Batı Taksim’i, Emperyalizmin İleri Karakol Üssü Sayıyor

20.06.2013 20:24
Batı Taksim’i, Emperyalizmin İleri Karakol Üssü Sayıyor
Türkiye’nin başka yerlerinde olurken, pek ilgilenmeyen iç ve dış çevrelerde, bu hassasiyetin meydana gelmesinin temeli, Taksim Meydanı idi.. Çünkü, Taksim Meydanı ve Beyoğlu (Pera) , Garb- Batı emperyalizminin Osmanlı içinde açılan ileri karakol üssü duru

Selahaddin E. Çakırgil

’Bana Her Şey, Uluslararası Bir Entrikayı Hatırlatıyor..’

Bir ülkedeki herhangi bir rahatsızlığın hemen dış etkenlere bağlanması siyasetçilerin çok başvurduğu ve  kullandığı bir taktik ise de, çok kere inandırıcı ve hoş değil.. Ama, koskoca Türkiye’nin koskoca İstanbul’unun küçük bir noktası olan Taksim Meydanı’nın bir köşesindeki küçücük bir parkın yeniden düzenlenmesi etrafında ortaya çıkan küçük bir protesto hareketinin, Haziran-13 başından beri hemen bütün dünyayı derinden ilgilendirmesi uluslararası bir entrikanın varlığını kabul etmeksizin, kabul edilebilecek cinsten değil..

Hemen her ülkede ve hele de Ortadoğu diye anılan ve jeo-politik açıdan dünyanın en hassas bölgelerinden bir coğrafyadaki ülkelerde, bir takım rahatsızlıklar, çalkantı ve karışıklıklar ortaya çıktığında, bu durumdan istifade etmek isteyen bir takım iç ve dış çevrelerin olması kadar tabiî bir şey yoktur. Kezâ, ülkelerin birbirlerinin içişlerine karışmamak hususunda söyledikleri sözler kocaman bir diplomatik yalandan başka bir şey değildir. Esasen, hemen hiç bir ülke, resmen savaş ilan etmedikçe, bir diğer ülkenin içişlerine karıştığı veya karışacağına dair bir ifade veya niyet açıklayamaz.

Hele de, Avrupa’da son 2-3 yıldır yaşanan büyük sosyo-ekonomik krizlerin devam ettiği bir dönemde, aynı sıkıntıları hemen hiç hissetmeyen bir Türkiye’de, üstelik de hemen hiç bir ciddî gerekçe yokken, İst.- Taksim Meydanı’ndaki bir zemin  düzenlemesi ve bir-kaç ağacın yerinden sökülüp başka yerlere nakledilmesine itiraz mahiyetinde, ilk olarak 100-150 kadar kişi gelip, ’Biz bu ağaçları söktürmeyiz..’  şeklindeki zâhiren bir çevrecilik hassasiyetiyle orada çadır kurması ve çalışmalarını sürdüren iş makinelerini tahribe yönelmeleri ve hattâ ateşe vermeleri üzerine, polisin bu gruba karşı tazyikli su ve biber gazıyla müdahalesi şeklindeki tedbirler, konuyu herhalde önceden kimsenin farkedemediği bir noktaya getiriverdi ve ’Gezi Parkı da neresiymiş?’ diyebilecek yüzbinlerce İstanbullu varken, dünya kamuoyu üç hafta boyunca, Taksim- Gezi Parkı ve onun ülke çapındaki uzantısı olan karışıklık  haberleriyle yatıp kalktı.

İlk planda, polisin mes’eleyi biraz sert bir baskı ile önleyebileceği zannına kapılıp, orantısız güç kullanmasından elbette söz edilebilir.

Ama, bu görüşler, açıktır ki, hadiselerin bu noktaya gelmesinden dolayı ortaya çıktı. Ama, protestocular oraya çadırlarıyla gelip o mekanı işgal etmeksizin, sadece protesto gösterisi yapsalar ve iş makinalarını tahrib etmeseler ve ateşe vermeselerdi, herhalde, polis de öyle bir güç kullanımına ihtiyaç duymayacaktı..

Konuya, sadece ’neticeci’ / neticeye bakarak başlangıcı değerlendirmek gibi bir mantıkla değil, bir de tersinden bakmak gerekmez mi?

Ama, şimdi işin bu tarafı gözönüne getirilmeyip, sadece neticeye bakılarak, (eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay gibilerin bile başını çektiği bazılarınca) o protesto günlerinin ilk günündeki eylemlerde, polis, aşırı güç kullanmakla suçlanmakta..

Diyelim ki, öyle..

Eğer, ortalık yakılıp yıkılırken güvenlik güçleri, içinde bulundukları şartlara göre aklın gereği olan tedbirleri almakta gevşeklik gösterseydi, o zaman, her aklı başında, mantıklı insan, ’O güvenlik güçlerinin varlık sebebi nedir?’ diye sormayacak ve hattâ suçlamıyacak mıydı?

Ve güvenlik güçlerinin aşırı güç kullandığından yakınanların, hedefe hattâ AK Parti’yi ve bütünüyle Hükûmet’i değil, Tayyîb Erdoğan’ın şahsını koydukları ve onu yıpratmak için adetâ yarışa giren Avrupa ve Amerikan politik ve medyatik çevreleriyle ilginç bir işbirliği içinde hareket ettikleri ortada değil mi?

Onlar, kendi ülkelerinde benzer bir tahribat olsaydı, güvenlik güçlerini devreye nasıl korkunç bir hışımla süreceklerini elbette bilmiyor değiller.. Bunu kendileri hatırlamak istemiyor gibi gözüküyor veya  düşünemiyorlarsa da, bu konuyu bilebilecek olanların varlığı ihtimalini olsun, gözönüne getirmeli değiller mi?

Yazının Devamı…

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim