1. YAZARLAR

  2. Erhan Başyurt

  3. Başbuğ TSK'nın geleceğine damga vurmak istiyor
Erhan Başyurt

Erhan Başyurt

Yazarın Tüm Yazıları >

Başbuğ TSK'nın geleceğine damga vurmak istiyor

A+A-

YAŞ kararları açıklandı.

Cumhurbaşkanı'nın net tavrı nedeniyle Balyoz sanıkları terfi alamadı.

Askerlerin terfi sırası gelen 11 sanıktan 3'ü konusunda ısrarcı davrandıkları, ama sonuç elde edemedikleri kaydediliyor.

Aynı şekilde, İnternet Andıcı nedeniyle ifadeye çağrılan Hasan Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atanmasına da Başbakan izin vermedi.

Cumhurbaşkanı Gül'ün de Başbakan Erdoğan'ın da gösterdiği irade, Türk siyasi hayatında asker-sivil ilişkileri adına kırılma anlarından birisini oluşturuyor.

Ancak bunlara bakarak, YAŞ terfilerinde yargı süreçlerinin etkili olduğu veya askerin sivil otoriteye teslim olduğu sonucuna varmak mümkün değil.

Eğer öyle olsaydı, Poyrazköy davası sanığı Şafak Yürekli'nin tuğamiralliğe, yine İnternet Andıcı nedeniyle ifadeye çağrılan Hıfzı Çubuklu'nun da tümgeneralliğe terfisi söz konusu olmazdı.

Haklarında yakalama emri çıkarılan 77 Balyoz sanığı ile terör örgütünün "bir nolu sanığı" olarak yargılanmakta olan Orgeneral Saldıray Berk'e de el çektirilmedi.

Ergenekon kapsamında yargılanan onlarca isim, hatta Kurmay Albay Dursun Çiçek dahi açığa alınmadı...

Hal böyleyken, siviller terfilere karışıyor ya da yargı yoluyla terfilere müdahale ediliyor gibi tespitler gerçeği yansıtmıyor.

Yaşanan krizin iki nedenini dün bu köşede etraflıca kaleme almaya çalıştım.

Asker hukukun üstünlüğü ve sivil otoriteye tabi olma konusunda sıkıntılar yaşıyor.

Bu da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haksız yere kamu vicdanında yaralanmasına neden oluyor.

Ama yaşanan krizin bir diğer belki de en önemli nedeni, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un TSK'nın geleceğine damga vurma hırsı.

Hasan Iğsız'ı Kara Kuvvetleri, Aslan Güner'i de Jandarma Komutanı yaparak, Işık Koşaner sonrası Genelkurmay Başkanlığı'na şekil vermek istiyordu.

Amaç, Necdet Özel'in 2013-2017 arasında Genelkurmay Başkanı olmasını engellemek.

Bu talepleri gerçekleşmeyince de atanmış bürokrat olmalarına rağmen seçilmiş sivillere "toplu istifa" restinde bulundular.

Hükümet resti görmeyince, Kara Kuvvetleri Komutanı olarak bir yıllığına atanması planlanan Jandarma Genel Komutanı Atilla Işık'ı istifa ettirdiler.

Böylece Iğsız'ın Kara Kuvvetleri komutanı olması sağlanamadı ise de Aslan Güner'in Genelkurmay başkanı olmasının yolu açık tutulmaya çalışılıyor.

Başbuğ kendi döneminde İkinci Başkan olarak görev yapan Iğsız ve Güner konusunda hırs gösteriyor.

İddia edildiği gibi bazı soruşturmaların kendisine ulaşmasından endişe ettiği için de bu kadar ısrarlı davranıyor olabilir.

Ama sonuçta ortaya bir kriz tablosu çıkıyor.

Sivil-asker ilişkileri yok yere geriliyor.

Kamuoyunun kuruma olan güveni zedeleniyor.

Demokratik ülkelerde Genelkurmay Başkanları'na düşen sivil otoritelere atama listesi dayatmak değildir, belki onlarla uyum içerisinde çalışıp, ülke güvenliğini sağlamaktır.

**

İsrail, MİT Müsteşarı'na Heron için mi vuruyor?

Hakan Fidan'ın MİT Müsteşarı olarak göreve başlamasından bu yana İsrailli yöneticiler ve MOSSAD'ı garip bir telaş sardı.

Sürekli Fidan'ı hedef gösterip yıpratmak istiyorlar.

İlk olarak bunu Mavi Marmara olayında yaptılar.

Şimdi de devam ettiriyorlar.

İsrail'in diplomatik ahlaktan uzak bu saldırıları, garip şekilde Fidan'ı diğer ülkeler nezdinde "kahraman" haline getiriyor.

Şark'ul Avsat gazetesi geçtiğimiz günlerde "Türk hayaleti" başlığıyla tam sayfasını Fidan'a ayırdı.

MOSSAD başkanı Mavi Marmara başarısızlığını Fidan'a saldırarak örtmek istedi.

Ancak kendisinin görevi uzatılmadı. Stratejisi ters tepti.

İsrail yönetimi şimdi yine Fidan'ı "İran'a yakın olmakla" suçluyor.

Sanırım iki nedeni var.

Birincisi, Fidan'ın Filistin ve Suriye krizlerinde oynadığı kritik roller ve birikimi.

İkincisi de İsrailli uzmanların kullandığı Heron görüntülerinin İsrail'e gönderildiğinin ortaya çıkması.

İsrail, MİT Müsteşarı'nı yıpratarak hem bölgede hem Türkiye'de rahat at koşturmak istiyor.

**

Kenya bile Anayasa değişikliğini oyladı

Türkiye'de demokrasi paketinin referanduma götürülmesi tartışılıyor.

Garip şekilde darbecilerin kapattığı iki siyasi parti de "darbe anayasası"nı savunuyor.

Oysa Kenya bile "sömürge anayasası"nı değiştirmek için dün önceki gün sandığa gitti.

Orta Afrika ülkesinde sandığa gidenlerin yüzde 70'i özgürlükleri artıran, yerel yönetimleri güçlendiren yeni anayasaya "evet" dedi.

"Hayır" kampanyasını yürüten cephenin lideri William Ruto sonucu "Bizim kampımız kaybetti ama her Kenyalı kazandı" diye değerlendirdi.

Darısı Türkiye'nin başına... Kenya kadar bile olamayacak mıyız?

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT