Başörtüsü sorunu 'artistlik' kaldırmaz

07.04.2011 00:54

Yusuf Ziya Cömert

Başörtüsü yasağı diye bir yasak yoktur. Gerizekalılık vardır. Dar kafalılık. Yobazlık. Örümcek kafalılık...

Kıskançlık vardır. Kadının erkeği veya erkeğin kadını kıskanması değil, kadının hemcinsini kıskanması...

Kadına negatif ayrımcılık vardır, kadın düşmanlığı vardır.

Sadece kadına yönelen ve erkeklerin alanını kadınlar aleyhine genişleten bir adaletsizlik vardır.

Manyaklaşmış bir devlet anlayışının 'vatandaşım değil misin herşeyine burnumu sokarım' ceberutluğu vardır.

Ben yaşadım.

'Okula gidemiyoruz, iş bulamıyoruz' diyen nice zeki, cevval kızların çaresizliği karşısında nice zaman acze düştüm.

Yasağı koyan 'herif'lerden daha akıllı, daha zeki, daha ehliyetli nice kadının mahkum edildiği müebbet haksızlıklara tanık oldum.

Kendi kızlarımın çaresizliğini yaşadım, aslında kendi çaresizliğim olan çaresizliği...

Üç kızım üniversite sınavına girdi. Üçünü de sınava ben götürdüm.

Kızlarım, okulun kapısından içeri gireceği sırada, başörtüleri çıkartılırken onları görmemek için arkamı döndüm.

Utandım.

Ağladım.

Sebep olanlara öyle sunturlu laflar ettim ki Hasan Karakaya'nın köşesinde yazdığı şeyler yanında ilahi kalır.

Bunları bugüne kadar hiç kimseye paylaşmadım. İşte ilk kez yazıyorum.

İki kızımı üniversite öğrenimi için gurbete göndermek zorunda kaldım. Taa Bosna'ya.

Evimin içinde varlıklarını daima hissetmek istediğim, seslerini duymak istediğim, yüzlerini görmek istediğim kızlarımı, bazen bayramlarda bile göremiyorum. Bu mahrumiyete katlandım, katlanıyorum.

Bunlara katlanırken, benim veya benim çocuklarımın yaşam biçimini paylaşmayan insanlardan nefret etmedim. Bunlara katlanırken, insanın düşüncesine, kıyafetine, yaşam biçimine müdahalenin ne kadar adice bir şey olduğunu daha iyi anladım.

Kendi dünyamda, hiçbir zaman buna benzer bir ayrımcılık yapmadım. Gücüm yettiği ölçüde başkalarının haksızlık etmesine, ayrımcılık yapmasına mani olmaya çalıştım.

Bu süreçte, benim adıma, benim nam-ı hesabıma 'artistlik' yaparak yasakçıyı tahrik edenlere de yüreğim hiç ısınmadı.

"Başörtüsü sorunu kanayan bir yaradır" lafı dahil bir sürü 'retorik'e gıcık oldum.

Yasağa dair 'lak, lak, lak' bir sürü laf salatası üretip imkanı olduğu halde hiçbir şey yapmayan, mesela başörtülü kızların istihdamı için kılını kıpırdatmayan riyakar varlıklı muhafazakarları da kendi dünyamda münasip bir yere koydum.

Bu salaklığa, biraz da bu mürai, istismarcı, 'artist' tipler yüzünden maruz kaldığımızı hep hesaba kattım.

Yani, acıyı tattım, nasıl tatmak gerekiyorsa. Yaptığım, 'hariçten gazel okumak' değildir.

Şimdi, 'seçim sath-ı maili'ne girdiğimiz şu günlerde, başörtüsüyle ilgili tartışmalara yeni bir boyut eklendi.

Bir talep gündeme getirildi. Gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında yazılıyor, konuşuluyor.

Kadınların öncülük ettiği tartışmalara zaman zaman erkekler de katılıyor.

Konu, başörtülü kadınların milletvekili olup olmamasıyla ilgili.

Bana göre, böyle bir talebin ortaya konulması, olumlu bir gelişme. Ayrıca, 'normalleşme' yolunda katedilen mesafenin de bir göstergesi.

Kadının 'seçilme hakkı'nın eksik bırakılmış, ihmal edilmiş bir tarafı gündeme geliyor.

Bazıları içtenlikle giriyor tartışmalara. 'Talep'ini beyan ediyor.

Bazıları sinsice çanak tutuyor.

Bazıları tartışmanın 'şehvet'ine kapılıp gidiyor.

Bunların hepsi normal. Bunların hepsi hak.

Çünkü doğru bir fikri de, yanlış bir fikri de beyan etmek mümkün olmalıdır.

Yeter ki tartışmalar, yukarıda bahsini ettiğim 'artistlik' seviyesine indirilmesin.

'Artistlik'ten çok çektik.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim