Batı’ gözüyle laiklik (1)

13.05.2008 16:23

Nuray Mert

Türkiye ilginç bir ülke, dün Batı medeniyetine kuşkuyla bakanlar, Batı’yı yeni fetva makamı ilan etmişken, yine dün Batı medeniyetine iman etmiş olanlar, bazı AB yetkililerinin ‘laiklik’ üzerine, son günlerde basına yansıyan görüşlerine isyan etmiş bulunuyorlar. Aslında konu, ‘Batı medeniyeti’, o medeniyetin insanlığa kazandırdığı değerler falan değil, düpedüz siyasi çıkarlar, bu karmaşa o nedenle yaşanıyor.

Refah Partisi’nin yükselişe geçtiği 90’lı yılların başında, Türkiye’ye üşüşen Batılı gazateci, akademisyen, uzmanların ‘Türkiye, İran olur mu? Bu gidiş tehlikeli bir gidiş midir’ sorularına karşı, bıkıp usanmadan Türkiye’nin, Türkiye’deki İslamcılığın farkını anlatmaya çalışıyorduk. Veya en azından ben bu çaba içindeydim. Refah Partisi’nin görüşlerine katılmıyordum, ancak kısa yoldan ‘gözü dönmüş köktendinciler’ olarak tanımlanmasının haksızlık ve bazı gerçekleri göz ardı etmek olduğunu düşünüyor, bunu anlatmaya çalışıyordum. Sonra öyle bir zaman geldi ki, kendimi çok farklı bir çaba içinde buldum. Bu kez, yine birtakım Batılı gazeteci, akademisyen, uzmanlara Türkiye’de ‘katı laikçiler’ denilen kesimin görüşlerine katılmadığımı ancak bu kesimin kısa yoldan, ‘ayrıcalıklarını korumaya çalışan seçkin bir kesim’ olarak tanımlamanın olayı kavramakta yetersiz kalacağını anlatma çabası içine girdim. Ve çoğu kez muazzam bir dirençle karşılaşmaya başladım. Belli ki, ‘zamanın ruhu’ değişmişti.

Geçtiğimiz yaz İngiltere’de katıldığım bir akademik toplantıda, toplantı öncesi ve sonrası yaptığım sohbetlerde, daha sonra katıldığım başka toplantı ve sohbetlerde, laiklik mitinglerinin belli bir toplumsal tabanı olduğunu falan söylediğimde sık sık ‘devri geçmiş’ Kemalizmi savunan biri muamelesi gördüm. En son Ortadoğu üzerine, resmi görevi de olan ‘Batılı’ bir uzman ile yaptığımız sohbet yine benzer noktalarda kilitlendi, hatta konuşmanın bir yerinde laik kesimin, mesela resmi davetlerde içki ikramı meselesine yavaş yavaş protokolün değişmesi kuşkusu ile baktığını anlatmaya çalışırken, sanki benim derdim içki içmekmiş gibi, (konsolosluk binası kastedilerek) ‘Sizde burada içkinizi içersiniz’ ‘şakası’ ile karşılaşınca donakaldım.

Bilmem tekrar etmeye gerek var mı, ama bir kez daha söyleyeyim, ben öteden beri, laikliğin katı tanımına karşı demokratik bir yorumdan yanayım. Dahası, AKP’nin laiklik karşıtı bir parti olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda AB yetkililerinin ifade ettiği görüşlere uzak biri hiç değilim. Benim rahatsız olduğum şey, tavırlarının ilkesel değil, düpedüz siyasi çıkar çerçevesinde şekillenmiş olduğu gerçeği. Yani, kısaca, ‘Bize acilen demokratik Müslüman bir ülke modeli ve müttefiki lazım, muhafazakârlaşmaymış, şuymuş buymuş diye tekerimize taş koymayın’ diye özetlenebilecek tavırları.

Yoksa, geçen seneki laiklik mitingleri, mesela Batı’nın çıkarlarına karşı engel gibi duran bir hükümete karşı yapılmış olsaydı, ‘renkli devrim’ zincirinin devamı gibi bile algılanıp, lanse edilebilirdi. Ben tablonun böyle şekillendiğini düşündüğüm ve/veya gözlemlerim bu yönde olduğu için son günlerde çok tartışma konusu olan Rehn ve Barroso’nun çıkışlarına hiç şaşırmadım.

Bu noktada, ‘Peki nedir ‘Batı’nın ılımlı, demokrat Müslüman ülke modeli üzerinden devreye giren siyasi çıkarları?’ ve ‘Bu siyasi çıkarlar Türkiye’nin toplumsal-siyasal çıkarları ile illa çelişmek zorunda mı?’ şeklinde özetlenebilecek iki önemli soruyu cevaplamaya çalışmamız gerekiyor. Bu konuyu da bir sonraki yazıda açmaya çalışacağım.

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim