1. HABERLER

  2. HABER

  3. ‘Batıda Bilinçli Olarak İslam Korkusu Üretiliyor’
‘Batıda Bilinçli Olarak İslam Korkusu Üretiliyor’

‘Batıda Bilinçli Olarak İslam Korkusu Üretiliyor’

Dünyanın Charlie Hebdo için yasa durduğu bir vasatta Amerika’da üç gencecik Müslüman uluorta katledildi.

A+A-

Alışık olunduğu üzere gerek Amerika ve diğer batı medyası, gerek Charlie Hebdo için ortalığı ayağa kaldıranlar hiç de oralı olmadılar. Ek olarak olayın Müslüman cenahta da maalesef hak ettiği ölçüde karşılık bulmadığı görülüyor.

Bu olay, olaya karşı sergilenen tutumlar ve Müslümanların gelişmeyi gündemleştirme noktasındaki acziyeti hakkında birçok şey söylenebilir. Ama biz öncelikle bu tip gelişmeler karşısında olayın sıcaklığını doğrudan yaşayan batıdaki Müslümanların tepkisinin ne olduğunu gündemleştirmenin veya mikrofunu öncelikle bu gelişmelerin odağındaki batıda mukim kardeşlerimize uzatmanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

Bu bağlamda Almanya’da ikamet eden Hüsnü Yazgan abimizin konuyla ilgili Yonelişhaber'e verdiği demeci ilginize sunuyoruz.

BATIDA BİLİNÇLİ OLARAK İSLAM KORKUSU ÜRETİLİYOR

husnu-yazgan.jpgABD'de aynı aileden 3 Müslüman gencin teker teker kafalarından kurşunlanarak şehid edilmesi, nefretin boyutunu göstermektedir. Bu nefret suçunun nedenini ise, katliam sonrası devam etmekte olan suskunlukta aramak gerekir.

Bu katliamın öfke ve nefretten kaynakladığını en iyi ifade eden ise saldırıda 2 kızını yitiren Muhammed Ebu Salha’nın şu ifadesidir:

“Kızım bana bir keresinde ‘Sanırım görünüşümüzden ve kimliğimizden nefret ediyor’ demişti. Bu bir nefret suçu olmasa, herkesi tek tek başından vurur muydu?”

Yine katil Hicks'in şu cümleleri de bunu pekiştirmektedir:

"Ateistim… Hakarete gelince; o işi senin dinin başlattı, ben değil. Eğer senin dinin koca ağzını kaparsa, ben de kaparım!"

Avrupa ve Amerika medyası ve yöneticileri takip ettikleri çifte standartçı politika ve uygulamaları ile İslam korkusu/düşmanlığı/nefreti üretmektedir. Mevcut cinayet, saldırı ve kundaklamalar da bu politika ve uygulamaların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

İslam’ın diğer dinlere yaşam hakkı tanımayan, savaşçı ve şiddet içerikli bir din olduğu yönündeki yayınlar; “Müslüman teröristler”in Amerika’ya saldırılarını konu alan Hollywood filmleri; Danimarka ve Fransa’da  yayınlanan Hz. Muhammed’e hakaret içerikli karikatürler; İsviçre’de minare yasağı; Almanya’daki PEGIDA ve versiyonlarının söylem ve eylemleri korku üretmektedir. Üretilen bu korkular da batıda ve Amerika’da yaşayan Müslümanların güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Asıl korkulan ise, batılı ve Amerika yöneticilerinin tedbir alma yerine sessizliği tercih etmeleri. Bu tavırlar yeni değildir.

Dünya onları ve inşa ettikleri -sadece kendileri için güvenlik ve adalet öngören- dünya sistemlerini Hiroşima ve Nagazaki’den tanıyor. Filistin’deki işgal ve katliamlardan tanıyor. Cezayir’den tanıyor. Afganistan ve Irak’tan tanıyor. Saldırı ve işgal bahanesi olarak‚ ‘terörist’ imal eden devlet ve BM patentli terörist eylemlerinden tanıyor.

Gazze’ye, darbeci Sisi’nin katliamlarına, Suriye’deki katliamlara sessiz kalan batılı ve Amerikalı yöneticilerin kendilerinden olan katillere sessiz kalmasını kanıksadık.

Müslüman bir şahsın eylemi medyada günlerce işlenmekte, yöneticiler “İslami Terör” söylemini öne çıkararak saldırıya geçmektedirler. Ama ne zaman bir Müslüman öldürülse, zulme maruz kalsa ya da bir cami kundaklansa fail; psikopat, sarhoş oluveriyor. Ya da bu olayda olduğu gibi “park kavgası” gibi kılıflarla olayın gerçek nedeni gizleniyor. Failin Hristiyan, Yahudi veya başka bir inanç mensubu olması çok önem arz etmiyor. Muhammed’e (s) hakaret düşünce özgürlüğü ama İsrail’i eleştirmek antisemitizm oluyor. Bir Amerikalı veya İsrailli ölünce dünya ayağa kalkıyor. Dünyanın 5’li Konseyi kararlar alıyor ve Müslümanların üzerine bombalar yağıyor. Fransa’da failler Müslümandı, bütün dünya Paris’te yürüdü. Ama Amerika’da maktuller Müslüman ve herkes suskun. İkisi de silahlı şiddet değil mi? Arakan’da, Suriye’de, Filistin’de 100 binler ölüyor, yakılıyor ses yok.

Özellikle 11 Eylül 2001’de başlayan güvenlik öncelikli yaklaşımın kasırgası hiç eksik olmadı. Batıda ve Amerika’da yaşayan her Müslüman, her an saldırı endişesi taşıyabilmektedir.

Faşist bir Alman tarafından öldürülen Mısır kökenli Merve eş-Şerbi’nin erkek kardeşinin; “Alman makamları neden bize, cani mahkeme salonuna bıçakla girmeden önce alınmayan güvenlik önlemleri hakkında bilgi vermeyi reddediyor? Neden polis olaydan sonra Merve’nin kocasını öldürmeye kalktı?” sorusu gibi sorular cevap bulmuyor.

Biz herkes için adalet istiyoruz. Düşünce ve inançların hakaret, yasaklama ve baskılarla engellenmemesi gerektiğine ve insanların inanç ve düşüncelerini serbestçe ifade ve yaşama hakkına sahip oldukları ortamların sağlanmasını istiyoruz. Müslüman coğrafyalardaki işgal ve diktatörleri destekleme politikalarına son verilmesini istiyoruz. Nefret, nefreti doğurur. Nefret yerine hep birlikte zulme ve baskıya karşı direniş ve onurlu yaşam mücadelesi bütün insanlık için şiar olmalı. Zalimlere ve zulümlerine sessiz kalmak, ona ortak olmaktır. Failin ve mağdurun kimliğine bakmadan tüm katliam, baskı ve haksızlıklarla mücadele etmek erdemli her insanın görevidir.

“Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür.”  (Kur’an: 3/118)

Kaynak: YönelişHaber

HABERE YORUM KAT