtlerin kendi kimlikleri üzerinden siyaset yapmalarına izin verilemez.

İnsanın aklına ister istemez Bulgaristan, Makedonya gibi örnekler geliyor. Bulgaristan’daki Türk partisi iktidar ortağı. Türkler kendi kimlikleriyle parti kurdular siyaset yapıyorlar. Makedonya’da daha da ileri bir durum var. Türklerin nüfus oranlarının belli bir yoğunlukta bulunduğu bütün bölgelerde Türkler, Türkçe’yi resmi dil olarak kullanıyorlar, dilekçeleri dahil başvurularını Türkçe yapıyorlar.

Tabii bütün bunları tartışabiliriz. CHP’liler farklı düşünüp farklı öneriler de getirebilirler. Ama önce bu konuyu konuşmak, çözüm yolları için uzlaşmalar aramak gerekmiyor mu? En iyisi de hiçbir önkoşul ve program dayatmadan ortak bir akıl üzerinden gidilmesi değil midir?

Görünen o ki, muhalefet partileri Kürt kimliğinin kabulü temelinde bir çözümün gelip dayandığını görüyorlar ve bunun sorumluluğunu paylaşmak istemiyorlar. Çözüm için atılacak, atılabilecek adımları zora sokarak bundan siyasi çıkar elde etmek istiyorlar.

Baykal’ın ‘risk almadan siyaset yapma’ refleksi bir kez daha kendini gösteriyor. Ebedi muhalefet olmak belki de böyle bir şey.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim