Baydemir'in gerçek siyaseti

06.08.2010 00:07

Bejan Matur

Kürt siyasetinde başından itibaren aynı sorun yaşanıyor; Kürtler adına siyaset yapanlar, düşündüklerini söyleyemiyorlar. Kafalarında taşıdıkları ile dışarıya yansıyan arasında hep uyumsuzluk var.

O nedenle 'barış, kardeşlik, demokrasi istiyoruz' diye başlayan cümleler beklenen etkiyi yaratamıyor.

Yıllar önce 'barış sözcüğü ağızlarından savaş gibi çıkıyor' demiştim. Değişmiş değil. Siyaset hâlâ barışın ruhuna yaklaşamıyor. Barış hâlâ, uzak ihtimal olmayı sürdürüyor.

Bu şizofrenik halin nedenleri ortada; dağda büyük bir savaş örgütü olduğunu düşünen PKK, gücünü ovaya emaneten verdiğine inanıyor. Uğrunda ömrünü harcadığı mücadelesinin nihai hedefi olan legal siyasette yer alamıyor bir türlü. 'Bedel ödeyen benim, vasıfsız, hak etmeyen bir sürü adam benim gücümle Meclis'te, belediyelerde siyaset yapıyor' diye düşünüyor belki de. Ovada siyaset yapanların birer emanetçi gibi durmaları ise sadece kendilerine değil, Kürt siyasetine de çok zarar verdi. Düşünce ve eylem arasındaki boşlukta gerçek, büyük yara aldı.

Bu süreçte Kürt siyaseti gerçekliğini kaybetti. Politik alanın içi boşaltıldı. Yaşanan onca acıya rağmen, kalplere hitap etmeyen argümanlar üretildi.

Ahmet Türk, Osman Baydemir ve Leyla Zana gibi siyasetin damarlarına hakikat aşılayacak isimlerin birer emanetçiye dönüşmesi bu kurgunun sonucuydu.

Sanki gizli bir el onların siyasetinden kalbi almıştı. Beyni İmralı'da olan bu siyasetin, kolları Kandil'de, akciğeri Avrupa'daydı. Birer taşıyıcıya dönüşen ovadaki değerli isimler, günü geldiğinde posası çıkarılmış, kenara atılmış figürler olarak yerlerini aldılar. Bu yeni değildi. Son otuz yıldır Kürtlerin içinde cesareti olan, gücü olan, siyaset için karizma anlamına gelecek nitelikleri taşıyan pek çok isim, bu acımazsız çarkta öğütüldü.

Özel dostluklarında söyledikleri ile meydanlarda söyledikleri birbirine uymayan bu kişilerin arada kalmış trajik halleri bana hep acı verdi. Ahmet Türk'ün, ona yaşatılan bütün kötülüklere rağmen koruduğu mağrur tavrı ve Baydemir'in hayal ettiği siyaseti yapabilmek uğruna katlandığı çileleri düşündükçe, bu bahtsızlık nerede kırılacak diye sorarım hep.

Baydemir, Dersim Festivali'nde, makası bir hayli açılmış bu ruh ve söz dünyasının mesafesini kapatacak bir konuşma yaptı. Bayraklardan söz etti: 'Türk ve Kürt bayrakları yan yana dursa ne olur?'

Konuşmanın basına yansıdığı ilk gün içimden 'nihayet' dedim! Nihayet düşüncelerini samimi biçimde ifade edebildi. Özel görüşmelerinde, dost meclislerinde zaten konuşulanı ilk defa kamuoyu ile paylaştı.

Zamanlaması tartışılabilir. Baydemir'i yıpratmak amaçlı ona dikte ettirilmiş düşünceler de olabilir. Ama bu bile sonucu değiştirmiyor; Baydemir telkinle yahut değil, ilk defa samimi fikrini söylüyor. Bundan, şiddeti dışlayan hiç kimsenin gocunmaması gerekir.

Milliyetçilikten doğan romantik beklentilerin yıkıcılığını şeffaf siyaset giderir çünkü. Böylece 'Hodri meydan' demenin imkânı doğar. Söylediğinin toplumda bir karşılığı var mı ona bakılır. Siyasetin ölçüleri öne çıkar, şiddetin değil.

Yakalanan şeffaflık sayesinde, iki tarafta aba altından ayrılık tehditleri savuranlara hiza gelir belki. Güçlerinin sınırını görürler.

Şunu kabul etmeliyiz artık; siyasette düşündüğünü söylemek değil, söylememek şiddet bataklığını besliyor. Bu bataklıktan çıkmak konusunda samimiyseniz, bırakın herkes özgürce düşüncesini söylesin. Böylesi gerçek siyaseti genişletir. Ama 'siyasetin gerçek olmayanı' işime gelir diyorsanız, bunu vatanperverlik maskesine sığınarak söylemeyin!

 ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim