1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Basına sansür mü?.. Onu, gelin bize sorun!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Basına sansür mü?.. Onu, gelin bize sorun!

A+A-

Geçen hafta; “at izi”nin, “it izi”ne karıştığı, “pire”lerin deve, “deve”lerin pire gösterildiği, “ak”lara “Kara”, “kara”lara “Ak” denildiği günler geçirdik.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile; Tahran, İsfahan ve Tebriz’i de içine alan İran gezimiz bile “saldırı malzemesi” yapıldı... “Akit’in yayınları”ndan rahatsız olan birileri; Oda TV’ye baskın yapılıp, Soner Yalçın’ın tutuklanmasından hareketle; Akit’in, devlet katında “saygın gazete” muamelesi gördüğünü ama Oda TV ve Soner Yalçın’ın; sırf “iktidar yanlısı olmadığı” için “baskı”ya maruz kaldığını, susturulduğunu iddia ettiler!..

İşte bu mantık; “at izinin, it izine karıştırıldığı” bir mantıktır... İşte bu kafa; “sap ile samanı, şap ile şekeri” birbirine karıştıran, “sığ bir kafa”dır.

 

BİZ, BİR “GAZETE”YİZ

Her şeyden önce, şunu söyleyelim;

Akit, bir “gazete”dir!..

İzlediği yayın politikası, fikirleri, çıkışları, olaylara bakışı, birilerinin hoşuna gitmese de, biz, bir “gazete”yiz!.. Çatımız altında çalışan arkadaşlarımız da, birer “gazeteci”dir!.. Hem de, “sarı basın kartı” sahibi gazeteciler!..

Evet, biz bir “gazete”yiz!..

Bir “nefret üssü” değil!..

Hele hele;

Bir “darbe karargâhı” hiç değil!..

Bu gazetede “fikir”ler tartışılır, “haber”ler ve “yorum”lar hazırlanır!..

“Darbe plânları” değil!..

Bu gazete; nihayetinde bir “haber bülteni”dir, “darbe bülteni” değil!..

Dolayısıyla, Oda TV veya Soner Yalçın üzerinden bize saldıranlar, her şeyden önce şunu sormalıdır kendilerine; “Oda TV, gazetecilik yaptığı için mi baskına uğramıştır?.. Soner Yalçın gazeteci olduğu için mi tutuklanmıştır?”

Hiç kimse, olayı “sulandırmaya” ve dolayısıyla “kafaları bulandırmaya” kalkmasın!..

Cümle âlem biliyor ki;

Oda TV denilen yer; bir “dezenformasyon merkezi”ydi!.. Soner Yalçın denilen şahıs da, “kişilik katli”ne soyunmuş bir “nefret yayıcı” idi!..

Gülay Göktürk’ün, Nagehan Alçı’nın, Sevilay Yükselir ve Cengiz Çandar’ın da yazdıkları gibi;

“Bir tiyatrocu, heykeltıraş ya da ressam; aynı zamanda iflah olmaz bir dolandırıcı olabilir.

Böyle bir insan tutuklanınca bunun adı ‘sanat düşmanlığı’ mı olur?

Bir edebiyatçı karısını öldürme şüphesiyle gözaltına alınınca, ‘Vay yazarları gözaltına alıyorlar, bunlar kültür düşmanı’ mı dersiniz?

Şu anda Yalçın ve Oda TV çalışanları hakkında yapılan tam da budur!..

Bir insan hem gazeteci ve hem de darbe örgütü üyesi olabilir. Ve o insan, darbe örgütüne üyelik suçlamasıyla tutuklandı diye basın özgürlüğü zedelenmiş olmaz.

Ergenekon’un gönüllü avukatları bir zamanlar Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay için yaptıklarını şimdi de Soner Yalçın için yapıyorlar. Sanki bu şahıslar gazetecilik faaliyetlerinden ötürü yargılanıyorlarmış gibi, etraflarında mesleki dayanışma adı altında koruyucu bir kalkan oluşturulmaya çalışılıyor.”

 

HER ŞEYE TERSTEN BAKINCA!

Olayın bir ilginç boyutu da;

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun; belki de “kartelin gazı”na gelerek, sırf “Soner Yalçın ve Balyoz sanığı generallere destek vermek” amacıyla; “Hani nerede bu Ergenekon?.. Bir bulsam, gidip üye olacağım” şeklindeki çıkışıydı...

Bu çıkış da gösterdi ki;

“Ergenekon’un gönüllü avukatlığı”nı üstlenen Deniz Baykal’ın “zina kasedi”nden sonra onun koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu; Baykal’dan devraldığı bayrağı daha ileriye taşımış ve işi “avukatlık”tan, “Ergenekon üyeliği”ne kadar götürmüştür!..

Daha düne kadar, “liberal”lere çağrıda bulunup, onları CHP’ye davet eden Kılıçdaroğlu; bir defa daha görülmüştür ki; Cengiz Çandar’ın ifadesiyle, “İttihatçı mirası”na, dolayısıyla “DYP ve ANAP’ın kefeni”ne talip olmuştur!..

Bu da, hiç kimseyi şaşırtmamalıdır!..

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu;

 “Eller gider Mersin’e, biz gideriz tersine” atasözünde olduğu gibi; “yukarı” çıkan bir yürüyen merdivenden “aşağı” inme becerisini göstermiş bir adamdır!..

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu;

“Kâğıthane”ye “Kâğıttepe” diyen, İzmir’deki “İzmir Körfezi” ile İstanbul’daki “Haliç Körfezi”ni karıştıran, son olarak da, dün gittiği Van’da; “Van Gölü”“deniz” zannedip, “Çocukluğumda, ilk kez Van Denizi’nde vapura binmiştim” diyen bir adamdır!..

Yürüyen merdivenin “iniş ve biniş” yönlerini, “körfez”leri, “deniz ve göl”leri karıştıran, yani hep “ters” konuşan bir Kılıçdaroğlu’nun; “darbeci”lerle “halk”ı birbirine karıştırması da gayet normaldir!..

Bunun “siyasî sonuç”ları elbette olacaktır!..

Soner Yalçın, nihayetinde tutuklanmış ve “Oda TV’ye veda” etmiştir ama Kemal Kılıçdaroğlu, bu söylemleriyle “CHP’ye veda” etmek zorunda kalabilir!.. Tabiî, 12 Haziran’daki seçimde, CHP diye bir parti kalırsa!..

 

VAKİT’E BASKIN VE TEHDİT!

“Boğazlarına kadar gömülü” bulundukları “zifos çukuru”nda debelenip; “Niye Akit’e baskın yapılmıyor?” diye el ovuşturan ve Akit’e saldırmaya yeltenenlere şunu hatırlatmak istiyoruz:

¥ BİR: Bundan önce çatısı altında bulunduğumuz Vakit; hem de, “panzerler eşliğinde 400 polis tarafından” baskına uğramıştı!.. Lütfen dikkat; Oda TV’ye yapıldığı gibi, öyle “10 polis” tarafından değil, “tam 400 polis” tarafından baskına uğramıştı!.. Arkadaşlarımız, hem de “çalışma masaları”nda saatlerce sorgulanmış, odalarımız didik didik aranmış, “ajanslardan geçen haber bültenleri” bile, “delil” diye çuvallara doldurulmuştu.

Ama biz; “çiğ” yemediğimiz için, hiç karnımız ağrımadı... Öyle ya; biz, bir “gazete”ydik... Bizim çatımız altında, sadece “sayfa plânları” bulunurdu, “darbe plânları” değil!..

¥ İKİ: Bu gazete, “darbe karşıtı” yayınlar yaptığı için, sürekli “Ergenekoncuların hedefinde” idi... “Cuntacı”ların gözlerini o kadar “öfke ve nefret” bürümüştü ki; “Vakit’i susturmak” için “gizli plânlar” bile yapmışlardı... Binamıza “sabotaj” yapmayı, çalışanlarımıza “suikast” düzenleyip eş ve çocuklarımızı “kaçırmayı”, elektriklerimizi kesip matbaamızı “çalışamaz” hâle getirmeyi bile plânlamışlardı!..

“Yok canım, o kadar da abartmayın!.. Bunlar düşünüldüyse bile plân aşamasında kaldı, uygulamaya konulmadı” diyenlere şunu hatırlatmak da boynumuzun borcudur:

Bu gazete; “kaleşnikof”la taranmış, bugün çoğu “Ergenekon sanığı” generallerin “emir ve komuta zinciri” içinde, baskı ve dayatmayla “312 general”e dâvâ açtırılıp, “tazminat linci”ne maruz bırakılmak istenmiştir!..

Lütfen dikkat;

Maruz kaldığımız tüm bu “baskı” ve “saldırı”ların temelinde, “haber ve yazılarımıza tahammülsüzlük” vardı... Evet; “Millet, devlet ve hükümet düşmanı” değildik ama “darbe karşıtı”ydık!.. Sırf “darbe”lere, “cuntacı”lara karşı olup, “Özgürlük ve demokrasi” dediğimiz için geldi bunlar başımıza!..

Bir “terör üssü” veya “darbe komuta merkezi” gibi yayınlar yapsaydık, ülkeye “kin ve nefret” yaysaydık, uğradığımız “baskı, saldırı ve linç”lerden dolayı gıkımız çıkmazdı... Oysa, Oda TV’nin basılıp, Soner Yalçın’ın tutuklanması üzerinden “koro” halinde bağırıp; “Basın özgürlüğüne darbe, muhalefet susturuluyor” yaygarası koparanlar; lütfen “sap ile samanı, şap ile şekeri, at ile iti, elma ile armudu” birbirine karıştırmasınlar!..

 

YAPTIKLARI İKİYÜZLÜLÜKTÜR!

Bunu, “meslek dayanışması” kılıfıyla izah etmek isteyenlere de; “Koktu bu ayaklar” demekten başka çaremiz yok!..

Evet, koktu bu ayaklar!..

Vazgeçin bu “ikiyüzlülük”ten!..

Bazı “kartel yazarları”nın açtığı kampanya, eğer bir “meslektaş dayanışması” ise, şu soruya cevap vermek zorundadırlar;

Eğer, bir “meslek dayanışması” amacında olsalardı; “312 general” tarafından “linç” edilmek istenen Vakit’e destek verirlerdi!.. Oysa onlar; etekleri zil çalıp, büyük bir mutlulukla başlık attılar: “Generallerin hukuk zaferi!”... Eğer amaçları “basın özgürlüğü”ne sahip çıkmak olsaydı, “Bi Ermeni Var” kitabı piyasaya çıktıktan sonra “kurşunlu tehdit” alan Adem Yavuz Arslan’a destek verirlerdi!.. Eğer, “Medyaya baskı var” söyleminde samimi olsalardı; haklarında “suikast plânı” ortaya çıkarılan Mehmet Metiner ve Orhan Miroğlu’na sahip çıkarlardı!..

Eğer “meslek dayanışması” söyleminde dürüst ve samimi olsalardı; eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın ailesi tarafından açılan dâvâda; önce “evi haczedilen”, sonra da “evi satılan” yazarımız Abdurrahman Dilipak’a destek verirlerdi!..

Öyle ya;

Adını saydığımız tüm bu isimler, birer “gazeteci” ve “yazar”dır!.. Başlarına gelen olayların tamamı “yazı”larından, yani “fikir”lerinden dolayıdır!..

Peki, Soner Yalçın “yazı”larından dolayı mı tutuklanmıştır?.. Tutuklanan generaller, “görev”lerinden dolayı mı tutuklanmıştır?..

Diyeceğimiz şu ki;

Hiç kimse, “fikir”ler ile “kir”leri birbirine karıştırmasın!.. Tıpkı; “At izini, it izine karıştırmamak” gibi.

Selâm ve saygılarımızla...

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT