Başörtüsü ve istihdam

22.11.2010 14:08

Ümit İzmen

Dilek Cindoğlu tarafından hazırlanan Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: İş Hayatında Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar adlı araştırma, bir dizi yeni sorunun sorulmasına yol açarak başörtüsü tartışmalarını zenginleştirecek önemli bir çalışma. Üniversitedeki yasağın iş yaşamına da uzanan boyutları hakkında yer verilen anekdotlar karşı karşıya olunan ayrımcılığın boyutları, derinliği ve yeşil sermayeyi de içine alan yaygınlığıyla insanı sarsıyor.

Bu çalışma geçen hafta Yeşim Arat’ın Birleşmiş Milletler Dergisi’nde çıkan pek endişeli ve pek modern yazısını ve yine Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişme Endeksi’nde Türkiye’nin yeri hakkındaki yorumları okuyunca içimi kaplayan daralmaya da iyi geldi. Şimdi sıra, bu öncü çalışmada ortaya çıkan ipuçlarını daha geniş ve temsil gücü yüksek bir örneklemden elde edilecek verilerle araştırmakta.

Önce bir konuyu çok açık ve net koyalım: AKP döneminde Türkiye’de kadın istihdamı gerilemedi. Bu iddia üzerinden yapılan her türlü muhafazakârlaşma yorumu yanlış. Bunun insani gelişme sıralamasındaki yerimizi aşağı çektiği de yanlış.

Doğrusu şu: Türkiye’de hızlı bir kentleşme olgusu yaşanıyor. İnsanlar köylerden şehirlere göç ediyorlar. Bunun doğal sonucu olarak tarımda çalışan nüfus azalıyor. Köyde olduğu için, bağda, bahçede, tarlada çalışan kadın, kente geldiğinde artık çalışmaz oluyor. Kadınlarda işgücüne katılım oranındaki düşüş bu yüzden ortaya çıkıyor. Yani meselenin muhafazakârlıkla en ufak bir alakası yok. Ve bu süreç AKP iktidara gelmezden çok önce başladı. Rakam vereyim: 1988’de yüzde 35’lerde olan kadınların işgücüne katılım oranı 2001’de çoktan yüzde 27’ye düşmüştü. Bugün de hemen hemen bu civarda.

Kentlerdeki kadın istihdamı ise 1990’larda yüzde 17 civarındaydı. Bu oran 2004’ten sonra biraz yükselmeye başladı. Bugün ise yüzde 23-24 civarında. Yani AKP döneminde kentlerde işgücüne katılma oranı erkeklerde pek değişmezken kadınlarda en az altı puan arttı. Bu oranın daha fazla artmasının önündeki başlıca engellerden birisi de başörtüsü yasağı.

Üstelik başörtüsü yasağı, sadece başını örten kadınların değil, tüm kadınların ekonomik hayata katılım koşullarını kötüleştiriyor. Nasılının ipuçlarını Dilek Cindoğlu’nun çalışmasında buluyoruz.

Üniversitedeki başörtüsü yasağı, kadının okumasını engelliyor. Oysa, üniversite mezunları arasında hem işgücüne katılma oranı yüksek hem de işsizlik düşük. Ama mesele okul sonrasında da devam ediyor. Çünkü başörtülü kadına kapılar kapanıyor. Kamudaki başörtü yasağı, özel sektöre yansıyor. Birçok iş kolu, şu ya da bu şekilde kamuyla bir temas gerektiriyor. Bu da yasağın özel sektöre yayılması ile sonuçlanıyor. Sonuçta başörtülü kadın için çalışma olanakları son derece kısıtlı. Olanlarda da ücretler çok düşük. Yani “eşit işe eşit ücret” ilkesi genelde kadınlar için bir kez çiğnenirken, başörtülü kadınlar için iki kez çiğneniyor.

Düşük ücrete, düşük statü eşlik ediyor. Başörtülü kadınlar, becerilerinin altına razı gelmek zorunda kalıyorlar. Bu da kadının çalışma hayatından dışlanmasına yol açıyor. Kadını eve kapatıyor.

Bu noktada Türkiye’de başını örten kadınların oranının en az yüzde 60 olduğunu hatırlayalım. Demek ki, başörtüsü yasağının sonucu kadınların büyük bölümünü ev kadınlığına mahkûm ediyor; ekonomik bağımsızlığını kazanmasını engelliyor; iş ve toplum hayatından dışlanmasına yol açıyor.

Kadınların yüzde 70’inin iş ve toplum hayatından uzaklaşması, geri kalan yüzde 30’un mücadelesini de zorlaştırıyor. Kadınların çalışma koşulları, kreş, yarı zamanlı iş, gündüz bakım evi gibi taleplerinin daha kuvvetli seslendirilmesini önlüyor.

Yani Yeşim Arat’ın makalesinde iddia edildiği gibi dini özgürlüklerin gelişmesi cinsiyet eşitliğine bir tehdit oluşturmuyor; tam tersine, dini özgürlüklerin önündeki yasaklar, cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor.

Yükseköğretim görmüş kadınlarda istihdama katılma oranı yüzde 70. Üniversite mezunlarının yüzde 16,4’ünün başı örtülü. Kadınların ise yüzde 7,7’si üniversite mezunu. Yani 200-250 bin kadından söz ediyoruz. Türkiye bu 250 bin kadının başını örterek çalışma ve toplum hayatına katılmasıyla muhafazakârlaşmaz. Tam tersine normalleşir.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim