1. YAZARLAR

  2. D. Mehmet Doğan

  3. Başsavcıyı tarikat mı çarptı?
D. Mehmet Doğan

D. Mehmet Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Başsavcıyı tarikat mı çarptı?

A+A-


Erzincan Başsavcısı, evi ve adliyedeki makamı arandıktan sonra gözaltına alındı…
Bunun bir “ilk” olduğu söyleniyor. Meşhur YARSAV ayaklanıyor, buram buram siyaset kokan “sepsert” bir açıklama yapıyor; HSYK olağanüstü olarak toplanıyor. Yargıtay harekete geçirilmeye çalışılıyor…
Hukukun, hukukçuların dokunulmazlığı açısından kafa karıştırıcı bir durum var ortada.
Kafa karışıklığının anlaşılması güç değil. Türkiye uzun süre dokunulmazlar konusunda istikrarlı idi. Dokunulmazlara dokunulmazdı! Bürokrasi dokunulmazdı, sonra dokunulur oldu. Askeri bürokrasi dokunulmazdı, Ergenekon davası, bu dokunulmazlığı sarstı. Öncelikle emekli üst rütbeliler için böyle bir sarsıntı oldu. Daha sonra iş muvazzaflara doğru yayıldı. Şimdi bir ordu kumandanının ifade vermesi bekleniyor.
Sıra hukuk alanında mı?
Suç ve dokunulmazlık arasında nasıl bir ilişki kurulmalı?
Dokunulmazlık suçu ortadan kaldırır mı?
Bir zamanlar ideoloji suç örtmek için kullanılıyordu. Adam banka boşaltmış, ahlâksız işlere bulaşmış “hayır o atatürkçüdür” denilebiliyordu!
Birçok “atatürkçü” sıfatını takınan suçlumuz, en azından zanlımız vardı!
Şimdi başsavcı için de benzer bir psikolojik mekanizma işletilmek isteniyor. Bazı basın ve yayın organları, başsavcının gözaltına alınmasını İsmailağa cemaatine yönelik yürüttüğü soruşturmaya bağlamak istiyorlar.
Tarikata dokundu, başına bu iş sarıldı!
Başsavcıyı gerçekten tarikat mı çarptı?
Başsavcı böyle bir soruşturmayı, hem de gizli olarak 2 yıl sürdürmüş. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250. maddesine göre Adalet Bakanlığı’na bildirilmesi gerektiği halde, 2 sene bunu yapmamış. Bunun üzerine hakkında soruşturma açılınca, HSYK’ya gönderdiği 20 sayfalık savunmada, “Soruşturma sırasında hiçbir delil elde edilememiş, yasadışı bir yapılanmaya rastlanmamıştır” demiş…
Demiş ama, yüzlerce kişi bu arada dinlenmiş, sorgulanmış, itilmiş kakılmış… Bu kadar masum insanın âhı yerde kalır mı?
Erzurum özel cumhuriyet savcısına gizli bir şahit, 800 bin lira karşılığında cemaatlere ait ev ve yurtlara silah yerleştirme teklifini kabul etmeyince, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner’le görüştürüldüğünü beyan etmiş.
Başsavcısının bugün içine düştüğü süreç böylece başlıyor. İlhan Cihaner, “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, evrakta sahtecilik, iftira, hakaret ve tehdit” iddialarıyla gözaltına alınıyor…
Bu bir ilk. Hukuka uygun mu?
Özel yetkili savcının, CMK’ya göre söz konusu örgüt suçlarının görev sırasında ve görevden dolayı işlense bile soruşturma yapmaya yetkili olduğu, CMK’nın 250. maddesindeki Yargıtay’ın yargılayacağı kişilerle ilgili fıkranın kovuşturma aşamasıyla ilgili bulunduğu belirtiliyor.
Bizim elbette hukuki süreçle ilgili bir şey söylememiz mümkün değil. Başsavcı, başka bir başsavcının talimatıyla gözaltına alınıyor. Hukuk içinde kalınarak hukuk tesis edilmeye çalışılıyor. Böylece, hukuk kurumunun donulmazlık zırhının suç sözkonusu olduğunda, işe yaramayacağı ortaya konuluyor.
Başsavcıyı tarikat değil, düpedüz hukuk çarptı!
*
Yazımızı tamamladıktan sonra, HSYK’nin müdahalesi haberi geldi.
Bunun üzerine Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı olarak yaptığım basın açıklamasını okuyucularıma sunuyorum:
Darbecilerin hukukundan hukuka darbe!
“Sadece Şemdinli’de bizim iyi çocuklar yok, Erzincan’da da var!”
“Türkiye ısrarla darbecilerin hukuku çerçevesinde kalmaya zorlanıyor. Bu hukuk karşıtı anlayış sürerse, darbeciler sittin sene yargılanamaz ve darbecilik asla sona eremez, hukuk devleti gerçek anlamda tesis edilemez. Demokrasi bütün kurumlarıyla yerleşemez.
Erzurum özel yetkili savcısının zanlı hukukçu da olsa gereğini yapma konusundaki kararlılığı sonuna kadar desteklenmeli idi. Suç ve dokunulmazlık arasında ilişki kurulmak gerektiğinde dokunulmazlığın seçilmesi hukuk adına hareket edenlerin çaresizliğini gösterir.
Sorumuz şudur: Dokunulmazlık, suçu ortadan kaldırır mı? Bu sorunun cevabını HSYK üyeleri doğru olarak vermek zorundadır. Hukuk içinde kalınarak hukukun tesis edilmeye çalışılmasından daha tabii bir şey olamaz. Böylece, hukuk kurumunun donulmazlık zırhının suç sözkonusu olduğunda, işe yaramayacağı ısbat edilmiş olur. Bu sonuca varılmasının yolu müdahaleci bir tutumla kesilmiştir. HSYK ‘Sadece Şemdinli’de bizim iyi çocuklar yok, Erzincan’da da var!’ Demek istemiştir.
Türkiye her şeye rağmen, hukuka müdahalenin hasarlarını giderecek bir yönde yoluna devam edecektir. İdeolojik, darbe şakşakçısı hukukçular geçici zaferleriyle teselli olmakla yetinmek zorunda kalacaktır.”

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT