1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Başörtüsü fetvası vermek, Genelkurmay’ın işi mi?
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Başörtüsü fetvası vermek, Genelkurmay’ın işi mi?

A+A-

13 Kasım 2007 tarihli Ayna’da, “bazı kuruluşlar”ın “tarihçe”lerinden söz etmiş ve demişim ki; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluş tarihi 1081... Türk Zabıta Teşkilâtı’nın kuruluş tarihi 1826...

Türk Polis Teşkilâtı’nın kuruluş tarihi 1845...

Jandarma Genel Komutanlığı’nın kuruluş tarihi 1839...

Yargıtay’ın kuruluş tarihi 1868...

Kararlarıyla tartışma gündeminde olan Danıştay’ın kuruluş tarihi ise 1869...

Bunları, şunun için hatırlattım...

Bugün;

“Hamasi nutuklar” atmaya hevesli hemen herkes, her ağzını açtığında; “köklü bir tarihimiz” ve “şanlı bir geçmişimiz” olduğundan söz etmeyi çok sever...

Gerçekten de; bizim şanlı bir tarihimiz, köklü bir geçmişimiz vardır...

Bırakın ötesini-berisini;

“Anadolu’nun Türkleşmesi”nin kökeni, 1071’deki Malazgirt Meydan Muharebesi’ne ve 1299’da kurulan Osmanlı Devleti’ne dayanır.

Peki, bu devletlerin hiç mi “gelenek”leri, “görenek”leri ve “inanç”ları yoktu?..

Elbette vardı ve her gelenek ve göreneğin temeli İslâm’a dayanıyordu...

Evet, “bizi biz yapan” değerlerin başında “din” geliyordu...

Din, yani İslâm!..

Şimdi;

Deniz Kuvvetleri’ni, Zabıta’yı Polis’i, Jandarma’yı, Yargıtay’ı ve Danıştay’ı kabul edip de, onları şekillendiren “İslâm’ın emir ve yasakları”nı, dolayısıyla “başörtüsü”nü reddetmek; ne “akıl”la bağdaşır, ne de “mantık”la!..

Bu, “bütün”ü kabul edip, “parça”larını reddetmek gibidir ki; bu tavır, tek kelimeyle “abesle iştigal”dir, “zırva”dır...

Malûm, “zırva”lar da “tevil” götürmez!..

ÖRTÜ ÇİLESİ VE GENELKURMAY!

Ne enteresan değil mi;

Önceki günkü Vakit’in arka sayfasında yayınlanan “fotoğraflar” ile bugünkü Vakit’in sürmanşetinde yayınlanan “belge” aynı güne denk geldi... Vakit’in önceki günkü haberinde, “üniversiteli öğrencilerin başörtü çilesi”nden söz ediliyor ve özetle deniliyordu ki;

“Zonguldak’ın Karaelmas Üniversitesi’nde okuyan türbanlı öğrenciler, okul girişinde güvenlik güçlerinin engeline takıldı... Kız öğrenciler, örtülerini çıkararak okula girmek mecburiyetinde kaldılar!”

Tam bu “yasadışı yasak”tan ve “zorbalık”tan söz edip; “Başı açık kızlar üniversiteye girebiliyorken, başı örtülü kızlara bu dayatma neyin nesi?.. Kim koyuyor bu yasağı?.. Hangi hak ve hangi yetkiyle?” diye sormaya hazırlanıyordum ki; dün gelen bir “fetva”(!) üzerine, “yasağın kaynağı”nı gözler önüne sermenin daha faydalı olacağını düşündüm.

Efendim, birinci sayfamızda da göreceğiniz gibi; Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan bir “kitapçık”ta, “Allah’ın emri” olan “başörtüsü” hakkında “skandal ifadeler” kullanılmış. Askerlere dağıtılan ve üzerinde “Hizmete Özel” yazan “Kamu Kurum ve Kuruluşları’ndaki Kıyafet Düzenlemesi” adlı kitapçıkta, başörtüsünün bir Kur’an hükmü ve ifadesi olmadığı iddia ediliyor ve “Türk gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur... Peçe ve çarşaf ise, İran ve Bizans kaynaklıdır” denilmiş!..

Öncelikle şunu söyleyeyim:

“Genelkurmay’ın yayınladığı ilk kitapçık” değildir bu... Genelkurmay; “zaman ve zemin değiştiğinde” böyle “kitapçık”lar yayınlar!..

“Konsept” neyi gerektiriyorsa, rüzgar ne yönden esiyorsa “o günün düşmanı” odur!..

Bu düşman;

Kâh “Komünizm” olur, kâh “Şeriat!”

“Tehlike”(!) bazen “kızıl”dır, bazen “yeşil!”

YIL 1973... KOMÜNİZM TU KAKA!

Buyrun, bir örnek:

“Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı Birinci Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı” tarafından “1973 yılı Şubat ayı”na ait bir kitapçıkta; “Komünistler işçilerimizi nasıl aldatıyor?” sorusu soruluyor ve sorunun cevabı veriliyordu... İşte, o yıllarda Genelkurmay’ın “Komünizm”e bakışı:

“Komünizm; Allah’ı bulamayan, mülkiyet tanımayan ve tatbikatta insanları köle gibi kullanan ilkel bir rejimdir.”

Sözkonusu Genelkurmay kitapçığında “sol ve işçi partisi” de ayrıca “düşman” ilân edilmişti.

Sizin anlayacağınız, “1973 yılı konsepti”nde düşmanın rengi “kırmızı” idi!..

“Ya, bugün?” diye sormadan önce, buyrun bir “belge”ye daha göz atalım...

Bu belge, tam 43 yıllık.

Üstelik de; Genelkurmay Başkanı Org. Cemal Tural imzasını taşıyor...

Baskı tarihi 22 Haziran 1966...

Evet, yanlış okumadınız; 22 Haziran 1966.

Aslında, bir “kitapçık” bu...

Zaten, adı da “Komünizmle Mücadele El Kitabı”

Tüm birliklere, “Başemir” olarak gönderilmiş...

Deniliyor ki:

“Zararlı bir ideoloji olan komünizmin bütün yönlerini özet olarak ele almış olan bu kitap, eratın anlayacağı dilde yazılmıştır... Silâhlı Kuvvetler camiası içinde bulunan bütün birlik, kurum ve karargâhların, bu el kitabındaki konuları, ders plânları içine alarak, erata öğretmelerini rica ederim.”

İmza: Cemal Tural (Org./Genelkurmay Başkanı)

“İLERİ HAMLELERİN ESASI DİN’DİR”

Şimdi sıkı durun...

Aşağıdaki satırları okumaya başlamadan önce; lütfen “bugünleri” getirin gözlerinizin önüne.

Bakın;

1966 yılında; “ordu”nun “din”e bakışı nasıl?...

“El kitabı”nın 30. sayfasından aynen aktarıyorum:

“Din; toplumu, sarsılmaz bir şekilde birbirine bağlayan en önemli faktörlerden biridir. Komünistler Allah’a inanmazlar... Din; komünizmin en amansız düşmanı olduğu için, onu yok etmeye var güçleri ile çalışırlar. Bu sebeple; komünistler, etrafa bâtıl itikatlar yayarak, insanlar arasındaki dinî bağları çözmeye çalışarak, milleti zayıf düşürüp, komünizmi yaymaya uğraşırlar...

Oysa din; ileri hamlelerin esasıdır. Karanlıkta bulunan insanları aydınlığa çıkaran ve ilericiliği benimseten en önemli yollardan biridir...”

Şimdi de; “el kitabı”nın 17. sayfasına bir bakalım... Yine “bugün”leri gözönünde bulundurarak, “dün”de, yani 22 Haziran 1966’da “din”e nasıl sarılınıyor, gelin, birlikte okuyalım:

“Komünistlik; daima dini zayıflatmak ve yok etmek gayesini güder... Bu memleketlerde; halk, dinine bağlılığını ve ibadetini gizli olarak yapar.

Çünkü komünizm; dini ve Allah’ı inkâr eder.

Halkın inancında ve vicdanında yalnız komünist ilkelerin yer etmesini ister.

Komünist anayasalarında din ile mücadele edilmesi hakkında kayıtlar vardır. Dindar olanlarla ve din adamları ile alay edilir. Bu gibilere şüpheli gözle bakılır... Kendileri yeterli işlere verilmez.”

Evet;

1966’larda, “Komünizm bu kış gelecek” beklentisi ve “korku”su vardı... Komünizme karşı da “İslâm” ve onun mensupları olan “Müslümanlar” kazanılmaya çalışılıyordu.

Ya, bugün?..

Bugün “rüzgârın yönü” değişmiş olmalı ki; “düşman”(!) rengi de “Kızıl”dan “Yeşil”e döndü!..

1966’da “düşman” olan komünizm ve komünistler bugün baştacı!

1966’larda “dost” olan Müslümanlar ise bugün, “öncelikli düşman”ların en başında!

Hem de kimin katkısıyla?

1966’larda düşman ilân ettikleri Komünist’lerin bugünkü uzantısı olan “Marksist”lerin yazdığı ipe-sapa gelmez, aslı astarı olmayan kitaplarla!

İlginç değil mi;

Dün; solculara “Allah’ı bulamayanlar” deniliyordu, bugün ise “Allah’ı bulanlar”a “şeriatçı” veya “irticacı” damgası vurularak, dışlanıyor!..

GENELKURMAY’IN ÜZERİNE VAZİFE Mİ?

“Bütün”ü ortaya koyduğumuza göre, şimdi “parça”lara geçebiliriz...

Yazının başlarında da ifade ettiğim gibi, Genelkurmay tarafından yayınlanan “kitapçık”ta, “hiçbir ilmi ve tarihi geçerliliği olmayan” bilgilere yer veriliyor!..

Hem de “fetva” kıvamında!..

Bu “fetva”(!)lara bakıp; “Din veya dinin emirleriyle ilgilenmek senin üzerine vazife mi?” deyip geçmek mümkün... Çünkü Genelkurmay’ın uzmanlık alanı “askerlik”tir!.. “Dinî konular” ve “siyaset” değil!..

Gelin görün ki; Genelkurmay, zaman zaman “kendi görev, yetki ve uzmanlık alanlarının dışına çıkıp” her konuda “görüş” ifade edebiliyor!..

Bu durumda da, “cevabı” hak ediyor!..

Gelin de;

“Türk gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur. Peçe ve çarşaf ise, İran ve Bizans kaynaklıdır” cümlesine cevap vermeyin!..

TÜRK KÜLTÜRÜNDE BAŞÖRTÜSÜ

Yazının en başında da ifade ettiğim gibi;

Bir “devlet” veya “kuruluş”un geçmişinden söz ederseniz, onun “inanç, gelenek ve görenek”lerini de kabul etmiş olursunuz..

Siz, “Türk gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur” derseniz, ben de size “Türk tarihi”nden örnekler sıralarım.

Çünkü efendim;

Adına ister “başörtüsü”, ister “türban”, isterse “yaşmak” veya “yazma” deyin, baş örtmek; “Türk tarihi”nin ve “Türk kültürü”nün her döneminde vardır!..

Efendim, daha önceleri de çeşitli vesilelerle gündeme getirdiğimiz bir “kitap” var...

“Örtü şekilleri”ni aldığımız kitap, Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıktı... “Türk Kültür Tarihine Giriş” adlı kaynak eser, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel tarafından hazırlanmış... Kitabın alt başlığı ise, “Göktürklerden Osmanlılara Türklerde Giyecek ve Süslenme” şeklinde... Eserde, binlerce yıllık Türk tarihinde kullanılan kadın kıyafetleri tanıtılıyor.

Kültür Bakanlığı Yayınları’ndan çıkan kitaptaki bütün resimlerde; başörtüsü “ortak giysi unsuru” olarak görülüyor...

Eserde yer alan “başörtülü kıyafetler”den bazılarının isimleri şöyle:

¥ Özbek Doğu Türkistan Türklerinde Tepeli Bürünçek (Bürünçek=Başörtüsü)

¥ Türkmenistan’da Nohurla Türkmenlerinde Bürünçek

¥ Fatih Albümünden Ortaasyalı Bürünçekli Kadınlar

¥ Anadolu’dan çeşitli bürünçekler

Bakın, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, kitabına aldığı “Bürüncek/Bürünçek örnekleri” ile ilgili olarak neler diyor:

“Bürüncük sözü, bürünmek gibi, eski ve özlü bir Türk kökünden gelmiştir. Mânâsı da her çağda, ‘kadın başörtüsü’ anlayışında idi... ‘Selçuk Çağı’nın başlarına ait kaynaklarda bu söz, bürünçük şeklinde görülür... ‘Çağatay Türk ağızları’nda ise, bürünçek şekline girmiştir. Anadolu’da da, bürüncek veya bürümcek gibi söylenişlerine rastlanır...”

Bilmiyorum daha fazla söze hacet var mı?..

“Kaynak” da ortada, “delil”ler de...

Sayın Genelkurmay kurmayları; tüm bu “belge”lerden sonra, “örtü” için hâlâ, “Türk kültüründe bulunmayan bir kıyafet!” veya “İran veya Bizans kaynaklı” diyebilecek midir, gerçekten merak ediyorum!..

Merak ettiğim bir husus da şu:

Genelkurmay, herhangi bir konuda “görüş” beyan etmeden önce, onun “önünü-arkasını” hiç araştırmıyor mu?.. “Lafın ucunun nereye varacağını” hiç hesaplamıyor mu?.. “Gerçek”ler, hem de “delil”leriyle ortaya konulduğunda “gülünç” duruma düşeceklerini hiç fark etmiyorlar mı?..

Demem o ki;

Genelkurmay, “uzmanlık alanları olmayan konular”da ya bilenlere sormalı, ya da susmalıdır!..

Aksi halde, işte böyle “cemaziyelevvel”i geliverir gündeme!..

Benden hatırlatması...

Gerisini, paşa gönülleri bilir!..

==================

Taraf, ne tarafta?

Bana, son derece ilginç geldi... “Bizim camia” tarafından neredeyse “kutsanan” bir gazetenin, evet “Taraf gazetesi”nin böyle bir başlık vermesini son derece yadırgadım... “Demokrasi” ve “özgürlük” konularında duyarlı bir gazete; “son tahlilde” yani “yol ayırımı”nda taraf değiştirip, hemen “karşı saf”a geçebiliyor!..

Meselâ dün, “İran füzeleri” için birinci sayfadan verdikleri haberde; “Anıtkabir’i de vurabilir” başlığı atmışlar ki; “Anıtkabir” konusunda kimlerin hassas olduğunu bildikleri halde bu başlığı atmaları; “hey molla, kendini kolla” diyen kartelcilerden hiçbir farklarının olmadığını düşündürttü bana!..

Kaldı ki; duyarlı insanlar gayet iyi bilirler ki; şu anda “fişe bağlı” olarak yaşayan İsrail Başbakanı Ariel Şaron, bir tarihlerde “Türkiye de ilgi alanımız içinde” demişti!.. Yani, “Türkiye’yi de vurabiliriz!”

Ama, hiç gündeme gelmedi bu!.. Halen de örtbas ediliyor... Hiç sorulmuyor; “İsrail’in 200 tane nükleer başlıklı füzesi varsa; Türkiye’nin veya İran’ın niye olmasın?!?”

Ve yine, hiç sorulmuyor: İran füzeleri Anıtkabir’i vurabilir de, terörist İsrail’in füzeleri vurmaz mı?..

Merak ediyorum; İran’ı hedef gösteren Taraf, ne tarafta?..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT