1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Başbakan Dersim özrü için özür de dilesin mi
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Başbakan Dersim özrü için özür de dilesin mi

A+A-

Başbakan Erdoğan Dersim katliamı için devlet adına resmen özür diledi. Yıllardır talebi bu olan ve akıl sağlığını muhafaza eden bir demokrat olarak gocunmadan kendisini tebrik ediyorum.

Ama bizim cenahta gocunanlar çoğunlukta.

Erdoğan’ın bu çıkışı üzerine, iflah olmaz Kemalistlerin, “Yarayı kaşıyıp toplumu bölüyorsunuz” ya da “Gazi olaylar sırasında GATA’da tedavi görüyordu tamam mı?” türünden zırvalıklarını geçiyorum.

Ne yazık ki, solun ve Egemen Kürt siyasetinin neredeyse tamamı da, tıpkı referandum döneminde Başbakan’ın Erdal Yıldırım için yaptığı konuşma sonrasında olduğu gibi histerik inkâr nöbetindeler adeta.

PKK çevresi için Başbakan’ın devlet adına özrü, lafügüzaf. ANF’de yer alan bir analizin şu cümleleri durumu özetliyor: “Dersim’deki sürgünler, bugünkü KCK tutuklamalarını ve çaresizlikten göç eden Van depremzedelerini hatırlatıyor.”

“Özrü kabahatinden büyük manşeti” atan gazetenin tavrını öncüleyen solcumsular da bedavadan “samimi değil” psikanalizlerinden vakit buldukça Eco’nun aşırı yorum tanımının sınırlarını zorluyorlar. Başbakan’ın “Özür dilenmeli, özür diliyorum” cümlesinin başındaki “literatürde varsa” girizgâhını “gerekirse” diye okuyup “özür dilemedi ki, dilemedi ki” yorumlamak ayıp değildi ya.

Muhafazakâr bir başbakanın ceberut rejimin resmî söyleminde güzide-korunaklı bir tabuya indirdiği Balyoz darbesinden açıkça rahatsız olan solcumsuların haletiruhiyesini açıkça gösteren bu tablo, gündemdeki tartışmaların ideolojik bir düzlemde sürdürülmesinin abesle iştigal olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Tüm iyi niyetiyle “Bir sol var bu solcumsularda, soldan daha içerü” deyip, yıllardır dillendirdikleri taleplerinde kaydedilen aşamaları Kadir İnanır’ın o meşhur repliğini ve jestini andırırcısına “Yalannn söylüyorsun, yalannnn” diye elinin tersiyle iten solcumsuların hezeyanlarında nafile kazı yapanların çabası, bir emeklilik uğraşından ibaret.

Bu tesbit, solun yeni bin yılın eşiğinde Türkiye’nin bir alternatifi olmayacağının kabulü anlamına gelmiyor. Aksine başarmak için, yalnızca gündelik yaşam pratiklerindeki modernist tercihlerinden ötürü solun doğal tabanı olduğu sanrısına kapıldığımız kitlenin her edimimizi, söylemimizi bağlayan zincirlerinden kurtulma zorunluluğuna işaret ediyor.

Evet, solun tabanı sandığı kesimlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yok.

Türkiye’nin kabuk değiştirdiği bu günlerde, askerî vesayetin sonlaması, haklar ve özgürlükler alanının genişletilmesi, resmî tarihle yüzleşilmesi gibi taleplerin bayraktarlığını enikonu eline aldığı ve az çekmediği halde, mütedeyyin olduğu için tabandan sayılmayan “ezilenlere” dönüp bakmanın zamanıdır.

Bu perspektif, tıpkı Ak Parti’nin yalnızca tabanı için değil, dışındaki çemberde yer alan kesimler için de politikalar üreterek kitlesinin reflekslerini dönüştürmesi gibi, solun potansiyel seçmeni sayılan ancak katılaşarak günden güne gericileşen kesimlerini de bugüne getirir.

Biliyorum, çok aykırı geliyor bu önermeler. Ama yıllardır Dersim katliamı için devletten resmen özür dileyen kesimlerin, bu taleplerini yerine getiren Başbakan’dan nerdeyse “özrü için özür talep eder” hale gelmeleri, buna karşın mütedeyyinlerin katliamla yüzleşilmesine destek vermeleri bile başlı başına bir veri bence.

Âşık İhsani’nin o meşhur şarkısındaki “Taban uyanıyor taban” dizelerini “Taban değişiyor taban, uyan!” diye değiştirmeyi konuşalım derim.

    


Neler mi oluyor?

Uzatmak istemiyorum ama olan şudur efendim.

Sayın Nabi Yağcı’nın “KCK operasyonlarına destek BDP’nin kapatılmasına destek vermektir” şeklindeki sözleri üzerine birtakım eleştiriler getirdim. Yağcı ‘da “Adil olmak zor zanaat isimli” yazısıyla yanıt verdi. Yıldıray Oğur ve Orhan Miroğlu da bu tartışmaya katkı sunan iki muhteşem yazı yazdılar. Nabi Bey dün de saldırı furyası olarak değerlendirdiği bu tartışma sürecine dair “Ne oluyor” diye sordu.

Yağcı, “Bakalım arkasından ne gelecek, hiç de iyi kokmuyor” gibi şaşırtıcı imaların ardından “Bir engelle karşılaşmazsam eğer başladığım yazılarımı sürdüreceğim” diyor.

Örgütlü ve gizemli bir saldırı furyası(!)

Burna gelen kötü kokular(!)

Engellenme kaygıları (!)

Nabi Bey’le Kürt sorunu ve şiddet konusunda aynı görüşleri paylaşan pek çok yazar var Taraf’ta. Sizce de bu imalar hakkaniyet sınırlarını gerçekten çok ama çok zorlamıyor mu?

Eğer Nabi Bey görüşlerine getirilen her eleştiriyi, esefle kınamayı bırakıp (dünkü yazısında da ilk yazısında yaptığı gibi Orhan Abi’yi kınadı) tartışsa, ya da dengi görmediği benim gibi çocuklara abc’yi anlatsa bence bu komplocu ruh haline esir olmazdı.

Nabi Bey dünkü yazısını “Bu düzey Taraf’a da kendime de yakışmıyor” diye sonlandırmış.

Bence, tarihi, deneyimleri ve yaşına hürmet ettiğim Nabi Bey’e yakışmayan eleştiriye tahammülsüzlüğü, muhatabını küçümsemesi ve Taraf’ın yazarlarına tanıdığı özgürlüğüne haksızlık eden “dokunan yanar mı” imalarıdır. Yoksa tartışmak Taraf’a herkesten çok yakışır.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT