1. YAZARLAR

  2. Merve Kavakçı

  3. Başörtüsü ve görüntü kirliliği
Merve Kavakçı

Merve Kavakçı

Yazarın Tüm Yazıları >

Başörtüsü ve görüntü kirliliği

A+A-

Medyada takip etme imkanı olmamışlar için açıklayalım: Geçtiğimiz hafta yayına giren ve Şule Yüksel Şenler hanımefendinin aynı adlı eserinden uyarlanan Huzur Sokağı dizisinin oyuncuları bir kanalda dizi ile ilgili bir programa katılmışlardı. Programın sunucusu Selin Ongun’du. Selin hanımı tanırım, medya dünyasında başörtüsü konusunda duyarlılığını bildiğim, başörtülü kadınların hak ettikleri yere gelmesini savunan bir gazetecidir. O sorularını yöneltiyor, Huzur Sokağı ekibi cevaplıyor. Bir ara baş rol oyuncusu hanım senaryoyla ilk tanıştığında sette görüntü kirliliği oluşturacağı endişesi taşıdığını ama öyle olmadığını söylüyor. Başörtüsü ve görüntü kirliliği aynı cümlenin içinde kullanılıveriyor. İster light bir yorum isterse konuya girişte bir geçiş cümlesi olarak yorumlayın farketmez, oyuncu hanım sözlerine işin profesyonel oyunculuk yönünü vurgulayarak devam ediyor. Başörtüsünün görüntü kirliliğinin müsebbibi olduğu noktasında adeta programda herkes hemfikirmiş gibi bir durum oluşuyor, başörtüsü ve görüntü kirliliği tamlaması “tanınmadan” geçiliyor.

Burada amacım bu iki oksimoronik yani içten tezatlı, birbirine çelişen yani biri varsa diğerinin olamayacağı iki kavramın, olgunun bir arada kullanıcısını linç etmek değil. Aktris hanımın başörtüsü ile ilgili ne düşündüğü beni çok da ilgilendirmiyor. Zaten Selin Ongun konuyu başörtüsüne getirdikçe oyuncu hanım verilen rolün hakkını vererek oynamaktan söz ederek cevaplıyor. Yani başörtüsünü rol gereği takılması gereken bir şey olarak değerlendiriyor olabilir. Öyle olsun veya olmasın, dediğim gibi beni hiç ilgilendirmiyor. Ama şu beni ilgilendiriyor: Bir soru üzerine ortaya çıkan bu Fraud’yan slip yani bir zihin kaçamağı, zihinde olanın dışa vurumu olan bu ağızdan çıkıveren yorum nasıl oluyor da bu kadar kanıksanabiliyor, ağızdan kaçıverdiği kadar da hiçbir karşılık bulmadan gülüp geçiliveriyor....

Benim üzerinde kafamızı yormamız gerektiğini düşündüğüm olayın kendisi ve bu iki olgunun bir araya getirilebilmesi kadar buna programda hiçbir itirazın yükselmemesi. Yine amacım Selin hanımı veya ekibin diğer üyelerini niye bu çirkin yakıştırmaya sessiz kaldılar diye sormak değil ama şu: Neden sessiz kalınabildi, kalınabiliyor, yani ben faillerden ve mefullerden çok fiilin kendisiyle ilgileniyorum. Yani nasıl oluyor da veya daha doğru bir ifadeyle bu ülkenin ideolojisinde nedir ki

bir) başörtüsünün görüntü kirliliği oluşturacağı kanısı, endişesi, sebeb-sonuç ilişkisi oluşmuştur

iki) bu ilişki ne zaman ve nasıl şekillenmiş, zaman içerisinde nasıl kök salmış ve benimsenmiştir

ve üç) bunu olduğu gibi kabul edebilen, kayda bile almayan, sonuç itibariyle de itiraz etmeyen ama başörtüsünü savunan kitleyi de içinden çıkartabilmiştir.

Sıra ile bu sorulara cevap verdiğimizde cumhuriyetimizin başörtüsünü geçmişe hapsettiğini, onu görüntü kirliliği ile eşleştirirken açılıp saçılmayı tam tersi “temizlik” olarak addettiğini, böylece de kimi zaman zorla (Ankara Valisi Nevzat Tandoğan örneğinde olduğu gibi) kimi zaman da teşvik metodlarını (CHP kadın kollarının 1940’larda oluşturduğu seyyar gardroplarıyla kadınları çarşaflarından “arındırmak” için yollara düşmeleri gibi) devreye sokarak başörtüsünü ötekileştirdiğini görüyoruz. Başörtüsü yasağı ile de bunu pekiştirince ortada başörtülü falan kalmıyor yıllar içinde. Sonra kentsel bölgelerde belirginleşen başörtülüleri de iç düşman ilan ediyor Danıştay, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar aracılığıyla... Asıl benim hayretimi mucip olansa üçüncü soru... Aklı selim sahibi olan yani yasağın karşısında duranlar bile böyle çirkin bir yakıştırmayı yadırgayamıyorlar henüz. Çünkü henüz insanları din, dil, ırk benzeri özelliklerinden dolayı aşağılamayı, küçük görmeyi yadırgayan, ayıp sayan ve daha da önemlisi suç sayan ne siyasi ne popüler kültürümüz var. Çözüm? Çözüm eğitim ve cezai müeyyidede. Birincisi için ana sınıfından itibaren mevzu bahis konularda yorum yapmanın ayıp, günah ve yanlış olduğu çocuklara öğretilecek ki büyüyüp de televizyona çıkınca espri mahiyetinde böyle ulu orta konuşmasınlar. İkincisi için de nefret suçları tanımının yeni Anayasa’da yer alması gerekir.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT