1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Bay K.K. gençken... Bingöl Genç’te ne olmuştu?
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Bay K.K. gençken... Bingöl Genç’te ne olmuştu?

A+A-

“Kuzuyu yemeyi” kafasına koymuş “kurt”un hikâyesi malûm...

 “Kurt”un biri dereden su içerken, uzaktan “minik bir kuzu” gelmiş yanına... Tam su içmeye eğilmiş ki; kurt, “Suyumu bulandırıyorsun” demiş... Minik kuzu, yumuşak bir sesle; “Ama kurt amca; sen yukarıdasın, ben aşağıdayım, suyunu nasıl bulandırabilirim ki?..” demiş... Kurt, “Kuzu haklı” demiş; “Onu yemek için bir başka sebep bulmalıyım”... Derken, aklına gelmiş; “Ama geçen yıl, işte şuradaydın ve suyumu bulandırmıştın!...” Kuzu, “İmkânsız” demiş; “Burada olmam imkânsız... Çünkü geçen yıl, ben henüz doğmamıştım bile!”... Kurt, “Eyvah” demiş; “Baltayı yine taşa vurduk... En iyisi, daha inandırıcı bir sebep bulayım!..”

Bulmuş da... “Tamam, şimdi hatırladım” demiş; “Geçen yıl suyumu bulandıran senin annendi!.. Ha sen, ha senin annen!.. Ne farkeder ki?.. Boşuna çabalama?.. Ayağıma kadar gelmişken, hiç bırakır mıyım seni?.. Yaklaş yanıma!.. Şurada, hiç kimse yokken, bir güzel parçalayıp yiyeyim seni!”

“Yaşatmayı” değil de “öldürmeyi” kafasına koyan birisi için “bahane” çok!.. İstediği kadar saçmalasın, istediği kadar baltayı taşa vursun; amaç “parçalamak” ve “öldürmek” olduktan sonra, “gülünç” durumlara düşmek, hiç önemli değil!..

Görüyorsunuz ya;

Kuzu, henüz “doğmamış!”

Henüz annesinin karnında!..

Ama, kurt ne diyor;

“Geçen yıl suyumu bulandırmıştın!”

El insaf!..

Henüz dünyaya gelmemiş olan bir kuzu, suyu nasıl bulandırabilir ki!..

Dedik ya;

Önemli olan “çamur” atmak, önemli olan, “son derece gülünç” de olsa, “gerekçe” bulmak!..

 

1965’TEKİ CİNAYET OLAYI!

CHP Genel Başkanı Bay Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı da bu... “Palavra”ları savuruyor, “asılsız iddia”ları sallıyor ama “gerçek” ortaya çıkınca, anında “sıvışıyor!”

Evet, evet “sıvışıyor!..”

“Sıvışmak”, galiba genlerinde var!..

1965’te de “sıvışmıştı” da, “arkadaşının ölümüne” yol açmıştı!..

Efendim, geçenlerde özetle bahsettiğim olayın ayrıntısı şöyle:

Yıl 1965... Yer Bingöl’ün Genç ilçesi...

Hani, Bay Kılıçdaroğlu’nun, “beyaz” yumurtaları “soğan kabuğu” ile “kırmızılaştırıp, sattığı” Genç ilçesi var ya, işte orası...

Bay K.K., henüz “17 yaşında”dır!..

Bir kahvede, arkadaşı Cemal ile “iskambil” oynamaktadır... O esnada, kahvenin önüne, adını şimdilik vermek istemediğim “bir arkadaşları” gelir...

“Gelsene” derler arkadaşlarına...

Arkadaşları; “Canım biraz sıkkın!.. Şöyle bir bisikletle dolaşıp, hava almak istiyorum” der ve gider...

Şöyle bir tur attıktan sonra, gelir Kemal ile Cemal’in yanına...

“Hadi oynayalım” der!..

O arada ne olmuştur, ne bitmiştir bilinmez, “Hayır” derler, “Seni oynatmıyoruz!”

Aralarında “tartışma” çıkar!..

Tartışma, “sataşma”ya dönüşür ve hatta aralarında “itiş-kakış” yaşanır!..

Bisikletli arkadaş; “Bunun hesabını sorarım size!.. Erkekseniz, burada bekleyin!” diye öfkeyle bağırır, “bisiklet”ine atlar ve hızla evine gider.

Girer mutfağa ve koca bir “ekmek bıçağı” alıp, döner kahveye!..

Bakar ki, Kemal ortalarda yok!..

Anında “sıvışmış”tır!..

Kaçmış!.. Toz olmuştur!..

Bisikletli arkadaş, hıncını Cemal’den çıkarır!.. Kaldıkları yerden “tartışma”ya devam ederlerken, “ekmek bıçağı”nı saplar Cemal’in karnına!..

Uzatmayalım, Cemal ölür!..

Bisikletli arkadaş da, gider teslim olur ve yargılanır... Süresini tam olarak bilmiyorum ama, “uzun süre hapis” yatar!..

Aslında, asıl hedefi Kemal’dir ama o kaçtığı için, Cemal’den çıkarır hıncını!..

Eğer Kemal kaçmasaydı;

Belki Cemal ölmeyecekti...

Öyle ya; ikisi bir olup, belki öfkeli arkadaşlarının kan dökmesini engelleyebilirlerdi... Ama Kemal sıvışınca, kabak Cemal’in başında patlar!..

“Bisikletli”nin hapiste çürümesi de cabası!..

 

SAVCI BEY’İN EŞİ!

Kemal Bey, arkadaşı Cemal’in öldüğü bu “cinayet” olayını bilmem hatırlar mı?..

Mutlaka hatırlıyor olmalı!..

Çünkü, “genç” yaşlarında, Bingöl’ün Genç ilçesinde meydana gelen bu olay, Kemal Bey’in gözünü fena halde korkutmuş olmalı, ruhunun derinliklerinde “derin izler” bırakmış olmalı ki, o günden bu yana hep “kaçıyor”, hep “sıvışıyor!”

Konuşuyor, ortamı geriyor, sonra da ortalıktan toz oluyor!.. Hesabı ödeyen de; hep “başkaları” oluyor!..

Hani, “ipe-sapa gelen iddialar” ileri sürse, yine de “Eyvallah” der insan!..

Ama, “fırsatçı kurt” misali; sürekli “kılıf” uyduruyor, sürekli “bahane” üretiyor!..

Hani; “Yenilen pehlivan güreşe doymazmış” derler ya, Kılıçdaroğlu da; hem “şaibeli”, hem de “mahkûm” birinin “palavra”larına sarılınca yaşadığı “Kayseri hezimeti”ni içine sindirememiş olmalı ki; Sürekli “dedikodu” üretiyor!..

Son iddiası şuydu:

“Kayseri’deki yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcının eşi, şimdi nerede?.. O savcının eşi, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nde çalışıyor!”

Bay K.K.’nın iddiası bu!..

Peki “gerçek” mi?..

Elbette palavra!..

Efendim, olay şu:

Savcı Bey, Kayseri’deki yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmayı 2007’de başlatır...

Soruşturma bir yıl sürer.

12 Mart 2008 tarihinde de kararını verir: “Soruşturmaya gerek yoktur!”

Dosya kapanır!..

Olay bitmiştir!..

Peki, “savcı beyin eşi” hangi tarihte iş başı yapar?..

12 Eylül 2010’da...

Yani, “olay kapandıktan 3 yıl sonra!”

Şimdi sormaz mısınız Bay K.K.’ya;

“Kapatılan bir soruşturma”nın üzerinden “3 yıl geçtikten sonra” yapılan bir işlem ile, “3 yıl önceki bir olay” arasında “bağlantı” kurmak, en hafif tabiriyle soruyorum; “ahlâki” midir?..

Aynen “kuzu” olayında olduğu gibi;

“Savcı beyin eşi” 3 yıl önce işe başlamamış ki; sen niye kafaları bulandırmaya çalışıyorsun?..

Dahasını da söyleyeyim:

Savcı Bey’in eşi, henüz “soruşturma” devam ederken, evet “iş başvurusu”nda bulunmuş ama her defasında reddedilmiş!..

Dahanın da dahası, şu:

Savcı Bey’in eşi, “Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde” işe başlamış değil... Kendisi; “Belediye’ye iş yapan bir şirket”te işe alınmış!..

O da “3,5 ay önce!”

Şimdi, soralım Bay K.K.’ya;

2007’de soruşturma başlatıp, 2008’de sonlandıran bir savcı; “üç buçuk yıl sonra işe alınacak eşi için”, o günlerde nasıl bir “minnet borcu” duyabilir, nasıl “teşekkür” edebilir?..

Bay K.K., bu soruya mutlaka cevap vermelidir... 1965’te yaptığı gibi, yine “sıvışmamalı”dır!..

 

HA BELEDİYE’DE, HA TRT’DE!

Bir de, “madalyonun öteki yüzü”ne bakalım ve hatırlatalım Bay K.K.’ya!..

“Savcı beyin eşi”nin, o da 3.5 ay önce; “Belediye’ye iş yapan bir şirket”te işe başlamış olması, eğer “Belediye bünyesinde çalışıyor” olarak görülüyorsa; bu durumda CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün de derhal “istifa” etmesi gerekir!..

Neden mi?..

Efendim, olay şu:

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TBMM’de bütçe görüşmeleri sırasında “TRT’yi yandaşlıkla ve AK Parti yanlılarını işe almakla” suçlayan CHP’lilere cevap verirken; CHP’nin parti ve Meclis’teki basın danışmanları Baha Ülgen ile Baki Özilhan’ın TRT personeli olduğunu; CHP Milletvekili Şahin Mengü’nün kızının da bir dönem TRT’de görev yaptığını söylemişti.

Mengü, bunun üzerine;

“Kızım One Ajans’ta çalıştı. TRT kadrosunda olduğunu ispat edin, milletvekilliğinden istifa edeceğim” diye açıklama yapmıştı. Mengü ayrıca, “Benim kızım One Haber Ajansı adlı ortakları Türk olan, dünyanın muhtelif şehirlerinde temsilcilikleri olan bir haber ajansının Tahran temsilcisiydi” demişti.

Buradan da anlıyoruz ki;

“TRT’ye iş yapıyor” olmak, “TRT’de çalışmak” anlamına gelmez!.

Oysa, şunlar sorulabilirdi:

¥ TRT’de çalışmayan Neviş Mengü bir buçuk yıl boyunca niçin TRT mikrofonu taşıdı?

¥ TRT’de çalışmayan Neviş Mengü TRT TÜRK ekranlarına yüzlerce defa çıkarken, hangi sıfatla haber ve program yaptı?

Ama biz, yine de; “Şahin Mengü’nün kızı Neviş”in, “TRT kadrosunda” değil, “TRT’ye iş yapan bir ajansta” çalıştığını kabul ediyoruz!..

Sizin anlayacağınız;

“Savcı beyin eşi”nin durumu ile “Şahin Mengü’nün kızı”nın durumunu aynı görüyoruz... Her ikisi de, “asıl bünyede” değil, “tali şirketler”de çalışmaktadırlar!..

Savcı Bey’in eşinin orada çalışması bir suç ise, CHP’li Şahin Mengü’nün kızı da suç işlemektedir!..

Ama; “Benim adım Kemal” değil!..

Ben; “emeği” ve “namusu” ile çalışıp, para kazanan insanlara “çamur” atıp da, onları “zan” altında bırakmam!..

Dedim ya;

“Benim adım Kemal” değil!..

Olsaydı, ne yapardım bilmem!..

 

İZMİR METROSU NİYE AÇILMADI?

Bay K.K.’ya diyeceğim şu:

Düşün artık Kayseri’nin yakasından!..

Bırakın Mehmet Özhaseki gibi, tertemiz bir adamı karalamaya çalışmayı da, “kendi işinize” ve de “kendi içinize” bakın!..

Madem “yolsuzluk”ları araştırıyorsunuz, o halde gidin de, “İzmir’deki yolsuzlukları” araştırın!..

“Yolsuzluk” dediysem, “Sayıştay tescilli yolsuzlukları” kastetmiyorum...

Sormak istiyorum;

“Dün” itibariyle açılacağına “söz” verilen “Üçyol Üçkuyular Metro Yolu” niye açılmadı da, İzmir halkı niye “yolsuz” bırakıldı?..

“İnönü Caddesi” niye açılmadı?..

Hani, senin adın “Kemal” idi, hani sen “Parayı bulurum” dersen bulurdun!..

“Metro”ya para bulamadınız mı?..

Onun için mi açamadınız?..

Yoksa, bir “peşkeş” mi var?..

Ya da, müteahhitlere “karşılıksız çek” verdiniz de, ondan mı tamamlayamadılar “metro”yu?..

 

9 KATLI DEĞİL, 2 KATLI!

“Karşılıksız çek” dedim de, aklıma geldi... Hani, sizin bir Kayseri Milletvekiliniz vardı... Adı Şevki Kulkuloğlu muydu, neydi; hakkında “onlarca karşılıksız çek dâvâsı” açılan bu adam, “dolandırıcılıktan mahkûm” bir adamın, evet Ali Hamrucu’nun iftiralarına sarılarak, 25 Aralık 2010 tarihinde düzenlediği basın toplantısında demişti ki;

“Benzin istasyonunun giriş ve çıkışlarının uygun olmadığı; depoların pompalara uzaklığının 40 metre olması gerekirken 23 metre olduğu; (...) toplam 9 kat ruhsatsız yapının yapıldığını gördük.”

At da, destekli at!..

Bu arkadaş, “Kayseri Milletvekili” ama, galiba Kayseri’ye hiç uğramıyor!.. Eğer Kayseri’ye gitseydi, Hamurcu’nun “9 katlı” dediği binayı görür, ondan sonra konuşurdu!..

Ama, Ankara’da koltuk sıcak!..

Koltuk yumuşak!.. Kalkmak zor!..

“Oturma organı”nı yumuşacık koltuktan kaldırıp, Kayseri’ye gitseydi; “9 katlı” dediği binanın, “sadece 2 katlı” olduğunu görür ve sesini keserdi!..

27 Aralık’ta yaşanan olayı biliyorsunuz değil mi?.. Kulkuloğlu’nun iddialarına cevap veren “Çavdarlar Petrol” tesisinin sahibi Numan Çavdar, binanın üzerine “Gördüğünüze inanmayın, bana 9 katlı diyorlar” pankartı asmıştı... Çavdar, “Milletvekilini mahkemeye veriyorum. İddiasını ispatlarsa 9 katlı değil ama 2 katlı olan binamı ve tesislerin anahtarını ona vereceğim” diye konuşmuştu!..

Size dönecek olursak Bay K.K.;

Gördüğünüz gibi; “9 katlı” dediğiniz bina, “2 katlı” çıktı... “Savcı beyin eşi” ile ilgili iddialarınız da, “fos” çıktı!..

Merak ediyorum;

Hâlâ konuşacak mısınız?..

Yoksa, 1965’te yaptığınız gibi; yine ortalıktan toz olup, “sıvışacak” mısınız?..

Sıvışın!.. Sıvışın!..

Sıvışmak size yakışıyor!..

Sıvışın ama sırnaşmayın!..

Cumhurbaşkanı ile cumhur, aynı safta!

Dün de dedim ya; özellikle “Kürt kadınlar”ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e; “bir ananın evladına veya kardeşine sarılır gibi sarılması” fotoğrafının “çok iyi okunması” gerekir.

Ya, dünkü fotoğraf?.. “Cumhurbaşkanı” camiye gitmiş, “cumhur”la aynı safta ve onlarla omuz omuza Nebi Camii’nde “namaz” kılmış... “Kıble” aynı, “secde” aynı, “duanın dili” aynı...

Cami çıkışında, Abdullah Gül, öyle bir “sevgi çemberi”ne alınıyor ki, “sarılmak” isteyen mi ararsın, “gül” vermek isteyen mi?..

“Cumhurbaşkanı” caddede yürüyor, “cumhur” da onun peşinde... Sanki, bir “miting kalabalığı” var arkasında...

Cadde dolu, evlerin balkonları dolu... “İşte halkın cumhurbaşkanı” diye bağırıyorlar, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye haykırıyorlar...

Şahsen ben; bu fotoğrafı gördükten sonra, kendi kendime dedim ki; “İşte kıble bir, saf bir, omuzlar bir, secde bir, dua bir... Nebi’de birlik sağlanmışken, bu ayrılık-gayrılık niye?..”

“Kürt sorunu” diyenler, şu “gül yağmuru”na, şu “sevgi seli”ne baksınlar da, akıllarını başlarına alsınlar!..

Camide “cem” olmak varken, emperyal iştahlara “yem” olmak, hiç akıl kârı mı?..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT