1. YAZARLAR

  2. ABDULKADİR ŞEN

  3. Batı'nın Suriye'de İslam'a Karşı Eski/Yeni Savaşı
ABDULKADİR ŞEN

ABDULKADİR ŞEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Batı'nın Suriye'de İslam'a Karşı Eski/Yeni Savaşı

A+A-

Suriye direnişi 3. yılına girerken hem İran ve Hizbullah gibi bölgesel güçlerin hem de ABD, Rusya ve BM gibi uluslararası güçlerin gerçek yüzleri de halklara görünmüş oldu. 100 yıla yakın bir süredir adeta gözlerine perdeler çekilmiş ve dostunu düşmanını ayrıt edemez hale getirilmiş İslam ümmeti bu olaylarla birlikte birçok gerçeği öğrenme fırsatı buldu. Suriye cihadı ile birlikte Allah temizi kirliden, cesuru korkaktan, kelam ehlini amel ehlinden ayırmıştır. Ümmet içerisinde Şii mezhep bağnazlarının Yezit edebiyatı arkasında modern Yezitler hatta haçlılar ile her türlü melun ittifakı yaptığını en iyi bilen hareket Küresel Cihad hareketidir. Suriye direnişi ile gerçek yüzleri ümmete aşikar olan, takiyyeyi yaşam tarzı haline getirmiş bu sapkın güruhun ümmetin ümit var olacağı projelerin akamete uğratılması için ve kendi iradesi ile bir dünya inşa etmesinin engellenmesi için en büyük ihanet şebekesini ve en tehlikeli iç tehdidi oluşturduğunu en erken fark eden ve en iyi tahlil eden yapılanma yine cihad hareketidir. Ancak cihad hareketi gerek kendisini ifade edecek üslup ve kanallar oluşturma eksikliklerinden, gerekse de ümmetimizin henüz hazır olmaması nedeniyle bu şer ittifakını toplumlarımıza yeterince anlatamadı. Suriye cihadı ise sözlerin anlatacağından çok daha fazlasını açığa çıkardı. Amerika'nın saldırı planlarını açıklaması Suriye cihadının safları daha da belirginleştireceğinin açık habercisidir. Son 10 yılda mütemadiyen özgürlük savaşçılarına dönen teröristler savaş sonrası yeniden terörist olabilirler ve herkes onların Suriye halkını savunmak için ödedikleri bedelleri unutmaya başlayabilir. Allah ise asla unutmaz. 

ABD Suriye'ye Neden Müdahale Ediyor?

Savaş hakkında en basit bilgilere dahi sahip olan herkes bir ülkenin ya da aktörün en etkili silahını en son kullanacağını bilir. Esed rejimi ile Suriye direnişi arasında meydana gelen çatışmalara bakıldığında, medyaya yansıyan videolar ve haberler göz önüne alındığında rejimin yıkılmak üzere olduğu açıkça görülür. Ancak ne yazık ki  Suriye direnişine ne sözlü ne de fiili hiç bir destek vermeyen mağlupların Türkiye ve diğer ülkelerde izzeti köpeklerin kuyruğunda aradığını, ABD'nin Suriye'ye saldırısının sorunu çözmesini murad ettiklerini görüyoruz. Onlara diyoruz ki: Sizler zaten yenilgiyi baştan kabullenmiştiniz, ve izzet sizden uzaktır. İzzeti cihad yolunda arayan direnişçiler ise ABD saldırısına ihtiyaçları olmadığını açıklıyorlar. Yapılan saldırıların ortalama % 20'sinin kaydedilmesine ve bunların da çok azının basına yansımasına rağmen internette son 2 güne ait saldırı videolarına bakıldığında Suriye direnişinin bütün savaş boyunca en yüksek eylemlilik derecesinde oldukları ve her gün Esed rejiminin büyük kayıplar verdiği açıkça görülecektir.  Bu konuda sadece iki günlük verileri içeren "Direnişten Kimyasal İntikamı" isimli haberi incelemek yeterlidir. Peki Suriye rejiminin  yıkılmak üzere olduğuna dair deliller nelerdir?

1- İran ve Hizbullah Esed rejiminin güçlü olduğu dönemlerde Suriye’deki varlıklarını gizlediler. Rejime sadece danışmanlık desteği veren İran subayları bundan 6 ay önce artık danışmanlık yapacak bir ordu kalmayınca binlerce Hizbullah militanı ile birlikte Esed'e destek için Halep ve Kusayr'a girdi. Bir rejimin dış güçlerden açık yardım alması, savaşçı istemesi artık kendi sorununu kendi imkanlarıyla çözemediğinin en açık göstergesi değil midir?

2- Başlangıçta iki yüzlü bir takiyye siyaseti yürüten İran ve Hizbullah, artık açıktan destek vermezlerse Esed rejiminin çökeceğini anladılar. Safevi- Fars devleti tarihi boyunca ilk defa takiyye yapmayı bıraktı. Bu, Suriye rejiminin kritik durumunu gözler önüne sermektedir.

3- Suriye direnişi savaş boyunca ulaşabileceği en geniş toprak kontrolüne ulaştı. Halep'ten İdlib'e, Şam kırsalından Dera’ya, Deyru Zor'dan Lazkiye kırsalına kadar geniş  bir alan direnişin kontrolüne girdi. Alevi yoğunlukklu bölgeler artık direniş güçlerinin kontrolüne giriyor.

4- Direniş Esed'in iki kalesi; Lazkiye ve Şam'a doğru ilerlemeyi başardı ve başkanlık sarayına çok yakın yerleri kontrolü altına aldı.

5- Başlangıçta sadece taş ve av tüfekleriyle savaşan direnişçiler, uçakları vurmaya başladılar ve büyük silah depolarını ele geçirerek ciddi silah gücüne ulaştılar.

6- Direniş güçleri Esed'in konvoyunu vurup bakanlarını öldürecek kadar rejime meydan okumaya başladılar.   

7- Reyhanlı'da onlarca masum Müslüman'ı vahşice katletme fetvası veren Alevi Şeyhi Bedr Gazal gibi rejimin "cibt"leri ve Esed ordusunun önemli generalleri "Hamanları" teker teker öldürülmeye başlandı.

8- Batı Halep tamamen direnişin eline geçti ve Han Esel bölgesinde 500 Esed askeri direnişçiler tarafından öldürüldü. Saldırıdan sağ kurtulan yüzlerce asker esir edildi. (Operasyon videosu)

9- Direnişçiler rejimin en büyük askeri üssü olan Minnig askeri üssünü ele geçirdiler.1

10- Direnişçiler Şam'da ele geçirdikleri depolarda yüzlerce uçak ve tanka karşı kullanabilecekleri özel roketler ele geçirdi.

11- Esed'in son kozu olan PKK'ya ağır darbe vurdular ve PKK'nın Suriye Kürdistan'ını tamamen ele geçirme planını başarısızlığa uğrattılar.

Esed rejiminin sona yaklaştığının en önemli göstergesi olan kimyasal saldırı ise önceki hafta gerçekleşti. Rejim artık son silahını da kullanmıştı. 

ABD İslami Hareketi Hedef Alıyor?

Bugüne kadar İslam dünyasıyla ilgili yapılan analizlerde "kafirler asla Müslümanlar için iyilik istemez" prensibine göre yapılan değerlendirmelerin hep doğru çıktığını görürsünüz.  Rabbimiz onlara karşı bizi defalarca uyarmıştır. Öyleyse bazı kimselere ne oluyor da ABD ve Batı'nın Suriye halkının maslahatları için operasyon yaptıkları zehabına kapılıyorlar? Onları operasyon yapmaya yönlendiren yegane etken "Kafirlere karşı izzetli, Müslümanlara karşı merhametli olan" "kınayıcının kınamasına aldırış etmeden" davasını sürdüren, "Allah'tan başka ne bir yardımcı ne de bir dost" tanımayan mücahidlerden başkası değildir. Demokratik ve barışçıl yöntemlerle iktidara gelen ve silahlı mücadeleyi yöntem olarak benimsemeyen İhvan’a, Mali'de İslami yönetimi uygulayan direnişçilere karşı operasyon düzenleyen, Afganistan'a 44 ülke ile saldıran küfür iradesi Suriye'ye de aynı amaç ve düşmanlık ile savaş açmak üzeredir. Peki, Batı ülkeleri Suriye’ye saldırı ile neyi amaçlamaktadırlar?

ABD'nin Saldırı Stratejisi

ABD ve Batı Suriye'de öncelikli olarak İslami Suriye'nin inşa edilmesinde mücahidlerin ihtiyaç duydukları sağduyu psikolojisi, umut, halk desteği ve sabrı hedef almaktadır. Direnişçilerin daha devrim genç iken İsrail ile çatışmaları istenmekte, İsrail ve ABD'nin kendilerine saldırmak ve laik güçleri desteklemek için ihtiyaç duydukları meşruiyeti İsrail'e yapılacak öfkeli tepkiler ile elde etmeyi amaçlamaktadır. Bilindiği gibi Esed rejimi de Golan tepelerini bilerek boşaltmış direnişçilerin İsrail ile karşı karşıya gelmesini sağlamaya çalışmıştı.

Batı ve Rusya direnişçilerin stratejik olarak tabir edilen roketlere ve ağır silahlara erişimini engellemek ve bu silah depolarını imha etmek istemektedir. Böylece gelecek Suriye İslami bile olsa İsrail'e tehdit oluşturacak silahlardan mahrum olacaktır. Bu iki madde savaşın asıl sebebidir. Diğer sebepler ise nispeten daha az öneme sahiptir.

ABD İslam dünyasında Afganistan ve Irak işgallerinde öldürülen askerler ve aldığı zayiatlar dolayısıyla kaybettiği imajı tekrar elde edip Müslüman kanı üzerinden kahraman olmaya çalışmaktadır.

ABD saldırının süresini uzatarak medyada ABD askeri teknolojileri,  köşe dönen roketleri,  uçak gemileri ve yeni silahları hakkında daha fazla spekülasyon yapılmasını, uzmanların televizyon programlarında halihazırda yaşandığı gibi gece gündüz bu tapındıkları devletin sahte kudretini tartışmalarını istemekte ve şov yapmaktadır.

ABD dünya jandarmalığını pekiştirmek ve hala dünyanın sözü geçen tek lideri olduğunu ispatlamak istemektedir.

ABD ve Batı Uluslararası kamuoyunda bir halkın açıkça katledilmesine suskunluk nedeniyle dünya düzenine karşı duyulan öfke ve oluşan güvensizliğin önüne geçmek istemektedir.

Suriye'deki laik güçlerin önünü açarak kahramanlaşmalarını ve geleceğin Suriye'sinde daha fazla söz sahibi olmalarını sağlamak istemektedir. Bu amacı doğrultusunda Faruk Tugayları ve benzeri yapıları kullanacaktır.

ABD'nin Nusret Cephesi ve Ahraruş Şam gibi yapılara ağır saldırılar yapmasını beklemiyorum. Ancak bu yapılara sembolik saldırılar yaparak "Küresel terörün yuvalarını vurduk" açıklamasında bulunabilir. Ancak yine de direnişe ait ciddi yıpratma saldırıları yapması da ihtimal dahilindedir.

Saldırı dar ve bağnaz düşünceleriyle ümmetimizin başına bela olan ve Allah'a ümmeti bir an önce kendilerinden kurtarması için dua ettiğimiz, cihadın edep ve ahlakından yoksun, ümmet nezdinde İslam Devleti imajını yerle bir eden tekfirci kesimlerin ise önünü açabilir. Bu kesimler ümmetin eline 100 yılda bir geçebilecek fırsatlardan biri olan Suriye devrimini bile kirletmeyi, dar ve bağnaz düşünceleriyle, kime yaradığını hesap edemedikleri ya da istihbaratların kendilerine etkisiyle bilerek yaptıkları eylemler ile ümmeti düşmanları nezdinde küçük düşürdüler. Bunlara destek olan cihad ahlakından habersiz, merhametsiz ve dengesiz kesimlere ise Türkiye dahil her bölgede cesaret verdiler. Bu yapılar ABD'den daha zararlı ve tehlikeli yapılardır. Batı bu tekfirci yapıların Suriye devrimini ifsad etmelerini hayranlıkla izliyor. Rabbim tertemiz Şam cihadını ellerimizin yaptığı kötülüklerden korusun.

ABD direnişçilere karşı yapılan saldırılarının bir kısmını gece yaparak Esed uçakları yapmış süsü de verebilir.

İnsansız uçak saldırılarını 2 ya da üç günlük operasyon sonrası mutad hale getirilecek, böylece İslami hareketlerin hareket kabiliyetlerini büyük oranda azaltarak açıktan eğitim kampları yürütmeleri engellenecek, laik kesimler ise Ürdün başta olmak üzere değişik yerlerde eğitilecektir.

Bu açıklamalardan sonra Suriye devriminin bize öğrettiklerine değinmek yerinde olacaktır.

Furkan Devrimi

Suriye direnişi gerçekten de bir oyun. Acem oyunu… Hiç bu kadar necis güç aynı hedef doğrultusunda bir araya gelmemişti. Hizbullah, ABD, İran, İsrail Maliki, Rusya, Esed, İngiltere… Muqavemet ekseninin aslında bir alçaklık ekseni olduğu hiç bu denli açığa çıkmamıştı. Suriye devrimi bir Furkan devrimidir. Bu bir Furkan Cihadı'dır. Bu cihad aynı zamanda ümmete; inancının, topraklarının, haklarının ve değerlerinin yegane savunucusunun onun bağrından çıkan mücahid evlatları olduğunu açıkça göstermiştir. Bu nedenle bana Suriye savaşı nedir diye sorulduğunda şunu söyleyebilirim. Suriye savaşı Furkan savaşıdır. Suriye cihadı ile beraber bizlere uzak olan(Cihad,) yakın oldu, kendisinden kaçtığımız(Bedel ve şahadet) bizi buldu. Ve bizlere kapalı olan(gerçek dost ve düşmanlar) aşikar oldu.

 İslam dünyasında yaşanan işgal ve aşağılamalara, diktatörlüklerin ABD liderliğindeki Batı ittifakı ve son dönemin moda tabiri ile "Yeni Dünya Düzeni" tarafından desteklenmesine,  Mısır'da geçtiğimiz aylarda ABD ve İsrail ortaklığıyla yapılan darbe gibi Müslümanların kazanımlarının akamete uğratılmasına, kısacası İslam dünyasında yaşanan hemen her acıya temelde neden olan küfür ittifakına haklı bir tepki hareketi olarak doğan Küresel Cihad Hareketi Suriye cihadı ile birlikte amaçlarını ve yöntemlerini ümmete açıklama imkânı buldu. Ayrıca ümmetimizin davet ve ilim çalışmaları yapan saygın İslami hareketleri de ümmetin kurtuluşunun mücahid evlatlarıyla bütünleşmek, onların hatalarını düzeltmek için yardımlaşmak, onların nasihatinden faydalanmak olduğunu açıkça gördü.

3 yıl boyunca İslam ümmeti bütün imkansızlıklara rağmen Suriye direnişini, kazma kürek ile, taş ile başlayan bu direnişi, bugün olduğu noktaya taşımayı başardı. Suriye direnişi taşlar ve sapanlar ile başlamıştı.

1 yıl önce

1 yıl sonra

2012'nin ortalarında direnişçiler sapanlarla, kazma kürekler ile savaşırken bir yıl sonra türlü bedeller ödeyerek elde ettikleri ganimet silahlar ile savaşmaya başladılar.

ABD Esed'e Nasıl Yardım Etti?

Suriye savaşı başından bugüne değerlendirildiğinde ABD'nin aslında Esed rejimine sonuna kadar yardımcı olduğu açıkça ortaya çıkar. Suriye savaşı İran ve Hizbullah'ın da nasıl birer emperyalizm maşası olduklarını, Irak'ta Şii yapılanmaların ABD ile girdikleri ahlaksız işbirliğini, Afganistan'ın nasıl da İran yardımı ile işgal edildiğini gözler önüne serdi. ABD'nin Suriye'de uyguladığı politikaları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

1- Suriye'de Esed karşıtı eylemler başladığında ABD önce Esed'e reform yapması çağrısında bulundu. Zira ne ABD ne de İsrail 40 yıl boyunca kendisine Hizbullah ile beraber sınır bekçiliği yapan Esed'in devrilmesini istemiyordu. Esed'e reform çağrıları yapan ABD nasihatlerini daha iyi anlasın diye bir de senatör gönderdi.  Esed ile görüşen Yahudi asıllı ABD'li senatör Dennis Kucinich, Beşşar Esed'e övgüler yağdırdı. ABD böylece Esed'i olaylar daha da büyümeden ve bir cihada dönüşmeden reform yapmaya ikna etmek istiyordu. İsrail Esed'in devrilmesinin kendi çıkarlarına zarar vereceğinin farkındaydı.

2- ABD daha sonra "kapalı el" pozisyonu ismi verilen bir sessizlikle mutedil ölüm oranı olarak tanımlanan oranda yani günde 20-30 kişinin ölümüne ses çıkarmamak üzere rejime destek oldu. Böylece "Özgür Dünya" kamuoyunun harekete geçmesi engellendi.

3- Daha sonra ABD Esed'in görevini Faruk Şara'ya teslim edip güvenli olarak ülkeden ayrılmasını sağlamak istedi. Böylece diktatör gidecek diktatörlük duracaktı. Bu da olmadı.

4- ABD yönetimi bu defa Esed'in en önemli komutanlarından olan Menaf Tlas'ın ve Suriye’nin Irak elçisi Navaf el Faris'in iktidara gelmesi için çabaladı ancak bunda da başarısız oldu.2

5- İslami direnişin sebat ve azmi bütün ABD planlarını teker teker akamete uğratmıştı. ABD, artık direniş içerisinde İslami yapılara karşı gelecekte kullanacağı gruplar oluşturmak ve onları desteklemekten başka çaresinin kalmadığını, masada yer almak için bunun tek seçenek olduğunu, Esed rejimini ayakta tutmaya yönelik planların başarısız olacağını anladı. Ancak savaşın uzaması ve tarafların zayıflaması ABD'nin çıkarınaydı. Bunun üzerine Suriye direnişi içindeki laik kanadı, hatta geçmişte büyük oranda rejim yanlısı olan güçleri Ürdün ve diğer yerlerde eğitmeye başladı. Esed rejimi ile İslami Hareketlerin İsrail'e güçleri kalmayacak şekilde birbiri ile çatışmasını da garantiledi.  

6- Bu süreçte ABD, Esed rejimine karşı en sert direnişi gösteren Nusret Cephesi'ni terör listesine alarak Esed'i destekledi.

7- Bir ara Türkiye'yi Suriye’ye sokarak kirli işlerini Türkiye'ye yaptırmak istedi. Bu sırada PKK'nın da Suriye'ye geçerek en azından bazı bölgeleri eline geçirmesini sağladı.

8- Direnişçilere silah ambargosu uygulayan ABD, böylece Esed'in güçlenmesini ve direnişçilerin rejimle masaya oturmasını ve demokratik, liberal bir rejimin inşa edilmesini sağlamaya çalıştı. Esed rejimine ise Rusya ve Çin başta olmak üzere ABD'nin en büyük düşmanları(?) İran ve Hizbullah'ın da aralarında bulunduğu şer ittifakının silah yardımına ses çıkarmayan ABD adeta direnişçilerin elini bağlayıp Esed'e vur dedi. Suriye devrimi taşların bağlanıp köpeklerin salındığı devrimdir.

9- ABD son olarak Cenevre anlaşmaları ile iki tarafın da eşit tavizler vererek İslami yapıları tasfiye etmelerini ve ortak noktada buluşmalarını, yani İsrail ve Batı'nın çıkarlarının korunduğu İslami olmayan bir devlet çatısı altında bir araya gelmelerini sağlamayı planladı.

10- Bu planı da başarısızlığa uğrayan ABD, Esed güçlerine karşı büyük atılımlar yapan direnişi imha etmek için Kimyasal saldırı olayını bahane ederek saldırı düğmesine bastı.

ABD'nin tümü Esed ve İsrail lehine, İslami Hareket aleyhine olan adımları artırılabilir.

ABD ve Batı Suriye halkını "Rabbim Allah'tır" dedikleri için cezalandırdı

Suriye halkının devrimi (Sevra) bir uyanışa (Sahva) dönüştürmeleri ve iradelerini İslami bir yönetimden yana kullanmaları küresel sistemin papazlarını oldukça rahatsız etti. Bunun üzerine Suriye halkını verdiği bu kararın bedelini ödemeye, "Rabim Allah'tır" dedikleri için 100 binden fazla can vermeye, sanki katliamı yapanlar onlarmış gibi silah ambargosuna uğramaya mahkûm ettiler. Şimdi ise devrimini nihayete erdirmeye yaklaşan bu halkın yeni İslami Suriye'yi inşa etmelerini sağlayacak stratejik silahları elde etmesini ve böylece İsrail'in güvenliğinin tehdit edilmesini engellemek için Batı Suriye'ye müdahale planları yapıyor. Peki, bu müdahale kime karşı? Aşağıdaki videolar bu soruya yeterince cevap veriyor.

Suriye’de İslam’ı Tasfiye Planı Başladı

Suriye’de son günlerde yaşanan gelişmeler İslam’ın devrimden ayrıştırılması sürecinin artık aleni biçimde işletildiğini gösteriyor. Hayır, hepinizin aklına geldiği gibi bu süreç Küresel Cihad Hareketi’nin tasfiye süreci değil sadece… Bu süreç Nusret Cephe’sinin, Ahraruş Şam Hareketinin, Muhacirler Tugayının, Selefi- Cihadi ekolün, İhvan'ın, ÖSO içindeki satılık kesimler lehine yine ÖSO içindeki İslami kanadın tasfiye sürecidir. Batılılar ellerinde “Sevratuna İslamiyye” (Devrimimiz İslamidir) pankartları taşıyan milyonlarca Suriyeliyi, onlara gönül veren, ellerinden tutan ve destek veren bölge ülkelerindeki İslami Hareketleri tasfiye etmek istiyorlar. Bunu yaparken de demokratik yollarla iktidara gelen İhvan ile direnerek zafer kazanan Şebab Hareketi, Nusret Cephesi gibi Küresel Cihad Hareketlerini birbirinden ayırmıyorlar.

Suriye’de Kan Tepelere Ulaştı

Beleğat Seylu ez Zuba (Sel Tepelere Ulaştı)

Eski zamanlarda bir konuda tehlike tahammül edilemez boyuta ulaştığında sel tepelere ulaştı artık bir şeyler yapılmalı denirdi. Oysa Suriye’de 3 yıldır kan tepelere ulaştı ve dünya sadece seyretti. Ve bugün 2013 Ağustos ayında on binlerce insanın katliamına göz yuman Batı, BM, NATO, ABD, Rusya, İsrail, İran, Hizbullah, Çin ve onların bölgedeki yardakçıları onların öfke ve ihanet dolu gecelerinden inananların izzet dolu zafer şafağının doğduğunu bir anda görüverdiler. Koca üç yılın sonunda İslam ülkelerinin devrimlerini çalmaya kalkışan Batı, Suriye için yaptığı tüm denemelerin boşa çıktığını açıkça görüyor. Kapalı kapılar ardında Suriye devrimi için yapılan aşağılık planlar ümmetin sınır tanımayan erleri tarafından akamete uğratıldı. Artık askeri tercihten başka seçenek kalmadı. 100 bin insanın, yavaş yavaş öldürülmesine göz yuman ABD, rejimin artık yıkılmak üzere olduğunun en büyük alameti olan kimyasal saldırısında BM rakamlarına göre 500-600 insanın öldürülmesine mi öfkelendi? Yoksa rejimin çöküşünün yaklaştığını ve devasa silah depoları ve imkânlarının İslami hareketlerin eline geçmek üzere olduğunu, İsrail ve Batı için tehlike çanlarının çaldığını mı anladı? Elbette ikincisi.  "Suriye Direnişinden Kimyasal İntikamı" isimli haberde yer verilen ve sadece 2 günde direnişçilerin yüzlerce Esed askeri öldürdüğünü, onlarca askeri araç ve büyük depolar dolusu ağır silah ele geçirdiği görüntüleri ABD ve Batı dehşet ile izliyor.

Batı’dan Suriye Halkına Cihad Dersleri: Modern Dünya’nın Hakikati Haykıran Sessizliği

ABD, Avrupa, Rusya, İran, Çin, Arap ülkeleri, Ürdün ve diğerleri... Modern dünyanın adaletsiz kurumları, BM, NATO, Uluslararası İnsan Hakları Örgütü, AIHM. Bütün bu hareketler bir halka, kadınıyla, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla bir halka hatta bir ümmete Cihad dersi verdiler ve vermeye de devam ediyorlar. İkiyüzlü dünyanın sessizliği milyonları direnişçi yaptı. Bu öğretici sessizlik milyonlarca Suriyeliye ve kalbi onların kalbiyle beraber atan bir buçuk milyar Müslüman’a Cihad ve direnişten başka kurtuluş yolunun olmadığını, Batılıların Müslüman’ları asla umursamadıklarını ve onların kanının Batı nezdinde değerinin olmadığını, ümmetin ancak kendi yöntem ve çabaları ile kurtuluş elde edip yeniden dünyanın aktörü ve mimarı olabileceğini haykırıyor. Batı’nın bütün bu hakikatleri haykıran sessizliği sevra olarak başlayan bir devrimin sahvaya dönüşmesini sağladı. Şam'da tüm emperyalist planları tutuşturmadan sönmeyecek Cihad ateşi artık yandı. Bu cihadı ne İran'ın derin nefesi, ne Nasrallah'ın çapulcuları ne de Amerikan'ın üfürüğü söndüremez. El Ğarb vel Şark Kanuu Ya'lemune, İze bedael cihad fi Şam, İntehel Emr. Batı ve Doğu iyi biliyordu ki Şam'da cihad başlarsa iş biter...

ABD-İran Ele Ele

Suriye krizinin Lübnan, Irak ve Ürdün'ü de içine alarak giderek daha bölgesel bir problem haline gelmesi ABD ve müttefiklerinde “Sünni uyanış” endişelerini artırmıştı. Şii aktörlerin de bölge siyasetlerini etkisiz kıldığı gözlemlenen Küresel Cihad anlayışının bölgede mevzi kazanması geçmişte Irak ve Afganistan işgallerinde işbirliği yapan İran ve Amerika'nın ortak düşmana karşı yeniden birleşmesini sağladı.

İsmi konulmamış, resmi belgelere yansımamış ancak zaman zaman İrangate gibi skandallarla ortaya çıkan bu gizli ittifakın dikkatli gözlemciler için birçok delili bulunmaktadır.3 Uzun yıllar boyunca bölge halklarını Filistin'e sahip çıktığı iddiasıyla direniş ekseni olduklarına inandıran Şii aktörler, İsrail sınırlarını 40 yıldan bu yana savunan Esed yönetiminin "radikal, tekfirci, selefi cihadcılar" olarak isimlendirdiği unsurlar tarafından yıkılma tehlikesine karşı adeta seferber olmuş durumda. ABD’nin ise Suriye’de yaptığı ilk ve tek icraat neredeyse Esed'e karşı savaşın sembolü olan Nusret Cephesi'ni terör örgütleri listesine katmaktı...

İran ve diğer Şii kuyruklarının Mısır darbesine verdikleri destek, Türkiye'de Erdoğan hükümetine karşı tutumları, savaş sırasında her türlü ahlaki yetilerini kaybettiklerinin açık bir göstergesiydi adeta. Şu anda İran'ın PKK ile Nusra'ya karşı işbirliği Ehli Sünnet'e karşı kâfirlerle bile işbirliği yapabileceklerinin Irak ve Afganistan'da olduğu gibi açık bir delili niteliğindedir. Gezi Parkı olayları yaşandığında Türkiye'deki İran yanlılarının sosyal medyadaki çalışmaları, Taksim'deki eylemlere katılmaları İran ve destekçilerinin İslam düşmanlarıyla nasıl kirli ittifaklara girebileceğini hepimize göstermiştir.  Humeyni’nin "inqılabcılarının" eşcinsellerle ve Kemalist Sol ile omuz omuza CNN ve BBC desteğinde Taksim’de kalkışma yapacağını kim tahmin ederdi ki?

Batı azınlık Şii’leri on yıllarca destekledi

Uzun yıllar çoğunluk Sünnilere karşı azınlık Şii'leri destekleyen ABD ve Batı, İslam ümmetinin ortasında bir kanser üretmiş ve bu kanseri Filistin sürecine verdiği sembolik destekle daha da büyütmüştür. Şii hilaline yatırım yapan ABD ve Batı İran ve Hizbullah'a verdiği üstü kapalı desteğin karşılığını bugün Nusra'ya karşı mücadeleleri ile almaktadır. El Kaide liderleri bir bir Hindikuş dağlarının sarp kayalıklarında insansız uçaklar ile vurulurken, Hasan Nasrallah'ın Beyrut'un göbeğinde on yıllar boyu huzur içerisinde bir taraftan Siyonist rejim aleyhinde içi boş hamasi nutuklar atıp diğer taraftan Sünnileri katletmesine ABD neden göz yumdu? Ahmet Yasin ve Rantisi gibi liderler bir bir şehid edilirken Hasan Nasralah on yıllardır Lübnan’da İsrail’in işine gelen mezhep güdümlü planlarını özgürce uygulamaya koyuyordu? Sahi emperyalizme karşı direnişin en somut ve en sahici sembolü haline gelen Guantanamo'da neden hiç Şii yok? ABD ve Emperyalizm karşıtı Nasrallah neden İsrail tarafından herhangi bir suikastla bugüne kadar öldürülmemiş ya da yaralanmamıştır? Menar televizyonu hangi hizmetinden dolayı yıllarca Fransız uydularından yayın yapmıştır? Kısacası Haçlı orduları bu mezhepçi, taifeyi Sünni dünyaya karşı yıllarca bir sopa olarak kullandı ve son olarak da Suriye'de bunu yaptılar. En büyük Ayetullahların bile 200 milyon dolara direniş aleyhine fetva verdiği4 koca sakallı uzma’ların ABD taşeronu olarak canla başla çalıştığı bu kirli savaş sonunda ABD ve Batı'nın Suriye'de İslami direnişe karşı sopa olarak kullandığı İran'a hainlerin mukadder sonunu göstermesiyle son bulacak gibi.

Suriye'de Esed'e yönelik ABD'nin de itiraf ettiği kısıtlı ve rejimi düşürmeyi amaçlamayan saldırı sonrası Esed ve İslami Hareketler özellikle de Nusret Cephesi yıpratılmaya başlanacak ve asıl savaş bundan sonra İslam devleti isteyenlerle başlayacak. Katliamı yapan Nusayri çeteler, İsrail, İran, ABD, Rusya ve sürecin onların lehine sonuçlanması için büyük bir iman ile uğraşan Amerikan yapımı demokrasi mü’minleri ve Arap diktatörlükleri ise asıl düşmana, yani İslam devleti isteyen Suriye halkının çoğunluğuna karşı savaşacaklar.

Biz Nasıl Bir Ümmetiz?

Ümmet 3 yıl boyunca 100 bin Müslüman'ın modern dünyanın gözü önünde İran ve Hizbullah'ın desteğiyle katledilmesine nasıl da seyirci kaldığını her an şahitlik ederek gördü. İşte bu ümmetin gözü Suriye'de ev ev, köy köy, sokak sokak kan dökerek, şehidler vererek, toprağı tertemiz kanla sulayarak, 70 ülkeden genç ve gözleri parıl parıl parlayan mücahidleri Şam beldesinin temiz toprağının bağrına gömerek nasıl da direndiğimizi ve şimdi üç yıl sonra tam da zafere yaklaştığımız bir anda bizi 3 yıldır sevinçle seyreden Küfür ittifakının devrimimizi çalmak için nasıl da üşüştüklerini görmekten aciz değildir.

Hayır! 100 bin şehit verdiğimiz Suriye cihadı zafere çok yakın ve bizler bu zaferi Haçlıların ele geçirmesine müsaade etmeyeceğiz. ikinci Bir Bosna yaşanmayacak. Mücahidler Sırpları mağlup ettikten sonra gelip zaferi çalan Batı'lılar bu defa muvaffak olamayacaklar.

Hayır! Bir halkın 3 yıl boyunca kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla, ölümüne göz yuman, onları destekleyen direnişçilere ambargo uygularken Hizbuşşeytan ve Mecusi İran'ın, Rusya ve Çin'in Esed'e her gün tonlarca silah göndermesine destek olan ABD ve Batı şimdi Suriye halkının kendilerini kahramanlar gibi karşılamasını beklemesin. Yukarıda belirttiğimiz gibi Batı İslam ümmetinin nasıl bir ümmet olduğunu gayet iyi biliyor. Irak'ta çöle gömülen ve Fırat nehrine helikopterlerden cesetlerini attıkları on binlerce mezarsız Amerikan askeri, Afganistan'da Taliban'ın Hindikuş dağlarına gömdüğü 44 ülkeli koalisyon başlarına Suriye'de gelecekleri onlara gayet iyi anlatmıştır.  Peki, biz nasıl bir ümmetiz?

Silah olmazsa taşla savaşırız.

Canımızı kardeşlerimiz  için veririz.

Haçlıların ayaklarının altını tutuştururuz.

http://archive.org/details/irak_patlamalar-1

Şehitlerimiz  bile onlara meydan okur.

 

Dipnotlar:

1- http://www.dw.de/askeri-havaalan%C4%B1-el-kaidenin-elinde/a-17001677

2- http://www.revolutionobserver.com/2012/08/the-us-strategy-in-syria.html

3- http://www.youtube.com/watch?v=yIfpFLVf2S0 , http://www.youtube.com/watch?v=HSYRPplG28Q , http://www.youtube.com/watch?v=3OeeMlRlmBc

4- Sistani ABD’den direnmeme karşılığında 200 milyon dolar aldığını kabul etmiştir. Konuyla ilgili belgeler de yayınlanmıştır. Ayrıntı için: http://www.pressmedya.com/dosya/5727/irak-dosyasi-1-bolum.html

YAZIYA YORUM KAT

8 Yorum