1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. Batı niye sus-pus?
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

Batı niye sus-pus?

A+A-

Suriye’de Batı komplosundan bahsedenleri bilmem ama Batı’dan Suriye’ye yönelik daha ileri adım atmasını bekleyenler hayal kırıklığı yaşıyor ve bunun sebebini soruyorlar. Batı’nın Suriye karşısında neden sus-pus olduğu sorgulanıyor.

Esasında, Suriye konusunda Batı komplosundan değil Batı muvazaasında bahsetmek yerinde olur. Zira, Suriye rejimi bütün dünyanın gönlünü yapıyor. Kendi halkından başka bütün zıt istikametlere açık. İbrahim Beyumi Ganim, Türk tarafının Suriye ile alakalı politikasını ‘mütehazil’ olarak tanımlıyor. Mütehazil aslında yardımsız bırakmak ve ilgisiz davranmak anlamına geliyor. Yardım dileyeni yardımsız bırakanlara ‘hazele takımı’ denmiştir. Bunu bir şiirinde ortaya koyanlardan birisi de 17. yüzyılda yaşamış olan cihan padişahı 3. Mustafa’dır ve gevşek devlet erkanından umudunu keserek Allah’a iltica etmiştir. Rubaisi şöyledir:
“Yıkılupdur bu cihan sanma ki bizde düzele
Devleti çarh-ı deni verdi kamu müptezele
Şimdi erbab-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem yezele.”
Bu dünya yıkılıyor, bizde düzeleceğini sanma. Alçak felek, devleti bütün alçak kişilerin eline verdi. Şimdi mutluluk yolunda gidenler hep bayağı/hamiyetsiz kişiler. İşimiz Tanrı’nın merhametine kaldı. Hazele hizlandan yani tevfiksizlikten gelmektedir. Hazele esasında hamiyetsiz ve insanı ortada bırakan kişiler demektir.

İbrahi Beyyumi Ganim’in Türkiye’nin tavrını izah sadedinde kullanmış olduğu ‘mütehazil’ ifadesine mukabil Washington Post gazetesinden Jackson Diehl bu ifadenin İngilizce karşılığı olan ‘sluggish’ kelimesine Batı tavrını izah için kullanmaktadır. Kullandığı başlık şu: ‘Why is the West so sluggish on Syria’ Yani Suriye konusunda Batı niye sus-pus ve hamiyetsiz? Diehl, Batı komplosu yerine ortada nasıl bir Batı muvazaası (işbirliği) olduğunu ve Batı’nın statüko ve yerleşik rejimlerle içli dışlı olduğunu şu sözleriyle nazara veriyor: “The Obama administration and most of its European allies have been consistently sluggish about siding with the Arab revolutionaries. But nowhere has that fecklessness been more obvious, more damaging and less defensible than in Syria.” Diehl, mealen Batı’nın Arap devrimleri karşısında mütereddit davrandığını ancak ötekilerde Suriye kadar zararlı ve az savunulabilir bir konuma ve pozisyona düşmediğini ifade etmiştir. Suriye yandaşlarının komplocu dedikleri Hillary Clinton kitle gösterilerinin başlamasından dört gün sonra Beşşar Esat için ‘reformist/ıslahçı’ ifadesini kullanmaktan hicap duymamıştır! Kitlelerin ‘Allah-özgürlük ve Suriye’ sloganı attıkları kitle gösterilerinden ve halkın kitle olarak yere serildiği tarihten tam 45 gün sonra Amerikan yönetimi ilk zayıf yaptırım kararı almıştır. Lakin aldığı yaptırım kararlarının hiçbiri öze temas etmiyor ve doğrudan Beşşar Esat’ı da hedef almıyor.

Jackson Diehl şunları yazıyor: “Daha da önemlisi, Başkan Obama’nın Kaddafi ve Hüsnü Mübarek için söylediğini Beşşar için de söylememesi ve gitmesi gerektiğini ifade etmemesiydi. Suriye’deki olaylar Tunus ve Mısır’dan uzun sürmesine rağmen Obama yönetimi Mısır konusunda gösterdiği kararlılığı Suriye konusunda gösterememiştir. Acaba niye? Mutlaka bir sırrı olmalı.” Diehl’in ifade ettiği gibi yoksa Suriye Libya’dan daha mı önemsiz? Diehl sonraki satırlarında şunları dile getiriyor: Suriye’de kimse meselenin Libya gibi olmasını ve Batılıların askeri müdahalede bulunmasını istemiyor. Lakin yine de insan hakları çerçevesinde Batı’nın yaptıkları hem yetersiz hem de gecikmeli ve yavaş. Neden?
Suriye yanlıları olan bitene komplo kulpu takarken Diehl, ABD’nin Arap Devrimine ve değişim getireceğine inanmadığını yazıyor(http://www.washingtonpost.com/opinions/why-is-the-west-so-sluggish-on-syria/2011/ 05/05/AFmaPPTG_story.html?wpisrc=nl_opinions ). Demek ki, ABD Arap devrimlerine mesafeli ve uzak. Ve devrimlerin ne gibi rejim değişimi getireceğini bilememesi ve buna dönük endişeleri yaklaşımında önemli rol oynuyor. Değişim Milli Girişimi Sözcüsü Üsame Münacid ABD’nin tavrını şöyle özetliyor: ABD’nin Suriye politikası bulunmuyor. Ortadoğu politikası var ama özel Suriye politikası yok. Diehl’e göre de, ABD’nin Suriye ile alakalı muayyen bir politikası yok. Rejimin kendisiyle alakalı bir politikası yok. Sadece sülük veya davranışıyla alakalı politikası var. Lübnan’da istikrar, İsrail ile barış ve İran’dan uzak durmasını istiyor. Onun dışında Suriye’nin iç politikasıyla ilgili hiçbir mülahazası yok. Yani rejim olarak bir sıkıntısı yok sadece politikalarını tadil etmesini istiyor. Hatta rejimin değişmesinin kutuplaşma, kaos ve şiddet ve aşırılığı besleyeceğine inanıyor. Bundan dolayı statükoyu değişime yeğliyor. Münacid’e göre ise rejim mezhep kargaşası iddiasında bulunuyor halbuki halk birlikten bahsediyor. Dolayısıyla rejimin de ABD’nin de kaygıları ortak ve yersiz. Ortada muvazaa kokusu var. Sadece rejim, mezhep kavgasından ve komplodan bahsediyor. Halbuki komplocu olarak takdim ettikleri adres dolaylı olarak ortakları çıkıyor.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT