1. YAZARLAR

  2. Şükrü Hüseyinoğlu

  3. Başörtüsü İslam’ın Kaçıncı Şartı?
Şükrü Hüseyinoğlu

Şükrü Hüseyinoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Başörtüsü İslam’ın Kaçıncı Şartı?

A+A-

Yüzyıllardır Müslümanlar arasında büyüklere ninniler formatında anlatılmakta ve yaşatılmakta olan bir Emevi masalı var. “İslam’ın 5 şartı” şeklinde formüle edilen bu masal, birer Yahudi ve Hıristiyan masalları olan Mehdi, Deccal ve Nüzulü İsa inançlarında olduğu gibi hadis uydurmacılığı yoluyla Müslümanlar arasında yaygınlaştırılmış ve böylece akaid kitaplarında da yer bularak bugüne kadar aktarılmıştır.

Daha önce konuyla ilgili bir başka yazıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, bir ritüel dini değil hayat dini olan, hayatın her an ve alanına dair sözü olan İslam’ın “5 şart”, “32 farz”, “54 farz” gibi sınırlayıcı ve indirgemeci yaklaşımlarla anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılması doğru değildir. Temel şartların öne çıkarılması anlamında bu tür bir sınıflandırma olabilecekse de, mevcut sınıflandırmada bu anlamda da bir isabet kaydedilmediği açıktır. Zira mevcut sınıflandırmadaki “İslam’ın beş şartı” içinde, İslam’ın en temel şartlarından cihad ve iyiliği emr kötülükten nehy yükümlülüğü bile bulunmamaktadır. Bu da söz konusu sınıflandırmanın aslında kasıtlı bir “sınırlandırma” çabasının ürünü olduğunu ortaya koymaktadır ki, bunun failinin, hayat dini İslam’ı hayattan uzak bir ritüel dinine indirgemeyi amaçlamış olan Emevi-Abbasi sultaları olduğu konuya vakıf olanlarca bilinmektedir.

Hz. Peygamber ve ilk halifelerin ardından çeşitli hile ve desiselerle iktidarı ele geçiren Ümeyyeoğulları’nın start verdiği “dinde reform” operasyonunun bir parçası olan “İslam’ın 5 şartı” anlayışının, bugün dahi İslam’ın temel ilke ve ölçüleri karşısında ciddi bir paratoner işlevi görmesi düşündürücüdür.

Müslüman toplumlar, tarihsel süreçte olduğu gibi bugün de bu ve benzeri (zalim de fasık da olsalar yöneticiye itaat etmek gerektiği gibi) Emevi masallarıyla uyutulmakta, cihad, iyiliği emr kötülükten nehy, zulme ve zalime meyletmemek, adil şahitler olarak hakkı ayakta tutmak gibi İslam’ın temel şiarlarından uzak tutulmaktadırlar.

Bu Emevi-Abbasi masalının ne büyük bir yanılgıya ve sapmaya sebebiyet verdiğinin son örneğine, Fethullah Gülen cemaatinin önemli isimlerinden Hüseyin Gülerce’nin hafta başında Star gazetesine verdiği mülakat vesilesiyle tanık olduk.

Gülerce, Star gazetesinden Fadime Özkan’ın, Fethullah Gülen tarafından 28 Şubat sürecinde ve üstelik başörtüsü direnişinin en güçlü olduğu bir dönemde dile getirilen “başörtüsünün temel ve öncelikli bir mesele olmadığı” yönündeki yaklaşımı hatırlatması üzerine şu ifadeleri kullandı: “İslam’ın şartı 5, imanın şartı 6. Burada başörtüsü var mı, yok.”

Gülerce, cümlenin devamında da şu görüşleri dile getirdi:

“Asıl olan kelime-i şahadettir. Müminsiniz, günahlara dalıp çıktıktan sonra vefat etmeden önce tövbe etmiş olsa o kimse, kim diyebilir ki cennete gidemez diye. Sayın Gülen bu minval üzere konuşunca toplumdaki tansiyon düşüverdi. Hiç unutmuyorum: Nazlı Ilıcak gazetesinde Sayın Gülen’i tanımıyorum, bu sözü ilk defa duydum ve ilk defa kendimi İslam dairesinde hissettim” diye yazdı. Yani sayın Gülen dinin kolaylaştırıcı, hoşgörülü sevgi dolu yüzünü hatırlatıyor, birileri ise onu tehlike olarak görüyor. Oysa tehlikeli insan kavga çıksın ister?"

Gülerce'nin bu açıklamalarından, söz konusu cemaatin başörtüsü konusundaki tutumunda hiçbir değişiklik olmadığını, Rabbimizin bu açık buyruğunun önemini ve değerini anlamaktan ne kadar uzak olduklarını anlamış oluyoruz. 28 Şubat sürecinden itibaren niçin kendi okullarında bile başörtüsünü yasaklamakta bir beis görmediklerini, Allah’ın emri ve Müslüman kadının kimliği örtüyü cemaate bağlı kurumlarda dahi “sabah aç - akşam kapa” ciddiyetsizliğine mahkûm etmekten niçin imtina etmediklerini de…  

O dönemde muhabir olarak çalıştığım Selam gazetesinde "İçimizdeki Gürüzler" başlıklı bir habere imza atmıştım ve söz konusu cemaatin bir dersanesi tarafından "Ya başörtünü çıkarırsın ya da işinden olursun" tehdidine maruz bırakılan ve başörtüsünü tercih ettiği için işinden uzaklaştırılan bir öğretmen kardeşimizin gözyaşlarına tanık olmuştum.

Zalimleri memnun etmek adına Allah'ın dinini böylece eğip büken, âlemlerin Rabbi'nin değil zalimlerin buyruklarını önceleyen ve bu uğurda, İslam'ın ölçülerine sadakatten vazgeçmeme kararlılığı gösterenleri ağlatanlar Allah'ın huzuruna hangi yüzle çıkacaklardır, bunu ciddi olarak düşünmelidirler.

Gülerce’nin “Müminsiniz, günahlara dalıp çıktıktan sonra vefat etmeden önce tövbe etmiş olsa o kimse, kim diyebilir ki cennete gidemez diye.” şeklindeki cümlesini Nisa Suresi 17 ve 18. ayetlere havale ederek, “başörtüsünün İslam’ın öncelikli bir şartı olmadığı” iddiasına dönmek istiyorum.

Gülerce’nin bu yargısına gerekçe kıldığı “İslam’ın 5 şartı” anlayışının, Emevi ve Abbasi sultalarının dinde reform operasyonlarının ürünü olduğunu yukarıda izah etmeye çalışmıştım. Bu meselenin bir boyutu.

Meselenin bir başka önemli boyutu da, yüce Rabbimizin açık emri ve Müslüman kadının kimliği olarak her dönemde önemli ve öncelikli İslami ölçülerden birini teşkil eden ve hatta Allah Rasulü’nün (a.s.) Medine Yahudilerinden Benû Kaynuka kabilesiyle savaşına konu olan başörtüsünün, bugün neredeyse tüm yeryüzünde hak-bâtıl ayrışmasında belirleyici bir konumda bulunuyor olmasıdır. Her dönemde İslam’ın temel şiarlarından (Şeair-i İslam) olmuş olan örtü, günümüzde çok daha öncelikli ve belirleyici bir konum ve işleve sahiptir.

Yaşadığımız coğrafyada olsun, yeryüzünün hemen tüm coğrafyalarında olsun, İslam ile küfrün pratikte ayrıştığı ve çatıştığı temel noktanın örtü olması boşuna değildir. İslam düşmanları, başörtüsünün şahsında İslam’ı ve İslami hayat tarzını hedef almakta, öncelikle bu kaleyi düşürmeye çalışmaktadırlar.

Bu itibarla başörtüsünü savunmak ve başörtüsü için mücadele vermek, sadece Rabbimizin bir emrini savunmak değil, topyekûn Allah’ın dinini, İslami hayat ölçülerini savunmaktır.

Günümüzde başörtüsünün sahip olduğu konum ve üstlendiği misyon, Şuayb (a.s.)’ın, ölçü ve tartıda hile yapmayı temel bir davranış kodu haline getirmiş kavmi Meyden için ölçü ve tartıda doğru olmanın, Salih (a.s.)’ın hak-hukuk tanımayan kavmi Semud için, Rabbimizin gönderdiği Deve’nin su hakkına riayetin, Câlût’a karşı savaşmak için yola çıkan Tâlût’un askerleri için ırmağın suyuyla sınanmanın, ilk Mü’minler ile o dönemin Kitab Ehli (Yahudi ve Hıristiyanlar) arasında kıblenin Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a çevirilmesi hükmünün belirleyiciliği ve işlevi ne ise aynı belirleyiciliğe ve işleve sahiptir.

Kısacası, Allah Rasulü’nün uğrunda fiilen savaştığı, tarih boyunca ve günümüzde hak-bâtıl ayrışması ve çatışmasını somutlaştıran merkezî konularından birini teşkil eden başörtüsünün değerini ve önemini anlamak için birilerinin Emevi masallarının yanıltıcı etkisinden bir an önce kurtulmaları gerekiyor.

YAZIYA YORUM KAT

116 Yorum