1. YAZARLAR

  2. Adem Yavuz Arslan

  3. Başsavcı Yalçınkaya CHP'yi kurtardı
Adem Yavuz Arslan

Adem Yavuz Arslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Başsavcı Yalçınkaya CHP'yi kurtardı

A+A-

Kadim tartışma konumuz başörtüsü yeniden kördüğüm halini aldı.

Özellikle de Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın son çıkışıyla içinden çıkılmaz hale geldi.

Şimdi Ankara başta olmak üzere ülkenin her yerinde hararetli bir türban kapışması var.

Tartışma da, sorun da nasıl bitecek bilinmiyor ama görünen o ki yakın gelecekte bu konuda somut adımlar gelmeyecek.

Yani liderler, siyasiler, akademisyenler tartışacaklar ama üniversite çağındaki binlerce genç kız mağdur olmaya devam edecek.

Konunun detaylarına girmeden bir öneriyi de not edelim: Başörtülü bir üniversite öğrencisi demişti ki; 'Başörtüsü üzerine konuşan, yazan, çizen, politika belirleyenler, bir gün olsun başörtüsü ya da o komik şapkalardan takıp kampüse gitmeye çalışsınlar. Çok değil yarım gün sonunda kendilerini inanılmaz kötü hissedecekler. Ondan sonra tekrar konuşalım...'

Galiba biz bu tartışmanın psikolojik boyutunu hep atlıyoruz. Çünkü kampüslerde onur kırıcı, aşağılayıcı uygulamalar yapılıyor.

Krizin güncel boyutlarına gelirsek.

Aslında bu krizin müsebbibi CHP lideri Kılıçdaroğlu dersek abartı olmaz. Çünkü daha önce ağzı yanan AK Parti uzunca bir zamandır 'türbanı çözmek' gibi bir projeye sahip değildi.

Kılıçdaroğlu referandum meydanlarında 'türbanı biz çözeriz' diyerek tartışmayı alevlendirdi.

İktidar partisi de bu gollük pasa duyarsız kalmadı ve önceki gün muhalefetin kapısını çaldı.

Fakat ikinci kez aynı hatayı yaptı denebilir. Çünkü CHP'nin türban sorununu çözmek gibi bir derdi yok. Kılıçdaroğlu'nun böyle bir niyeti var fakat parti içinden öyle bir defans geldi ki o da yan çizmeye başladı.

Sonrası herkesin malumu.

AK Parti muhalefete gitti. CHP 'sadece üniversitelerde olursa ve beraberinde dokunulmazlıklar, YÖK ve seçim barajının düşürülmesi olursa belki destek veririz' dedi.

AK Parti heyeti 'komisyonu kuralım, 4 partinin de ittifak ettiği maddeleri geçirelim' dedi ama nafile.

CHP daha önce kapattığı kapıya iki de çivi çaktı.

Buraya kadar aslında normal kabul edilebilir. Sonuçta parlamenter sistemde partiler arasında bu tip görüş ayrılıkları olabilir. Olmalıdır da.

Fakat bu süreçte en garip çıkış Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya'dan geldi.

Yalçınkaya adeta Meclis'i tehdit eder bir üslupla bildiri yayınladı.

Nereden baksanız sorunlu bir metin. Çünkü başsavcı açıkça yetkisini aşıyor. Siyasiler başörtüsünü konuşurken, komisyon çalışması yaparken bir başsavcı görüş açıklayamaz, yön gösteremez hatta tehdit edemez.

Nihayetinde savcılık iddia makamıdır. Bir adım atıldıktan sonra iddiada bulunabilir. Üstelik konu siyasileri ve Meclis'i ilgilendiriyorsa bir başsavcının bildiri yayınlaması kabul edilebilir şey değil.

Zaten hem AK Parti hem MHP sert bir tepki verdi. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin 'başsavcı özür dilemeli ve metni geri çekmeli' diyerek tepkisini gösterdi.

CHP ise maalesef bildik tavrını sürdürdü ve 'başsavcının açıklaması Meclis'e müdahale değil' dedi. Hatta başsavcı bu çıkışıyla CHP'ye de can simidi oldu.

Böylece Kılıçdaroğlu'nun başörtüsü manevralarından rahatsız olan CHP yönetimi ve tabanı da rahat bir nefes aldı denebilir.

CHP'nin sadece üniversitelerde olsa bile türbanın serbest kalması fikrine destek verip vermeyeceği tartışmalı ama çözümü tıkayan konu ilköğretim ve liselerde türbanın olup olmayacağı.

Sorunu çözmek istemeyenler 'bakın her yere türbanı sokuyorlar' diyerek adeta korkutuyor.

Tam da bu aşamada beklenen bir şey oldu ve iki aile çocuklarını ilköğretime başörtüsü ile göndermek istedi.

Bu işi tıkamak için bundan daha iyi provokasyon olmazdı.

Peki bu işin içinden nasıl çıkılacak? Kamusal alan neresidir, hizmet alan veren ayrımı nasıl yapılacak?

Dün AKPM Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir grup gazeteci öğle yemeğinde bu konuyu konuştuk. Aslında Çavuşoğlu'nun performansı ve bundan sonraki projeleri de önemli ama başörtüsü ve başsavcının açıklamaları onların önüne geçti.

Çavuşoğlu'nun çizdiği çerçeve aslında tartışmayı bitirecek kadar net. Diyor ki ; "Konseyin net bir kararı var. Burka tartışmaları sonrası kıyafet kısıtlaması konusunda iki madde tespit edildi. Birincisi güvenlik. Yani güvenliği tehdit eder bir durum varsa kılık kıyafet kısıtlaması olabilir.

Bu başörtüsü için değil tüm kıyafetler için. İkincisi de bir şahsın yaptığı görev itibariyle tarafsız görünmesi gerekiyorsa kıyafet sınırlaması olabilir."

Aslında Avrupa Konseyi'nin bu iki maddeyle özetlediği konu işin de özü.

Üniversite öğrencilerinin güvenlikle ve de tarafsızlıkla bir derdi olmayacağına göre yasağı tartışmak da yersiz.

Çavuşoğlu'na Yalçınkaya'nın açıklamasını da sorduk. Tek cümlelik bir cevabı oldu: "Demokratik ülkelerde bunların kabul edilmesi mümkün değildir" dedi.

Gelecekte bir gün 'türbanlı bir hakim olursa' diyerek bugünün kanayan yaralarını görmemek, yasakçılığı savunmak, anlaşılabilir değil.

Ortada üzerinde herkesin ittifak ettiği bir sorun var ve siyasetin görevi çözüm üretmek.

Bu arada türban tartışmalarından başımızı kaldıramadığımız için arada kaynadı. TRT Arapça kanalı Celal Talabani ile önemli bir röportaj yaptı. Kürt meselesinde farklı bir pencere açtı. Okumakta fayda var.

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT