1. YAZARLAR

  2. Perihan Mağden

  3. Başkan babalarımızın adalet anlayışı
Perihan Mağden

Perihan Mağden

Yazarın Tüm Yazıları >

Başkan babalarımızın adalet anlayışı

A+A-

Adaletimiz kuru iftiraya uğramış!
Mehmet Ali Şahin çıkmış iftiharla açıklıyor: Oğullarını bir polisimizin kurşunuyla (‘Görev Kurşunu’) kaybeden aileye meğer dava açılmıyormuş.
İzmir’de dur ihtarına uymadığı için Baran Tursun’u bir polis vurdu. Öldürdü.
Ailesi, Bu Topraklar’da İt İti Isırmaz Kanunu yürürlükte olduğu için, adaletsizliğe isyan etti. Etmesin de NE yapsın?
Gencecik, güzelcecik oğullarını bir polis kuralsızlığına kurban verdiler.
İki Türkiye Cumhuriyeti Savcısı, yemedi içmedi (galiba yemiyo içmiyo Savcılarımız) “Baran Tursun’un yakınlarının da aralarında bulunduğu toplam 10 kişi hakkında, İKİ AYRI DAVA AÇTI.”
Mehmet Ali Şahin de iftiharla; ARTIK söz konusu maddeden (meşhuuur 301) dava açmak Adalet Bakanlığı’nın iznine dayalı olduğundan, izin vermediklerini ilan ediyor. Aferin; reforme edilmiş 301’le ilgili, önüne gelenin Adalet Mekanizması İstismarı lezzetinde dava açmasına izin vermeyen Adalet Bakanlığımıza!
Oysa ben, çocuklarını Polisin Usulsüzlüğü’ne kurban vermiş bir ailenin yerden göğe kadar haklı isyanına İKİ AYRI KAMU DAVASI açılmış olması halini, yeterince problematik ve hatta adaletsiz buluyorum.
Zira: 301’den esirgemediğimiz konforu diğer maddelerimizden de esirgemeyelim o zaman. Hakiki 1 Mesleki Deformasyon’la AIHM içtihatını (bizleri DE bağlayan) YOK SAYARAK önlerine gelen herrr davayı açı açıveren (maksat: memlekette ifade özgürlüğü uzak bir ihtimal olarak kalsın) Savcılarımız, Bu Kafalar’da kaldığı sürece, nice nice utanç verici dava açılacaktır.
Uzadıkça uzayacak, yıllar süren bir Psikolojik İşkence’ye dönüşecek, beraatle sonuçlansa bile-
Türkiye’de açılan davaların beraatle sonuçlanma oranı, Hakiki Demokrasi ve Adalet Ülkeleri’nde açılan davaların beraatle sonuçlanma oranının ÜÇ KAT ÜSTÜNDE. DÖRT KAT ÜSTÜNDE.
NEDEN? Bu Topraklar’da akıllarına esen/önlerine gelen/muhtelif güçlerce getirilen davaları açmadan duramıyor Savcılarımız da- o yüzden.
Geçenlerde (meşhuur) 318’den, halkı askerlikten soğutmaktan yani, hakkında bir dava açılmış bulunan Cezmi Ersöz yargılandı ve beraat etti.
Ama benim aynı maddeden açılmış davam sürüyor. Diva Ersoy’unki sürüyor. Cezmi Ersöz’ün askerlik anısı yazısının, benim yazılarımın, Bülent Ersoy’un Popstar Alaturka’da her zamanki ‘yokuş aşağı serbest dolaşım’ tekniğiyle yapmış olduğu saçıklamaların MAHKEMELENMİŞ OLMASININ SAKİLLİĞİ SÜRÜYOR- en mühimi BU!
Ya: 318’i de, 288’i de, bi sürü bi sürü maddeyi de Adalet Bakanlığı’nın izniyle dava açılır hale getirin. Ya da Savcılarınızın Avrupa Birliği hukuki normlarına riayet eder hale gelebilmesini temin edecek Hakiki 1 Hukuk Reformu gerçekleştirin.
Yeni bir Anayasa hazırlayın. Hazırlatın.
Tabii ki suya yazılan yazılar bunlar. Fehmi Koru, Yeni Şafak’taki köşesinde (helal olsun) “Obama gibi geldi, Bush oldu” diye son derece ceviz özetlemiş Saygın Başbakanımız’ın nerdeeeen nereye’sini.
AK Parti’ye dair umutlarımızın; zorla, pompalaya pompalaya, kan nakli yapıp serum taka taka öldürmemek için yapmadığımız Yoğun Bakım Çabalamalarımız’ın kalmadığı beklentilerimizin cümleten sonuna geldik.
Memleketimizde Ergenekon Davası dışında geleceğimizin aydınlık olacağına dair bir tek, ama bir tek umut vaat edici durum kalmadı.
Vakti zamanında Şemdinli Davası çok büyük bir ihtimal vaat ediyordu: Özgürleşme, hakiki demokrasiye geçme, hakikatlerimizle yüzleşme ihtimali.
Şemdinli Davası’ndaki savcımızın başına getirilenler ilerde ‘kurtla kuzu’ tarzı masallarda anlatılacaktır belki de. O denli vahim, o kadar dramatik ve de toplum psikolojimize dair bir hikâye yazıldı.
Şimdi işte baran Tursun’un öldürülmesinden, Hrant Dink Cinayeti’ne, Başbakan’ın her seferinde daha da şirazesinden çıkmayı başarabilen kibofaşizan söylemlerinden-
Böylesi bir umutsuzluk+ümitsizlik+ÇIKIŞ YOK Ortamı’nda imdadımıza (once again) Müthiş Genelkurmay Başkanımız’ın, Cemil Çiçek’e “Aman dikkat et, iyi sakla. Ergenekon’dan içeri girersin” ESPRİSİ YETİŞTİ.
Kahkadakih de koh koh- hakikaten. Bu fason, bu fasulyeden, bu ciddiye alınmaması gereken davada en hayırlısı Mehmet Ali Erbil-İlker Başbuğ yaklaşımı: Küçült, küçümse, dalganı geç, önemini çiğne!
Hem Ergenekon’dan yargılanan tümmm emekli askerler de HATIRA olarak nitelediler evlerinde bulunan cephanelikleri, tüfekleri.
Ergenekon’dan ‘içerde’ bulunan iki emekli paşamızın İlker Başbuğ’un göreve gelir gelmez tercihiyle Askeriyemizce ziyaret edilmesinin ardından, BU ESPRİ; Adaletsizliğimizin Sonbaharı’nda ilaç gibi geldi. Her nevi ileriye/doğruya/güzele dair ihtimali doz aşımından öldürebilecek ilaç sanki.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT