1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Öztürk

  3. Baskı altındayız herkesle konuşamıyoruz
Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Yazarın Tüm Yazıları >

Baskı altındayız herkesle konuşamıyoruz

A+A-

Birbiriyle amca çocukları olan ve en genci 43 diğeri 51 yaşında olan iki Doğu Türkistanlı Müslümanın neden konuşmaktan zorlandıkları, ancak anlattıkları hikâyenin sonunda anlaşılabildi.

Meğer Doğu Türkistan’da yaşadıkları baskılar, zulümler, işkenceler, asker takibi, gece baskınları, gündüz işgalleri, kimlerle konuştukları, kimlerle birlikte yedikleri içtikleri gibi insani bütün hal ve hareketlerinde sürekli izlendikleri için gayri ihtiyari konuşmaktan ürkmüş ve korkmuşlar.

Neyse hikâyelerine geçeyim;

Birbiriyle amca uşakları olan bu iki insan, o yıl Hacca gitmek üzere dört ay önceden Doğu Türkistan’dan ayrılır ve çok meşakkatli geçen iki aylık bir yolculuktan sonra Türkiye’ye gelirler. Türkiye’ye giriş vizesini ise Pakistan’dan alabilirler. İstanbul’da bulunan yakınlarının yanına vardıklarında bitap düşmüş; konuşacak, yürüyecek ve herhangi bir şey yiyecek halleri kalmamıştır.

Açlık, susuzluk, yorgunluk, korku, endişe birbirine karışınca insanlıktan çıkarlar. İki üç gün süren yoğun bakım ve tedaviden sonra biraz kendilerine gelebilirler. Kendilerine gelir gelmez de İstanbul’daki tanıdıklarının yardımıyla Hacca gitmek için vize işlemlerine başvururlar.

Bütün umutları Türkiye’dir. Hacca gidebilmek için zorladıkları her kapı yüzlerine kapanır. Tek umutları bizizdir. Vize için Suudi konsolosluğuna giderler. Konsolosluk yetkilileri Türk dışişlerinden bir yazı getirmeleri isterler. Yazı da “Bu kişilerin Türkiye üzerinden Suudi Arabistan’a gitmelerinde bir sakınca yoktur” manasına gelen resmi bir yazıdır.

Dışişlerine müracaat ederler. Dışişleri birkaç gün sonra gelmelerini söyler. Aradan birkaç gün geçince, bu garibanların peşine bir adam peydah olur. Türkiye’ye nasıl geldikleri, nerelerden geçtikleri, buradaki akrabalarının kimler olduğu ve parayı pulu nereden buldukları, şimdiye kadar nerelerde eğleştikleri ve hayatlarını nasıl sürdürdükleri üzerine bir yığın araştırılır, sorulur.

Amca uşakları aldırış etmez böyle sorgulama ve takiplere. Çünkü Doğu Türkistan’da 24 saatleri takipte ve sorgudadır yüzyıllardır. Geceleyin tuvalete kalkmak için evlerinin ışığı yandığında bile sorguya çekilmektedirler. Bu yüzden ani hastalıkların dışında geceleyin lambalarını yakmaya korkarlar.

Böyle bir sorgu işkencesinden geçtikleri için Türkiye’deki sorgulamayı da doğru cevaplar vererek atlatırlar. Dışişlerinin çağırdığı gün gelir, giderler ve olumsuz cevap alırlar. Uluslararası anlaşmalar gereği, Çin ya da Pakistan dışında Türkiye’den Suudi Arabistan’a veya başka bir ülkeye gitmeleri mümkün değildir.

Bu cevap karşısında hemen vazgeçmezler. Çok uğraşırlar, siyasetçileri devreye sokarlar, işadamları ilgilenir, çeşitli sivil toplum kuruluşları çaba harcar ama dışişleri “Nuh” demekte “Peygamber” dememektedir. Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli imzasını taşıyan genelgede ne yazıyorsa o yazılanlar kapı gibi bir belge olarak insanların bütün özgürlüğünü yok etmektedir.

Ayrıca bir başka zorlukları vardır amca uşaklarının, Türkiye’ye kalma süreleri çok kısıtlıdır. Zaten birkaç gün kalıp Hacca gideceklerini umarak, kısa süreli vizeyi dert etmezler. Dönüşte de direkt Pakistan’a uçacaklarından yine vize problemi yoktur. Lakin kardeş Türkiye, üstelik Doğu Türkistanlıların türküsünü çağıran adam, yollarını tıkamıştır.

Vize alamayınca, çaresiz sınır dışı edilirler. İşte Doğu Türkistanlı iki Müslümanla böylesine bir hikâyenin içerisinde yolculuk yaptım. Anlatılanlar elbet bu kadar değildi. Gözlerindeki, yüreklerindeki, hayallerindeki, hikâyelerindeki Türkiye’yi bulamamışlardı.

Türkiye’den bütün halktan büyük ilgi görürken, herkes sevip sayarken, “kardeşiz” diye bağrına basarken Türkiye devleti niye Çin’in onlara yaptığını yapıyor ve hemen irtibata geçerek peşimize adamlar takılıyordu? Bu sorularla havadaki birlikteliğimiz bitti. Birkaç saat de havaalanında İslâmabad uçağını beklerken konuştuk. Onu da yarın yazayım.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT