Başbakan Davutoğlu 62. Hükümetin Programını Okudu

01.09.2014 18:32
Başbakan Davutoğlu 62. Hükümetin Programını Okudu
Başbakan Ahmet Davutoğlu, 62. Hükümet Programını TBMM Genel Kurulu'nda okudu.

TBMM Genel Kurulu'nda Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun sunumunu yaptığı 62. hükümet programında, 10 Ağustos 2014 tarihinin, ülke siyasi tarihinde iftiharla  hatırlanacak son derece anlamlı  bir gün  olduğu ve 12. Cumhurbaşkanı'nın ilk turda halk tarafından doğrudan belirlendiği kaydedildi.

Bu sayede,  geçmişte  krizlere konu  olan,  vesayet odakları  tarafından  suistimal edilen Cumhurbaşkanlığı makamının yepyeni  bir anlam  kazandığı ifade edilen programda, "Seçimler, huzur  içinde, özgür ve adil bir şe­kilde, hiçbir vesayet tartışmasına konu olmadan gerçekleşmiştir" denildi.

"10 Ağustos'ta milletimizin iradesi hiçbir tereddüde mahal vermeyecek bir netlikte  tecelli etmiş, halkın  tercihi yönetime güçlü bir şekilde yansımış ve demokrasimiz ileri bir aşamaya geçmiştir. Bu seçim ile 'Yeni Türkiye'nin kapıları ardına  kadar açılmıştır. 1O Ağustos ile birlikte  'Yeni Türkiye'yi inşa süreci  başlamıştır" ifadesine yer verilen programda, son  12  yılda atılan  adımlar ve yapılan  reformlar olmasa bugün "Yeni Türkiye"den bahsedilemeyeceği belirtildi.

Hükümet programında, şu ifadelere yer verildi:

"Halkın  doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanımız ile Hükümetimi­zin birlikte ve uyumlu çalışması, hiç şüphesiz,  büyük bir sinerji ortaya  çıkaracaktır.  Bu sinerji,  milli gücün  ve milli iradenin daha da tahkim edilmesini sağlayacaktır. Yeni dönemde; seçilmiş ve güçlü bir Cumhurbaşkanı, seçilmiş ve güçlü  bir  başbakan  ve hükümet olarak  halkımıza  çok daha etkili bir şekilde hizmet etmenin gayreti içinde olacağız. Şunu önemle belirtmek isterim;  bugüne  kadar görev yapan AK Parti  hükümetleri, sadece  bir devleti,  bir siyaseti,  bir otoriteyi tesis etmek  üzere değil,  yeni  bir medeniyet ihyası  için  ayağa kalkmış ve yeni bir yola koyulmuştur. Bu çerçevede,  62. Hükümet de, önceki AK Parti Hükümetleri gibi ülkemizin kritik  bir döneminde tarihi  bir sorumluluk üstlenmektedir. Hükümetimiz, üzerinde yükseldiği  parlak geçmişi, önüne hedef  olarak  koyduğu parlak  gelecek ile buluşturan güçlü bir köprü  olacaktır.

Son 12  yılda yapılanları  yeni bir atılım  dönemi ile taçlandırmak  hükümetimizin temel  misyonu olacaktır.  İkinci  bir  değişim ve dönüşüm dönemi ile ulaşmayı  öngördüğümüz 2023 Vizyonu artık  uzak bir vizyon olmaktan çıkmıştır. Geçmişte elde edilmiş  olan  başarılarımız  dolayısıyla asla rehavete  kapılmayacağız. Yeni dönemde de ülkemizin  hızlı, istikrarlı ve insan  odaklı  bir şekilde  kalkınması  için,  bizden  önce gelen dört AK Parti hükümetinin tecrübesine yaslanarak  aşkla, heyecanla  çalışma azmindeyiz. Bizden önce gelen hükümetle­rin başarısı çıtamızı yükseltmekte, daha ileri adımlar atma  kararlılığımızı  güçlendirmektedir. Amacımız çok daha güçlü, müreffeh,  saygın ve demokratik bir Türkiye'ye ulaşmak;  ekonomisi, bilim  ve teknolojisi, siyaseti, sosyal ve kültürel  politikaları ile örnek  alınan bir ülke olmaktır. Tüm  politikalarımızın temeli  halkımızın bizlerden  talep  ve beklentilerini karşılamak olacaktır. Sorumluluğumuzun büyüklüğünün farkında  olduğumuzu, omuzlarımıza yüklenen mukaddes emaneti titizlikle ve onurlu bir şekilde taşıyacağımızı ifade etmek istiyorum.

Küresel kriz ortamında büyümeye  devam  eden  ve milyonlarca insanımıza yeni istihdam imkanları sunan ekonomimiz temel önceliklerimiz arasında  yer almaya  devam  edecektir.  'Yeni Türkiye'nin güçlü ekonomisi, güven  ve istikrar  içinde  çok daha rekabetçi   ve  yenilikçi   bir  zeminde  2023  Hedeflerine emin adımlarla yürüyecektir.

Çözüm süreci  başta  olmak   üzere  ülkemizin iç  meselelerinin çözümüne yönelik  güçlü  adımlar   kararlılıkla  atılacak,  millet olarak dünyadaki yarışta konumumuz güçlendirilecektir. Milletimiz, odağında, çokluk içinde  birlik ve kardeşlik olan  büyük bir medeniyetin mirasçısı ve taşıyıcısıdır. Biz de Hükümet olarak  devletimizin tüm kurum ve kuruluşları ile bu  medeniyet mirasına sahip  çıkacak,  vatandaş­larımızın kadim medeniyet değerlerimize aidiyetlerini güçlendirmek için  var gücümüzle çalışacağız. Zira,  devletler ve milletler ancak ve ancak  aidiyet   bilinciyle ayakta dururlar, eğer bir toplumda aidiyet  bilinci  zayıflamışsa,  devlet  bir grup vatandaşını dışlamışsa, ötekileştirmişse, o  andan itibaren o devletin ayağa  kalkması, o  milletin felah  ve sükun  bulması mümkün değildir.

Dünyada hiçbir  ülke  medeniyet mirası  bakımından bizim ülkemiz kadar şanslı ve birikimli  değildir. Eğer insanlık  tarihi kadim,  modernite ve küreselleşme  gibi evrelere ayrılırsa şunu çok açık bir şekilde söyleyebiliriz  ki, bu ülke,  bu aziz topraklar,  jeostratejik  önemi  kadar  jeokültürel önemi de haiz bu topraklar, kadimin bütün  renklerini bünyesinde barındırırlar."

"Eski ve yeni tüm vesayet unsurlarıyla mücadele kararlılığı" 

"Şimdi  büyük  ve yeni  bir  kültürel   uyanışın  arifesindeyiz.  Bu yeni  kültürel   uyanış,  bütün insanlığa  evrensel  bir  medeniyet çağrısıdır. Bu bakımdan, içselleştirici ve bütünleştirici kültürü egemen kılacağız" ifadelerinin kullanıldığı Hükümet programında, müstesna bir coğrafyada  genç ve dinamik nüfusu ile mille­tin sahip olduğu muazzam  enerjinin  iç çekişmelere değil, 2023  Vizyonu ile çerçevesi çizilen yeni hedeflere yönlendirileceği kaydedildi.

Bir tek ülke insanının bile kendisini  kıyıda köşede  kalmış hissetmediği, fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti en üst düzeyde yaşayan bir ülkede,  vatanımızın her karışını, milletimizin bütün kesimlerini kucaklayan bir hükümet olma azminde olunduğunun kaydedildiği programda, "Bir yandan ekonomik ve sosyal politikalarımızı etkili bir şekilde uygularken, diğer yandan nereden gelirse gelsin, ülkemizin bu kutlu  yürüyüşünü akamete uğratmaya çalışan ve ulusal gü­venliğimizi  tehdit  eden eski ve yeni  tüm  vesayet unsurlarıyla mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz" denildi.

Türkiye'nin, köklü  tarih  ve medeniyetini, insanlığın evrensel birikimi ile harmanlayarak, bölgede  ve dünyada barış ve istikrara aktif katkı sağlayan bir ülke olarak yoluna devam edeceğinin belirtildiği programda, "Dış politikada  temel ilkemiz, politikamızın Ankara  merkezli olmasıdır. Hükümetlerimiz döneminde dış politikamız  çok boyutlu  olmuştur, çok boyutlu olmaya devam edecektir;  bu, aynı zamanda coğrafyamızın  bir zaruretidir. Türkiye belli bölge ve kı­talar arasına sıkıştırılamaz. Bununla birlikte, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi stratejik  bir hedeftir ve kararlılıkla sürdürülecektir" ifadelerine yer verildi.

"Millete efendi değil hizmetkar olmaya  devam edeceğiz" 

"Gündemi başkaları tarafından belirlenen  bir ülke olmayacağız. Bir yandan   ülkemizin   hızla  yükselmesi  için  çalışırken, diğer yandan  daha  müreffeh,  adil ve barış içinde  bir bölge ve dünya için el birliği ile katkı sunmaya devam edeceğiz" denilen hükümet programında, şunlar kaydedildi:

"Bugün eski Türkiye'nin tüm  vesayet kurumları ve vesayetçi zihniyeti  kaybetmiş, Yeni Türkiye  kazanmıştır. Ülkemizin bütün  sorunlarının özgürce görüşülüp, farklı çözüm  önerilerinin ortaya  konduğu ve milli  iradenin tecellisiyle nihai  kararların alındığı yegane çatı TBMM'dir. Eski Türkiye'nin  vesayetçi anlayışını  ve uygulamalarını değişik  kılıklar altında  yeniden canlandırmaya çalışanlar karşılarında milleti ve temsilcilerini bulacaklardır. Aziz milletimiz, demokrasi  tarihimizde görülmemiş, dünyada da eşine az rastlanır  bir şekilde birbiri  peşi sıra üç dönem partimizin oylarını artırarak iktidarımıza olan güvenini  tazelemiştir.  30 Mart  yerel seçimleri  ve 10 Ağustos  Cumhurbaşkanlığı seçimi  halkımızın yönetimde  istikrarı   güçlü   bir  şekilde  sürdürme  kararlılığını açıkça ortaya koymuştur.

Siyaset tarihimize silinmez harflerle  yazılan  tüm  bu  başarılar, aynı zamanda sorumluluğumuzu ve aziz millerimize olan hizmet aşkımızı artırmaktadır. Sahip olduğumuz kişisel ve kurumsal  tecrübe  ile  hiç  eksilmeyen  heyecanımızı  birleştirerek, bu millete efendi değil hizmetkar olmaya  devam edeceğiz.

Milletimiz, Meclisimizi tüm  sorunların çözüm  adresi olarak görmekte ve Meclisimize dair büyük  beklentiler  içindedir. Bizlere düşen  milletimizin bu beklentisi doğrultusunda millet  ile devleti  kucaklaştırmak, iktidarı  ve muhalefeti ile yeni Türkiye'yi inşa etmektir. AK Parti başından  beri yeni bir siyaset anlayışını temsil etmiştir. Yıllarca hırpalanan, güven erozyonuna uğrayan, milleti temsil etme yeteneğini  yitiren siyaset, AK Parti kadrolarıyla birlikte  milletle  olan  bağlarını güçlü  bir şekilde kurmuş  ve siyasi alanı yeniden  inşa etmeye  başlamıştır. Bu yeni inşa sürecinin temelinde insanı, insan onurunu merkez kabul eden  bir anlayış yer almaktadır. İnsan onurunu korumak bizim  asli görevimizdir.  Bu  onurun esası da özgürlük ve gü­venliğin  teminidir. Özgürlüğü garanti  edilmemiş insanın  onur duyması,  güvenliği  tehdit  altında  olan  birinin  de özgürlüğü­nü yaşaması  mümkün değildir.  Onun için daha  ilk hükümet programlarında bugüne  kadar  hep özgürlük, güvenlik dengesi dedik. Şimdi bir kez daha söylüyoruz, Türkiye'de düşünce öz­gürlüğü, inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü, girişim  özgürlüğü AK Parti hükümetlerinin teminatı altındadır. Biz, köklü tarihimizden ve medeniyetimizden aldığımız özgüven­le hareket ettik ve insanımızın özgüvenini pekiştirdik. Ülkemizin sahip olduğu muazzam potansiyeli harekete geçirmek üzere şeffaf, ülke gerçekleri ile tutarlı ve güven verici politikalarla milletimizin huzuruna çıkmayı en önemli ilke olarak benimsedik. Milleti  esas alan  bir siyaseti hayata  geçirdik Siyaset kurumu­ nu milletle, milleti devletle kucaklaştıran bir anlayışla hareket ettik.  Siyasetimizde  insanımızın değerlerini, talep  ve beklentilerini esas aldık, siyaset kurumuna güvenin  ancak  böyle sağla­nacağına inandık. Ülkeler  arasında   kıyasıya  bir  rekabetin yaşandığı  dünyamızda kaybedecek  bir tek  günümüz yoktur. Hükümetimiz 2023 perspektifi  ile 2015 Haziran  ayında  yapılacak seçimlere  kadar icraatını  yoğun  bir şekilde gerçekleştirecek ve reformlara devam edecektir."

"AK Parti ezber  bozmaya devam edecektir"

İstikrar ve süreklilik içinde  yenilenme ve daha  ileri  hedeflere yürüme anlayışı ile hareket  eden  hükümetin, geçmiş başarılar ile gelecek vizyonu arasında  köprü olacak ve ülkeyi 2015 ve sonrasına hazırlayacağı ifade edilen programda, "AK Parti  kurulduğu günden bugüne  ezber bozan  bir parti  oldu,  bundan sonra  da ezber  bozmaya devam edecektir.  62. Hükümet de alışılageldik  kalıplarla  değil,  ülke­mizin ve milletimizin ihtiyaçları  doğrultusunda hareket edecektir. Hükümetimiz değişimin gerektirdiği  cesaret ve dirayeti göstermeye  devam edecektir" denildi.

AK Parti iktidarıyla birlikte  devletin  büyük  bir restorasyondan, ihya sürecinden geçtiğini, AK Parti hükümetlerinin dirayeti devlette karar alma yeteneğini geliştirdiğini, fakat şimdi  o geçmiş vesayetler bittikten sonra yeni vesayet türlerinin çıkmaya başladığı belirtilen Hükümet programında, "Ancak, kimden  kaynaklanırsa kaynaklansın ve hangi  niyetle olursa olsun  devlet otoritesinin parçalanmasına yönelik  hiçbir faaliyete asla izin vermeyeceğiz" ifadesi yer aldı.

"Hem kadim  kültürümüzün siyaset felsefe metni  olan Nizamülmülk'ün Siyasetname'sindeki ehliyet esasları açısından, hem de modern rasyonel  bürokrasinin şartları  açısından bürokraside aranacak  temel nitelikler  ehliyet, liyakat ve dürüstlüktür" denilen programda "İktidara geldiğimiz  günden bugüne  birçok  iç ve dış  badireyi dirayetle atlattık. Milletin iradesine ve bizlere yüklediği  emanete sahip  çıktık,  milletimizin ekmeğinden de özgürlüğünden de taviz vermedik. Çeşitli  kılıflarda sergilenen ve demokratik siyaset kurumunu bir bütün olarak  zayıftatmaya yönelik  her türlü tahrik ve tertibi  aştık.  Bundan  sonra  da milletimizle birlikte aşmaya kararlıyız. Demokrasimize ve ulusal güvenliğimize kas­teden  yapılanmalara karşı, hukuk içinde  kararlılıkla mücadele etme görevi halkımızın bizlere yüklediği  bir sorumluluktur" denildi.

62. Hükümet programında şunlar kaydedildi:

"Yaptığımız tüm  reformlarda, yaşadığımız  sessiz devrimde mil­letimiz  ve milli iradenin tecelligahı  olan Meclisimiz  en büyük desteğimiz oldu.  Bundan sonra  da Yeni Türkiye'nin inşa süre­cinin  adresi TBMM ve onun çok değerli üyeleri olacaktır.

Anti demokratik hiçbir  baskıya boyun  eğmeden, gerekli adımları atacak,  meclisimizin çizdiği rotada  ilerleyeceğiz. Önümüzdeki dönemde de Meclisimiz  içinde diyaloğa, uzlaşma arayışına ve işbirliğine önem  vermeye devam edeceğiz.

Şu  anda  sizlere sunmakta  olduğum  Hükümet  Programımız, 2023  Vizyonuyla şekillendirdiğimiz son  Seçim  Beyannamemizde yer alan hedeflerimizi, 61. Hükümet programımızı, 10. Kalkınma Planımızı  ve kamuoyu ile paylaştığımız  çeşidi  taahhüderimizi ve politika  belgelerimizi esas almaktadır. 2023  Vizyonumuz çerçevesinde  bu  dönemde atacağımız  her adım  bizi Cumhuriyetimizinı 100. yılı hedeflerine  daha da yaklaştıracaktır.  2053  ve 2071 gibi çok daha uzun  vadeli bir bakış açısından hareketle istikrarlı bir şekilde hedeflerimize yürüyoruz. Takdirinize sunduğumuz ve güveninizi  beklediğimiz bu program,  Yeni Türkiye'nin ikinci  atılım  dönemini açacaktır.  21. yüzyılın yükselen ülkesi olarak,  bölgemizde  ve dünyada hak ettiğimiz konumu pekiştirecektir.

Bu ikinci  atılımın ana  kaynağı,  gücü,  insanımız ve coğrafya­mızdır.  Dünyada hiçbir  güç ekonomik anlamda insan  kaynağından  daha  önemli  değildir.  Bu  nedenle  eğitim  reformu en öncelikli alanlarımızdan biri olacaktır. Rekabet gücümüzün artırılması, katma değeri yüksek ürünlerin üretimi  için arge yatırımlarına da öncelik vereceğiz.

Ekonomide, sosyal hayatta,  siyasette ve dış politikada devletin rolü yeniden  tanımlanmakta, milletin  her alanda  çok daha etkili olduğu bir dönem şekillenmektedir. Devlet  ile millet  arasındaki  mesafenin giderek azaldığı bu yeni dönem devletin güç kaybetmesi  anlamına gelmemektedir. Tam  aksine  milli  irade ve değerler  üzerinde,  demokratik ilkelere ve hukuk normlarına dayalı devlet eskisinden de güçlü  bir konuma yükselmiştir. Meşruiyetin  sağladığı  bu  güç, devletin  milleti  yerine  milletin devleti olmanın bir sonucudur.

Bizim için siyaset bir erdem  ve ahlak vesilesidir. Siyaset, ahlak ve erdeme  dayandığı zaman  anlam  taşır, var oluşumuza cevap teşkil eder. Onun için siyasetimizin  ahlakı Şeyh Edebali'nin ahlakıdır; 'İnsanı  yaşar ki devlet yaşasın' ahlakıdır. Siyasetimizin  odağında yer alan kavramlardan biri de adalettir. 'Adalet mülkün temelidir' dendiğinde sadece şahsi mülk  kastedilmez, aynı zamanda devlet kastedilir. Adaletin olmadığı yerde devletin yaşaması mümkün değildir.

Uzun tarihi ve kültürel tecrübemiz,  milletimizin temel değerleri, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ve demokratik dönüşüm sürecimiz Yeni Türkiye'nin temel parametrelerini oluşturmaktadır.

21. yüzyılın evrensel standart ve normları  ile birleştiğinde bu temel parametreler çeşitli alanlarda atmamız gereken ilave adımları ve yapılacak ileri reformları  büyük oranda  ifade etmektedir.

Önümüzdeki dönemde yapacağımız temel  tercih  açıktır. Yeni Türkiye'yi her alanda  büyütmek ve güçlendirmek... 2015 genel seçimlerine kadar  ve sonrasında ortaya  kanacak  politikalar  ile yapılacak  reformlar  bu temel  tercihi tereddütlere yer bırakmayacak bir şekilde netleştirmiş olacaktır."

"Hastanelerde rehin alınma dönemi geride kaldı"

Sağlık alanında daha kaliteli, daha adil ve kolay ulaşılabilir hizmet sunma yolunda hayal edilemeyen başarılar elde edildiği belirtilen programda, iktidar olarak sağlık hizmetlerinin "temel insan hakkı" olarak kabul edildiği ifade edildi. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık alanında pek çok yapısal düzenlemenin gerçekleştirildiğinin altı çizilen programda, parası olmayanların hastanelerde rehin alındığı dönemlerin geride bırakıldığı vurgulandı. Kamu hastanelerinin tek çatı altında birleştirerek bütün vatandaşların bu hastanelerden hizmet almasına imkan verildiğinin altı çizilen programda, şunlar kaydedildi:

"Üniversite ve özel hastane kapılarını bütün vatandaşlarımıza açtık. Vatandaşlarımızın sağlık sigortalarıyla tüm sağlık kuru hizmet almasını sağladık.

Sağlık çalışanlarımızın çalışma ve iş yeri güvenliği şartlarını iyileştirdik,  gelirlerini  artırdık.  Önümüzdeki dönemde de iyileştirmelerimiz devam edecektir.

İlaçtaki  KDV  oranını düşürdük ve ilaç fiyatlarında önemli oranda  indirim sağladık. İlacı, geçtiği her aşamada izleyen İlaç Takip Sistemi (İTS) kurduk. Eczane bulunmayan kırsal bölgelerde yaşayan halkın  ilaca ulaşımını  kolaylaştırmak için mobil eczane uygulaması başlattık."

Aile Hekimliği uygulamasına geçildiği ifade edilen programda, halkın tümünün sağlık hizmetlerinden aynı standartta faydalandığı, yoksulların primlerinin devlet tarafından karşılandığı, 18 yaşın altındaki çocukların tamamının sağlık güvencesi altında olduğu Genel Sağlık Sigortası Sistemi'nin hayata geçirildiği belirtildi. 

Sağlık personeli sayısı artırıldı

Programda, sağlık personeli sayısında önemli artışlar elde edildiğine işaret edilerek, şöyle devam edildi:

"Tam Gün Yasası ile hekimlerin kamu ve özelde aynı anda çalışmaları ortadan kaldırılarak vatandaşlarımızın özel muayenehanelere gitme mecburiyetini büyük ölçüde azalttık.

Merkezi Hastane Randevu Sistemi  (MHRS) uygulamasını başlatarak, tüm yurda yaygınlaştırdık. Güvenli ürüne erişimi sağlamak ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında ülkemizde üretilen veya ithal edilen tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin piyasaya sürülmesi, denetimi, takibi ve gözetimini  yapmak  üzere Ürün Takip  Sistemi'nin (ÜTS)  kurulması çalışmalarına başladık.

Cumhuriyet tarihimizde inşa edilen toplamı 10,5 milyon metrekare sağlık alanının yarısı AK Parti iktidarları döneminde gerçekleştirilmiştir. 2002  yılında  161 bin olan  hasta  yatağı sayısını  2013 yılı itibarıyla 205  bine yükselttik. Mevcut  yatakların 89 bininde koğuş sisteminden, banyosu  tuvaletleri içinde  olan oda sistemine geçilmiş ve eski olan hastaneler bu anlayışla yeniden düzenlenmektedir. Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığının nitelikli yatak oranı yüzde 6'dan yüzde 43'e yükselmiştir."

Koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçesinde yaklaşık 9 kat artış sağlandığı vurgulanan programda, 2010 yılında başlatılan evde sağlık bakımı hizmetleriyle ya­tağa bağımlı hastaların evlerinde kaliteli, etkin, ulaşılabilir ve güvenli sağlık hizmeti alınmasına olanak sağlandığı ifade edildi. Programda, evde bakım hizmetlerinin  tüm yurda yaygınlaştırıldığına işaret edildi. 

Tüm vatandaşların birinci basamak sağlık hizmetlerinin ücretsiz alınmasının sağlandığı belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:

"Yalnızca şehirlerde değil, köylerde de "112 Acil Sağlık" hizmeti sunmaya başladık. Bu kapsamda  istasyon sayısını artırıp ambulanslarımızı en son teknolojilerle donatırken, sisteme hava ve deniz taşıma araçla­rını ekledik.

2002 yılı sonunda 618 olan tam donanımlı 112 ambulans sa­yısını 3 bin 858'e ulaştırdık. 2015 yılında 4 bin 600  ambulans sayısına ulaşmış olacağız. Ulaşımda güçlük çekilen bölgelerde 295 adet kar paletli ambulansı halkımızın hizmetine sunduk. Bu geliş­melerle 112 Acil Sağlık Hizmeti sadece şehirlerde değil, köyler­ de de yaygın olarak verilen bir hizmet  niteliği kazanmıştır.

2002 yılında 112 istasyon sayısı 481 iken, şu an itibariyle 2 bin 147'ye çıkardık ve daha da artıracağız. 112 Acil hizmetleri ile 2002 yılında 350 bin hastaya tahliye ve sağlık hizmeti sunulurken, bu rakam 2013 yılı itibariyle 3.665.000'e ulaşmıştır."

Programda, hava ambulans sisteminin 2008 yılında faaliyete geçirildiği anımsatılarak, mevcut durumda ülke geneline hizmet verecek şekilde 17 ambulans helikopter ile 3 ambulans uçağın mevcut olduğu belirtildi. Helikopter ambulans sistemiyle bugüne kadar yaklaşık 18 bin, uçak ambulanslarla ise 6 bin hasta taşındığı aktarılan programda, 2014 sonuna kadar helikopter ambulansların gece uçuşlarının da başlatılacağı vurgulandı. 2015  Haziran'ına kadar 4 bölgede gece hizmet verebile­cek niteliğe erişileceğinin altı çizilen programda, ücretsiz gezici sağlık hizmetlerinin de tüm yurda yayıldığına işaret edildi.

Memnuniyet oranı 2013 yılında  yüzde 74,7'ye ulaştı

2003 yılında  yüzde 39  olan sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranının 2013 yılında  yüzde 74,7'ye ulaştığına dikkat çekilen programda, "Cumhuriyetimizin 100. yılında  ülkemizi  sadece kendi halkımız için değil, bölge ülkeleri için de cazip bir sağlık üssü haline getireceğiz" ifadesine yer verildi.

Programda, kapsamlı Koruyucu Sağlık Stratejisi'nin çok sektörlü bir yaklaşımla hayata geçirileceğine işaret edilerek, şöyle devam edildi:

"Hizmet kalitesini  artırmak ve maliyet-etkin sağlık hizmeti  sunabilmek amacıyla temelleri atılmaya başlanan Şehir Hastaneleri'ni ülkenin dört bir tarafına yaygınlaştıracağız.

Yeni Türkiye'de  toplum temelli sağlık hizmetlerini  geliştirmeye devam edeceğiz. Yurt sathında oluşturulacak 29 sağlık bölgesinde istisnalar hariç, hastaların  diğer bölgelere gitmesini  gerektir­meyecek seviyede gelişmiş bir hizmet altyapısı kurmuş  olacağız.

Aile hekimi  başına  ortalama 2015'te 3 bin 500 nüfusun düştüğü bir yapıyı gerçekleştireceğiz. Koruyucu sağlık, tedavi ve bakım hizmetlerinde sağlanan iler­lemelerle, hamileliğe  bağlı anne ölüm oranını  ve bebek ölüm oranını  daha da düşük seviyelere çekeceğiz.

Tütün, alkol, uyuşturucu ve diğer madde  kullanımlarını azalt­mak için risk faktörleri  ile mücadeleye  devam edeceğiz. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel faaliyeti teşvik ederek obe­zite ile mücadeleye  etkin  bir şekilde devam edeceğiz. Evde bakım ve tele-tıp  gibi uygulamalarla sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artıracak, maliyetini düşüreceğiz."

Sağlık turizminde Türkiye 

Yeni Türkiye'de sağlıkta küresel marka haline gelen Türkiye'nin, sağlık turizmi  alanında dünyanın önde  gelen ülkeler arasına girmesi için gerekli adımların atılacağı kaydedilen programda, "Türkiye'nin son  dönemde sağlıkta yakaladığı başarıyı Ar-Ge alanında sürdürmesi, sağlık  alanında teknoloji merkezi  rolünün güçlendirilmesi, dünyada tıp  alanında  meydana gelen bilimsel  gelişmelere uyum  sağlanması, kanser  ve diğer  hasta­lıkların  artan  maliyetlerinin kontrolü ve yönetimi amaçlarıy­la sağlık  bilimlerinde üst düzey  eğitim ve araştırma merkezi oluşturacağız" ifadesine yer verildi.

İthal yolla temin edilen ürünlerinin, kamu özel işbirliği modeli ile Türkiye'de üretecek  teknolojileri elde etmek ve bu ürünlerin ihracatında dünya ölçeğinde söz sahibi olmak üzere çalışmalara başlandığı vurgulanan programda, çalışmaların en kısa sürede sonuçlandırılacağı belirtildi.

Programda, şunlar kaydedildi:

"Sağlıkta  dönüşüm  programıyla gerçekleştirdiğimiz daha  adil ve daha  kolay ulaşılabilir sağlık hizmetlerinin sunumunda  baş aktör olan sağlık personelimizin çalışma standartlarını düzenle­yen ve memnuniyetlerini artıracak  yenilikler yapılacaktır.

Vatandaşlarımızın yaşam kalitesini  artırmak amacıyla,  demog­rafik yapıyı, gelişen tıbbi  teknolojiyi ve klinik yöntemleri dik­kate alarak, sağlık sistemimizin finansal yapısının sürdürülebi­lirliği güçlendirilecektir."

"Demokrasi  mücadelesi devam edecek"

62. Hükümet programında, geçmiş dört hükümet döneminde gerçekleştirilen demokrasi  mücadelesinin 2023  vizyonu çerçevesinde derinleştirerek devam ettirme kararlılığında olunduğu vurgulandı. Demokrasi yürüyüşünün, toplum-siyaset-devlet arasındaki en­gellerin kaldırılması, toplumsal  talep ve eğilimlerin siyasette ve devlet idaresinde esas alınması anlayışı üzerine bina edildiği belirtildi.

Toplumu siyasetin  öznesi  kılmak  için  bütün  hükümetleri döneminde siyaseti ve toplumun iradesini  rehin  alan  vesayet sistemine karşı aktif  bir mücadele yürütüldüğü ifade edildi. Vesayet sistemine temel  teşkil eden  sivil ve askeri bürokratik kurumları dönüş­türme ve demokratikleştirme mücadelesi  verildiği vurgulanarak, siyasete, siya­set  dışı  yollardan  müdahale etme  ve onu  etkileme döneminin sona erdirildiği belirtildi. Bunun sonucu olarak, bugün  artık ne bürokratik kurumların siyasete yön verebildiği ne de Meclis'in, iradesini seçilmemiş kurumlara devrettiği vurgulandı.-"Yeni Türkiye'nin harcına katacağız"

Ortaya konulan 12 yıllık demokrasi mücadeleleriyle, siya­sete itibar, Meclis'e saygınlık  kazandırıldığı vurgulanan programda, millete  güven aşıladıkları,  halkı hakem,  demokratik süreç ve mekanizmaları yegane yol  belirledikleri kaydedildi. Geçmiş  AK Parti  hükümetlerinin oluşturduğu bu demokratik mirası derinleştirerek devam ettirecekleri,  bu mi­rası yeni Türkiye'nin harcına katacakları ifade edildi.

Yeni Türkiye'de  kurumlar ve aktörlerin, ancak milletten aldıkları yetki  ve meşruiyet ölçüsünde siyasal  güç sahibi  olabileceğine işaret edilen programda,"Geniş halk kitlelerini  dar kadrolara karşı güçlü kılan ve tüm dünyada demokrasinin olmazsa  olmazı  kabul  edilen  sandığın onurunu korumaya devam  edecek, çoğunluğun yönetme haklarının  gasp edilmesine müsamaha göstermeyeceğiz"  denildi.

"Demokratik katılım ile taçlandırmak"

AK Parti Hükümetleri'nin, temsili  demokrasiyi katılımcı  demokrasinin bir alternatifi değil, hazırlayıcısı olarak  gördüğü belirten 62. Hükümet programında,  "Katılımcı demokrasinin hayata geçmesi için öncelikle temsili demokrasi­nin kurumsallaşması, milli iradeyi örseleyen siyaset dışı odak­ların etkinliklerinin sınırlandırılması, toplumsal eğilimlerin demokratik süreçlerle siyasete yansımasının garanti  altına alın­ması gerektiğine inanıyoruz" ifadeleri yer aldı.

Yeni dönemde demokrasinin artık yeni  bir evreye geçtiğine işaret edilerek, temsili  demokrasiyi, siyasi ve demokratik katılım  ile taç­landırmanın, bu dönemdeki ana  hedefler olacağı bildirildi. Bu hedefe yönelik  olarak, hükümetin, sivil toplum  kuruluşlarının yönetime daha aktif katılımı  ile temsili demokrasinin katılımcı demokrasiye doğru gelişmesine katkı sağlayacağına vurgu yapıldı.

"Yeni Türkiye yolunda hedefimiz"

Türkiye'de demokrasi açığına kaynaklık eden ana nedenin, devleti yönetenlerin kimlik dayatan,  toplum mühendisliği yapan zihni­yeti olduğu vurgulanan programda, şunlar kaydedildi:

"Bu zihniyet  ve uygulama,  siyasetimizi  zayıf, de­mokrasimizi ayıplı, devlet-toplum ilişkilerimizi sorunlu kılmıştır. AK Parti  hükümetleri, iktidara geldiği  günden beri, devletin topluma kimlik  biçme,  dikte  etme  hakkının olmadığını dile getirerek, bu vesayetçi zihniyetle  mücadele etmiş,  siyaseti  de­mokratik meşruiyete kavuşturma hedefini  öncelemiştir. İktidarımız döneminde, topluma kimlik dayatmadığımız gibi, daha önce  izlenen  ret  ve inkar  siyasetini  de sona  erdirdik. Hiçbir insanımızın kendisini  dışlanmış veya ikinci sınıf  hissetmediği, kapsayıcı ve evrensel değerlere dayalı  bir vatandaşlık anlayışı içerisinde  birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştiriyoruz. Artık  devlet  kapılarından geri çevrilen başörtülü kızlarımız, anadilini konuştuğu için zulüm   gören   kardeşlerimiz yok.  Alevi vatandaşlarımız artık kimliklerini gizlemek  zorunda kalmıyor.  Gayrimüslim cema­at vakıflarının malları iade ediliyor. Avrupa'da Romanlara karşı ayrımcı  politikaların uygulandığı bir ortamda, Roman  Dili  ve Kültürü Enstitüleri kurarak,  Roman vatandaşlarımızın  yaşam koşullarını  iyileştirme kararı aldık.

Bütün  etnik,  mezhebi  ve dini  kesimlere,  başörtülü veya  başı açık, köylü veya şehirli,  kadın  veya erkek, yoksul veya zengin, şu veya bu siyasi görüşten tüm vatandaşlarımıza eşit mesafede duruyor, her  bir bireyin  temel  hak ve özgürlüğünden en  ileri derecede  yararlanacağı  bir Türkiye'yi  hedefliyoruz. Etnik, dini ve mezhepsel aidiyetlerden önce  tarihdaşlık ve vatandaşlık anlayışını benimsiyoruz. Bu  anlayış,  devletin   bütün  kimliklerle hakkaniyet ölçüsünde, eşitlik temelinde ve demokratik bir ilişki geliştirmesini gerekli kılıyor;  bu da hükümetimizin toplumsal zenginliğimizin unsuru olan etnik,  dini ve mezhepsel çoğulculuğumuza yaklaşımındaki temel felsefesini oluşturuyor. Yeni Türkiye  yolunda hedefimiz; etnik  kimliği,  mezhebi   ve inancı  ne olursa olsun herkesi kucaklayan,  onları eşit vatandaş­lık ile evrensel ilkeler ve değerler  temelinde demokratik bir or­tak yaşam bilincine ulaştıran  bir anlayışın hayata geçirilmesidir. Bugüne  kadar  nasıl toplumdaki her  bir ferdin  yaşam  tarzına saygı gösterdiysek,  bundan sonra da farklı yaşam tarzlarına say­gı gösteren, onları güvence altına alan bir Türkiye hedefliyoruz. Kişisel özgürlüklerin önünü kapatan  değil, açan  bir iktidar  ol­maya devam edeceğiz."

"Alevi vatandaşların talepleri"

Hükümet'in, yeni Türkiye'yi inşa misyonu doğrultusunda diğer toplumsal kesimler gibi Alevi vatandaşların da inanç ve kültür temelli  taleplerini  karşılamayı hedeflediği bildirildi. Hükümet'in bu süreci, Alevi vatandaşların kanaat  önderleri ve temsilcileriyle  koordine ederek yürütmeye devam edeceği belirtildi.

Demokrasi alanında atılacak adımların,  aynı zamanda  kalkınmaya da yeni  bir ivme  ve seviye  kazandıracağına işaret edilen programda, dünya deneyimlerinin, demokrasi  ile ileri derecede  kalkınma arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya koyduğu vurgulandı.  Programda, "Bir ülke demokrasisini tahkim etmeden ancak belli bir seviyeye kadar kalkınabilir,  cazibe  merkezi  haline  gelebilir. Bu çerçevede, in­sani  kalkınma için  demokrasimizin standartlarının  daha  ileri düzeylere taşınması şarttır" denildi.

"Kazanımları kurumsallaştırmak"

AK Parti Hükümetlerinin, iktidara geldiği ilk andan  itibaren demokrasi ile kalkınmayı  birbirinin karşısına konumlandırıp, birinden di­ğeri lehine feragat etmekten ziyade, ikisini içeren, hatta  biri için diğerini gerekli gören bir söylem ve siyaset geliştirdiği kaydedildi. Bunun sonucunda Türkiye'nin, Cumhuriyet  tarihinin en hızlı ekonomik kalkınma ve demokratik gelişim dönemini yaşadığı ifade edildi.

Yeni dönemde, son  12 yılda verilen demokrasi  mücadelesinde elde edilen kazanımları kurumsallaştırarak, Türkiye demokrasi­sini sağlam, öngörülebilir ve kalıcı kılmanın hedeflendiği belirtildi. Demok­rasinin bu şekilde kurumsallaşmasının, toplumsal refahın daha da artmasına  ve refahın daha adil dağılımına  yol açtığına dikkati çekildi.

Programda, "Çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı  demokrasi  hedefimiz, Türkiye'ye dünya  demokrasileri sıralamasında sınıf  atlatacaktır. Bu  bağ­lamda,  daha önce gerçekleştirdiğimiz, iç hukukumuz ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin  milletlerarası antlaşmalar arasında ihtilaf  çıkması  halinde,  uluslararası  andaşmaları esas alan po­litikamızla  uyumlu olarak,  temel  hak ve özgürlükler alanında uluslararası normlar,  bundan  sonra da tüm  politikalarımıza te­mel teşkil edecektir" ifadeleri kullanıldı.

"Demokrasiye derinlik kazandırdı"

Programda, AB sürecine de yer verildi. Cumhuriyet'in ilanından sonraki  en önemli  çağdaşlaşma projesi olan  AB üyelik sürecinin, ilk kez AK Parti Hükümetleri döneminde sistematik bir çerçeveye oturduğu ve siyaset vizyonunun bir parçası haline getirildiği vurgulandı.

Katılım  müzakereleri başladığında ortaya  konulan tam  üyelik hedefinin, AB kaynaklı gecikmelere ve engellere rağmen, bugün  de aynı şekilde  devam  ettiği bildirildi.

AB müktesebatı  çerçevesinde yapılan  anayasal  düzenlemeler, yargı  reformları  ve yasal değişikliklerin, Türk demokrasisine derinlik  kazandırdığına işaret edilen programda, AB'nin tahsis  ettiği  mali  yardımlardan etkili  biçimde yararlanıldığı, Türkiye'ye 2014-2020 yıllarını  kapsayan  dönemde 4,5 milyar avro bütçe tahsis  edilmesinin  planlandığı vurgulandı.

Programda, "Avrupa'dan  Ortadoğu'ya geniş  bir coğrafyada  tarihin  yeniden yazıldığı  bu kritik  dönemde, AB üyeliğinin  ülkemiz  açısından stratejik önemi ortadadır. Geçmişte olduğu gibi,  gelecekte  de çok yönlü  dış politikamızın en önemli  ayaklarından biri AB ile katılım  müzakereleri olacaktır. Türkiye,  her zaman Avrupa'nın üzerinde  yükseldiği  evrensel değerlerin  arkasında olmuştur ve olmaya devam edecektir. AB sürecine ve bu süreçte yaşanan  değişime, dönüşüme ina­nan Hükümetimiz AB üyeliği  konusunda kararlı  ve istikrarlı politikasını sürdürecektir. Sürecin  tüm  zorluklarına rağmen, bizim  için  AB ile  yürütülen müzakerelerin amacı  tam  üye­liktir.  Hedefimiz Cumhuriyetimizin  100. yıldönümünü  AB üyeliği ile taçlandırmaktır" denildi.

"Yeni bir anayasa yapılmalı"

62. Hükümet programında,  mevcut  anayasanın, milletin ulaştığı  olgunluğa, sahip  olduğu beklenti,  talep, anlayış ve hedeflere dar geldiği, eski anlayış ve yönetim araçlarının, yeni Türkiye'ye  uyum sağlayamadığı vurgulandı.

 Milli  irade­nin  kendini gösterdiği  zamanlarda, anayasa gerekçe  göste­rilerek darbeler  yapıldığı, farklılıklar düşman kabul  edilip, tek tipçi  bir toplum yaratılmaya çalışıldığı anımsatıldı.

1982  Anayasası'nın,  darbe  ikliminin  anayasası olduğu, Türkiye'ye dar geldiği konusunda, toplumun her kesiminde ciddi  bir mu­tabakat  bulunduğu ifade edildi.

 Mevcut anayasanın, demokratik denge ve denetim araçlarına sahip olduğu, temel mantığının, vesayetçi yapıların  milletin  iradesini denetim altında tutması olduğu vurgulandı. Katı  merkeziyetçi  yapısının  katılımı engellediğine işaret edilen programda, yeni anayasaya dair şu değerlendirmeler yapıldı:

"Biz, topluma dayatılan, dışlayıcı, toplum mü­hendisliğine dayanan  bu anayasanın  yerine  yeni  bir anayasa yapılması  gerektiğine  inanıyoruz. Yeni Türkiye, toplumsal barışın  ve dinamiklerin önünü açan, yüzü  geleceğe dönük bir anayasayı  gerektirmektedir. Milletimizin güven duyacağı,  milletimizin demokrasi, refah, güç ve gelecek beklentilerini ve taleplerini karşılayacak  bir yeni ana­ yasaya ihtiyaç bulunmaktadır. Yeni Türkiye'de  artık  sivil,  katılımcı, çoğulcu,  özgürlükçü bir demokratik ve sivil anayasa vaat olmaktan çıkarılmalıdır. Yeni Türkiye, sivil ve demokratik yeni anayasası ile yönetilmelidir. Geçmiş  hükümetlerimiz döneminde olduğu gibi 62. Hüküme­timiz  de sadece  AK Parti'nin değil  bütün siyasi partilerin ve sivil toplum unsurlarının beklentisi  olan  bu vaadi gerçekleştirmeyi ana hedeflerinden birisi olarak görmektedir. Yeni bir anayasanın gerekliliği konusunda oluşan geniş toplum­sal uzlaşmayı, yeni anayasa  konusundaki vaadimizin en temel meşruiyet  kaynağı olarak görüyoruz. Hükümetlerimizin  inisiyatifiyle  gerçekleştirilen  2004,  2007 ve 2010  anayasa değişikliklerinin; ayrıca Meclis'te oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının, yeni anayasa için zemin hazırladığına inanıyoruz. Kapsayıcı,  kucaklayıcı,  bütünleştirici, özgürleştirici sivil bir anayasa hazırlamak için esasında önümüzde hiçbir  engelin  olmadığını  görüyoruz. Bu çerçevede,  milli iradeye rağmen  üretilen kırmızı  çizgiler anlayışının, yeni anayasa için engelleyici bir faktör  olarak  gösterilmesini kabul  etmediğimizi belirtmek istiyoruz. Önceki hükümetlerimizde olduğu gibi 62. Hükümetimizin de bu  konuda temel  olarak  kabul  ettiği  kıstasların,  birisi haklar ve hürriyetler,  diğeri de toplumsal beklentiler  olmak  üzere, iki ayağı vardır. Yeni Türkiye'nin yeni anayasasında her türlü temel hak ve hür­riyetin, demokrasinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve düşünce ile inanç özgürlüğünün temeli, toplumsal  meşruiyet olacaktır. Diğer  yandan, bireysel hak ve özgürlükleri esas alırken,  Tür­kiye'nin  son  12  yılda  her  alanda  kat  ettiği  mesafe  ve artan toplumsal beklentiler  yanında, başta BM  İnsan Hakları  Bildirgesi ve Avrupa  İnsan  Hakları  Sözleşmesi gibi ta­raf olduğumuz uluslararası  normları gözeten  demokratik bir anlayışa sahip olmamız da bir zorunluluktur. Yeni anayasanın şekil açısından kısa, açık ve her vatan­daş tarafından anlaşılabilir  olması  da hedeflerimiz arasındadır. Yeni anayasa, ortak  aidiyetimizi en geniş kapsamıyla  benimse­yen, eşit vatandaşlık anlayışını  kendisine temel  kabul eden  bir anayasa olmalıdır."

"Çözüm süreci bölünmenin değil birleşmenin anahtarı olacak"

62. Hükümet Programı'nda, toplumsal bütünleşme ve çözüm sürecine de yer verildi.

Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini geliştirmek, kimlik ve aidiyet sorunlarını ortadan kaldırmak, ayrımcılık  ya­pılmaksızın  tüm  kesimlere siyasi katılım  kanallarını açmak, ortak aidiyet temelinde herkesi eşit vatandaş  olarak konumlan­dırarak  ulusal  bütünleşmeyi sağlamanın,  yeni Türkiye'nin  inşası açısından  son derece önemli olduğu bildirildi.

AK Parti hükümetlerinin, iktidara geldiği ilk günden itibaren ret, inkar  ve asimilasyon  politikalarına son  vererek hak  ve özgürlükleri tüm yurttaşlar için eşit düzeyde  gerçekleştirmeye ça­lıştığı ifade edildi.

Doğu  ve Güneydoğu'da, yatırım  teşvikleriyle, kamu yatırımlarıyla, özellikle eğitim, sağlık ve sosyal yardımları destekleyip, kayıpları  telafi etmenin gayretinde olunduğu vurgulanan programda, bu çerçevede yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi.

Yürütülen bu  çalışmalarda esas ilkelerinin,  toplumsal  birlik ve bütünlüğü daha da sağlam hale getirerek  güçlü Türki­ye'nin  atağa  kalkmasını sağlamak  olduğu belirtilerek, şöyle devam edildi:

"Bu anlayışla,  61. Hükümetimiz döneminde başlatılan çözüm süreci Türkiye'nin aydınlık geleceği açısından  hayati önemdedir. Bu doğrultuda, 61. Hükümetin başlattığı  ve çıkarılan  çerçeve yasa ile birlikte artık devlet politikası haline gelen Çözüm süre­cini daha güçlü  bir şekilde sürdürmek için ilgili tüm kurumları etkili  bir şekilde  koordine etmeye,  çözümün ivedilikle sağlan­ması için gerek duyulan yeni yöntemleri devreye sokmaya ve en önemlisi  toplumun her kesiminin bu sürece sahip çıkmaları için gerekli çalışmaları yapmaya devam edeceğiz. Hükümetimiz döneminde bu süreç yine aynı sorumluluk  bi­linciyle ele alınacaktır. 62. Hükümet olarak çözüm süreci kapsamında yeni yol harita­sının hedeflerini; terörün bitmesi, silahsızlandırma, toplumsal hayata kazandırma ve demokratik siyasete katılımın önünü aç­mak şeklinde  koyacağız. Çözüm süreci, bölünmenin değil birleşmenin, küçülmenin de­ğil büyümenin, parçalanmanın değil  bütünleşmenin ve kalıcı bir bölgesel güç olabilmenin yegane anahtarı konumundadır. Çözüm süreciyle,  makbul vatandaşlık kurgusunu  bozup  eşit vatandaşlık ve ortak  aidiyet  anlayışını  hayata geçirmeyi  hedefledik. Bu süreç, toplumda psikolojik  restorasyon yaparak,  yeni bir aidiyet  bilincini  ortaya  çıkaracak ve tahkim edecektir. 62.  Hükümet olarak  bizler, Türkiye'nin kaderini  değiştirecek bu Kardeşlik Projesine dört  elle sarılmaya  devam edeceğiz."

"Yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığı..."

Programda, yargı alanında yapılan çalışmalar da yer buldu.  

Yargı hizmetlerinin hızlandırılması için elektronik tebligatın  yaygınlaştırılacağı,  yargı hizmetlerinin kalitesini  artıracak  olan  adli ve idari  yargı istinaf mahkemelerini süratle  hayata geçirilmesinin hedeflendiği bildirildi.

 2002'den bu yana  hakim-savcı sayısında yaklaşık yüzde 50 artış sağlandığı belirtilen programda, önümüzdeki süreçte 100 bin  kişiye düşen  hakim  sayısının  AB ortala­ması olan 20, savcı sayısının  ise AB ortalaması  olan 1O seviyesi­ ne çıkartılmasının hedeflendiği vurgulandı.

Yargının  bağımsızlığı kadar  tarafsızlığının da hayati öneme sahip­ olduğuna işaret edilen programda, şöyle denildi:

"Yargı alanındaki temel  sorunumuz, bazı yargı mensupla­rının  siyasi-ideolojik  bir misyon  üstlenmesi   ve  hakem  olma vasfını yitirerek taraf haline gelmesidir.  Demokratik bir ülkede bireyi devlete,  özgürlüğü güvenliğe  ve adaleti statükoya üstün tutmak hepimizin ortak  ideali olmalıdır.Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuk devletinin en önem­li vasfıdır. Yargının  bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargı görevi ya­panların  anayasa,  kanun ve hukuka uygun  vicdani  kanaatlere bağlı olmayı,  bunun dışındaki bütün  bağlılıkları  reddetmeyi gerektirir. Yargı görevi yapanın  anayasa, kanun  ve hukuka bağ­lılık dışında başka  bir  bağlılıkla  hareket  etmesi,  yargının  ba­ğımsızlığını da tarafsızlığını  da yok eder. Yargının  bağımsız ve tarafsız olması,  yargı üzerinde  kurulmak istenen  vesayetlerin  yok edilmesi,  yargının  milletin  yargısı ol­ması için yapılması gerekenleri  tereddütsüz yapmak  hükümeti­mizin ana öncelikleri arasında  yer alacaktır."

"Vesayetçi aktörlerin nüfuzunu kırmak için kararlı bir irade sergilendi"

Hükümetlerinin bütün gaye ve hedefinin, ülkenin yönetil­mesinin ve ülkeyi yöneten iradenin denetlenmesinin, siyaset mekanizmaları yoluyla, milli iradeye dayalı şekilde gerçekleş­tirilmesi olduğu kaydedilen programda, bu mücadele neticesinde, Türkiye'nin tarihin­ de hiç olmadığı kadar demokratikleştiği, sorunlarının üzerine cesaretle gider hale gelindiği ve siyaset mekanizmasının önündeki engelleri kaldırılarak siyasi, ekonomik ve demokratik bir istikra­ra kavuştuğu belirtti. 

Türkiye'nin normalleşmesi ve demokratikleşmesi yolunda at­ılan adımların, bu çerçevede gerçekleştirilen reformların bir yandan toplumun önünü açmaya, halkın yargıya ve adalete güvenini tesis etmeye, diğer yandan da geçmiş dönemlerde ol­duğu gibi herhangi bir kurumun veya kuruluşun siyasi iradeyi zaafa uğratmasını engellemeye dönük olduğu belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:

"Bu kapsamda, hükümetlerimiz, vesayetçi aktör ve kurumların siyaset üzerindeki nüfuzunu kırmak üzere kararlı bir irade ser­gilemiş ve siyasal sistemi  demokratikleştirme hedefinde ciddi ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak, geleneksel vesayetçi aktör ve kurumlarla yürüttüğü mücadele neticesinde hükümetlerimiz, milli iradeye dayalı demokratik bir siyasal sistemi inşa etme hedefine odaklanmışken, 7 Şubat, 17-25 Aralık  hadiseleri ve takip eden  gelişmelerle yeni bir vesayet odağının saldırılarına maruz kalmıştır. Yargı ve güvenlik bürokrasisini ve sivil toplumun çeşitli kesimlerini tesiri altına almaya çalışan bu yeni vesayet odağının si­yaseti kendi hedefleri doğrultusunda dizayn etme çabalarıyla, bürokrasi içinde şeffaflığı yok eden gayretleriyle, milli güvenliği tehdit eden faaliyetleriyle ve artık eski dönemlerde kalması ge­reken vesayetçi anlayışıyla, milli iradeden aldığımız güçle, hukukun içinde kalarak mücadele etmeye devam edeceğiz. Ne amaçla olursa olsun, hiç bir çeteleşmeye müsaade etmeye­ceğiz. Bu yeni vesayet odağının, toplumu, siyaseti ve devleti baskı altına almasına ve ulusal güvenliğimizi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz."

"Ulusal güvenlik sorununa dönüştü"

Uluslararası bağlantıların da değerlendirildiğinde, bu yapılan­maların sadece AK Parti hükümetlerine yönelmiş bir tehdit olarak değil, devletin varlığına kast eden, onun yapısını çökertmeyi hedef­leyen bir ulusal güvenlik sorununa dönüştüğü belirten programda, "Bu tür te­şebbüsleri, geçmişteki vesayet odaklarının oluşturdukları kadar tehdit olarak görüyor ve her türlü vesayete karşı mücadelemiz çerçevesinde ele alıyoruz. Bu konuda kararlı ve dirayetli dura­cağımız konusunda hiç kimsenin şüphesi olmasın" denildi. 

Güvenlik hizmetlerinin, ileri bir demokrasi hedefine ulaşmak amacıyla temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz bir biçimde kul­lanılabilmesi ve garanti  altına alınabilmesi için ihtiyaç duyulan temel kamu hizmeti" olarak tanımlandığı programda, AK Parti iktidarları döneminde güvenlik hizmetinin bütüncül bir yakla­şımı içeren stratejik bir anlayışla  ele alındığı ifade edildi. 62. Hükümet programında, AK Parti iktidarlarında çok yönlü güvenlik politikalarının uygulamaya konulduğu vurgulandı.

"Toplumsal barışı ve huzuru geliştirmenin gayreti içinde olduk"

 Hükümet programında, güvenlik hizme­tini toplum desteğini içeren bir zihniyetle yeniden tasarlayıp, hizmetlerin sunumunda insan odaklı bir yaklaşım benimsendiğine işaret edilerek, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"Kaygılar ve korkularda şekillenen güvenlik yaklaşımını vatan­daşa güven temelinde yeniden ele alarak, devlet-toplum-fert ilişkisini güçlendirecek bir yaklaşımı öne çıkardık. Asayiş olaylarından terörle mücadeleye kadar her alanda daha etkin ve so­nuç alıcı güvenlik politikalarını hayata geçirerek, hem  ülkemi­zin güvenliğini en üst düzeyde tesis etmenin, hem de toplumsal barışı ve huzuru geliştirmenin gayreti içinde olduk."

AK Parti hükümetlerinin güvenlik hizmeti alanındaki geçmişte yaptığı çalışmaları ve yasal düzenlemeleri hakkında bilgi verilen programda, "Uluslararası ve bölgesel teröre destek veren çevre ve odaklarla, bugüne  kadar olduğu gibi bundan  sonra da kararlılıkla mücadele edeceğiz. Coğrafyamızda hangi nedene dayanırsa dayansın ve kimden gelirse gelsin terörün karşısında ilkeli duruşumuzu sürdüreceğiz" denildi. 

Suçla mücadelede temel politikaların suçları işlenmeden önce önleyebilmek olduğu belirtilen programda, önleyici kolluk hizmetlerine büyük önem ve öncelik verildiği ifade edildi.

AK Parti hükümetlerinin uyguladıkları politikalarla, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (EUROSTAT) tarafından yayınlanan verilere göre Türkiye'nin, Avrupa'nın suç oranı en düşük ülkeleri arasında yer aldığı belirtilerek, suç aydınlatma oranları açısından da Avrupa'nın önde gelen ülkeleri arasında olduğu vurgulandı. 

Uyuşturucu ile mücadeleye yönelik güvenlik önlemleri artırı­larak, bu alandaki suç örgütlerinin üzerine kararlılıkla gidile­ceğinin aktarıldığı programda "Uyuşturucu maddelerin yasadışı imal, ticaret  ve kulla­nımıyla  mücadelede personel ve teknik kapasite güçlendirile­cektir. Uyuşturucu ile mücadelede faaliyet gösteren kuruluşlar arasındaki koordinasyon geliştirilecek, çevre ülkelerle ve ulusla­rarası alandaki işbirliği artırılacaktır. Bu kapsamda yeni ortaya çıkan  zararlı  maddeler  hızla tespit edilecek ve hukuki açıdan suç tanımına dahil edilip etkin tedbirler alınacaktır" ifadeleri yer aldı.

"Profesyonel  bir sınır  kolluğu  teşkilatının kurulması için çalışmaları sürdürüyoruz"

Sınır güvenliği alanında çalışan birimlerin idari ve teknik kapasitelerini arttırmaya yönelik Avrupa Birliği katkı­sıyla çeşitli projeler yürütüldüğü aktarılan hükümet programında, "Sınırlarımızın korunmasından sorumlu olacak yeni, profesyonel bir sınır kolluğu teşkilatının kurulması için çalışmaları sürdürüyoruz. AK Parti iktidarı, gü­venlik alanında organize suç örgütleriyle, çetelerle, illegal ya­pılarla etkin bir mücadele yürütmüştür. Ülkemizde, geçmişte görülen  mafya ve çete örgütlenmeleri önemli ölçüde çökertil­miştir" denildi. 

Programda şu değerlendirmeler yer aldı:

"Hükümet olarak demokratik hukuk devletinde asla kabul  edilemez olan insan hakları ihlallerinin üzerine şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir kararlılıkla gidilecektir. Hükümetimizin esas aldığı, işkenceye sıfır tolerans  ilkesi kararlılıkla  uygulanmaktadır. Artık Türkiye işkence ile anılan bir ülke olmaktan çıkmıştır. Bütün polis merkezleri ve jandarma karakolları gerçek anlamda modernize edilmiş, şeffaf hale getirilmiştir. Bu merkezlerin, güvenlik  birimlerimizin topluma açılan  pencereleri  olduğu gerçeği ile  bütün  personel  yeniden  eğitilmiş,  gelen  vatandaşa nasıl davranılacağı yeniden tanımlanmış, bütün nezarethaneler evrensel insan hakları standartlarına uygun hale getirilmiştir. Uyguladığımız başarılı güvenlik politikaları sonucu gelinen nokta, vatandaşlarımız tarafından da takdirle karşılanmaktadır. 2013 yılında TÜİK tarafından yapılan Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, kamu hizmetleri sıralamasında vatandaşlarımızın en  fazla memnun olduğu asayiş hizmetleri olmuştur ve yüzde 79,4 ile birinci sırada yer almıştır. Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da bireylerin, kurumların ve mülkiyetin güvenliğini, özgürlük ve güvenlik arasındaki hassas dengeyi dikkate alarak, insan haklarını ve evrensel değerleri esas alan bir asayiş ve güvenlik ortamının sağlanması temel amacımızdır. Özellikle mafya, çeteler ve organize suç örgütleri ile başarılı mücadelemiz sürecektir. Vatandaşlarımız için baskı ve tehdit oluşturabilecek bütün yapıların üzerine kararlı bir şekilde gidilecektir."

62. hükümet programında terörizm, örgütlü suçlar, siber suçlar, narkotik suçlar ve kaçakçılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası kuruluşlar arasında ki işbirliğinin güçlendirileceği, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu suçlarla ilgili kararlı mücadelenin devam edeceği belirtildi. "Önleyici ve koruyucu güvenlik  hizmetlerine öncelik verilecek ve risk yönetimine geçilerek, vatandaşla kolluk güçleri arasın­daki ilişki güven esasına dayalı olacaktır" denilen programda, güvenlik kuruluşlarının personelinin nitelik ve nicelik bakı­mından iyileştirilerek verimliliğin artırılacağı kaydedildi, vatandaşın kamu güvenliğine duyarlılığı artırılarak, toplum destekli kolluk yaklaşımının geliştirileceği bildirildi. 

"Kolluk teşkilatlarının fonksiyonları gözden geçirilecek" 

Güvenlik hizmetlerinde şeffaflık, katılımcılık ve hesap verebilirliği artıracak mekanizmaların etkili bir şekilde kullanılacağının da yer aldığı programda "Kolluk teşkilatlarının fonksiyonları gözden geçirilecek, kamu ya­rarı ve kolluğun asıl misyonu gözetilerek yeniden düzenlenecektir. Bu bağlamda,  toplumun bütün kesimlerini  kucaklayan, özellikle kadın, çocuk, engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın güvenlik hizmetlerine erişimini  kolaylaştıran  politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz" denildi.

"Yönetimde güven kavramına büyük önem veriyoruz"

AK Parti hükümetlerinin içe kapalı, halka tepeden bakan ve sorun üreten değil, halktan aldığı yetki ve güçle halkın taleplerine dayalı olarak sorun çözen bir anlayışı benimsediğine işaret eden programda, vatandaşların hayatını kolaylaştırmayı, temel hak ve özgürlüklerin kullanımının önündeki engelleri kaldırmayı kamu yönetiminin ana misyonu olduğu vurgulandı. 

Programda, "Her alanda olduğu gibi yönetim konusunda da güven kavramı­na büyük önem veriyoruz. Yönetimde keyfiliğe, her türlü ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşıyız. Yönetimde şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, öngörülebilirlikten ve her kademede katılımcı­lıktan yanayız" ifadelerine yer verildi.  

Vatandaş ve sonuç odaklı yönetim anlayışının gelecek dönemde de hız kesmeden devam edeceğini kaydeden programda, "İdarenin bütünlüğü ilkesinden hareketle, bir yandan yerel yönetimleri hizmet odaklı bir anlayışla daha da güçlendirirken, diğer yandan merkezi idarenin strateji geliştirme, standart koyma, izleme ve denetleme fonksiyonlarını geliştireceğiz. Merkezi idare reformlarımızda temel  aldığımız ilke, merkezin görev ve yetkilerini tarif etmek, kalan bütün konularda yerel yönetimleri yetkilendirmektir. Yerel düzeyde ise değişik hizmet birimleri arasında tamamlayıcılık esas olacaktır" değerlendirmesinde bulunuldu. 

"Yolsuzlukla müca­dele temel gayelerden birini  teşkil etmektedir"

Geçen dönemde yolsuzlukla kararlılıkla mücadele edildiği ve bu alanda önemli uluslararası sözleşmeye taraf olunduğu ifade edilen programda, şu ifadelere yer verildi:

"Yine, siyasal hesap verebilirlik, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele, demokrasi ve siyasal mücadelemizin temel gayelerinden birini  teşkil etmektedir. Bu aynı zamanda Türkiye'nin geçtiğimiz 12 yılda kat ettiği ekonomik kalkınmanın sürdürülmesinin olmazsa olmaz koşullarından birini oluşturmaktadır.  Bizden önceki dört hükümetimiz döneminde Türkiye'nin ekonomik kalkınma ve refah alanında sınıf atlaması ancak şeffaflaşma ile yolsuzlukla mücadele konusunda hükümetlerimizin ortaya koyduğu kararlılık ve dirayet sonucunda gerçekleşmiştir. Türkiye, Uluslararası Saydamlık  Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama Endeksinde 2003 yılında 133 ülke arasın­da 77'inci sırada yer alırken, 2013 yılında 50'inci sıraya yük­selmiştir. Bu yöndeki  çabalarımız 62. Hükümet döneminde de kapsamlı bir strateji çerçevesinde, kararlılıkla ve kesintisiz devam edecektir. Hükümetimiz, Türkiye'nin 2023  yılında amaçladığı ekonomik ve siyasal açıdan öngörülebilir, şeffaf, demokratik ma­nada tahkim edilmiş ve yolsuzluklara karşı sıfır toleranslı Türkiye hedefine yönelik mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir."

"E-devlet büyük oranda tamamlanacak"

Büyüme ve istihdam odaklı hazırlanan 2014-2018 dönemini kapsayan yeni Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı'nın hayata geçirileceği, bilgi toplumuna dönüşüm alanındaki yatırımlara daha da ağır­lık verileceği ifade edilen programda, bu hükümet döneminde kamunun e-dönüşümünün (e-devlet) büyük oranda tamamlanacağı bildirildi.  

62. hükümet programında, şunlar kaydedildi:

"Tüm vatandaşlarımıza Elektronik Kimlik Kartı dağıtımını gerçekleştireceğiz. Elektronik Kimlik Kartı, kamu hizmetleri­nin sunumunda kimlik  doğrulama işlemleri için kullanılacak; vatandaşlarımız kamu hizmetlerine 7 gün 24 saat  evlerinden ve işyerlerinden ulaşabilecektir. Bu uygulama ile aynı zaman­da kamu hizmetlerinde ve harcamalarında daha şeffaf bir yapı oluşturacağız. 2015 yılında, en gelişmiş güvenlik öğelerini için­de barındıran kimlik kartlarını üretip en kısa zamanda  vatandaşlarımıza  dağıtımını yapacağız."

Programda, ülke genelinde kısa sürede ortak bir standarda kavuşturulmuş coğrafi  bilgi sistemi altlığını hazır hale getirileceği, kamuda "kağıtsız ofis" döneminin başlayacağı ifade edildi.  

"Mer­kezi yönetim ile yerel yönetimler arasında  sağlıklı bir işbirliği ve koordinasyon"

62. Hükümetin yerel yönetimlere yönelik bakışının da aktarıldığı programda, şu değerlendirmeler yer aldı:

"Türkiye'nin merkezi üniter devlet yapısını vatandaşların te­mel hak ve özgürlüklerini koruyan  bir yapı olarak  görüyoruz. Merkezi devlet ile çelişmeyecek ve onu  tamamlayacak bir yerel yönetim sistemini aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin ge­nişletilmesi ve kamu hizmet  sunumunda etkinliği  sağlamanın bir aracı olarak görmekteyiz. Bu kapsamda hükümetimiz mer­kezi yönetim ile yerel yönetimler arasında sağlıklı bir işbirliği ve koordinasyonu esas almakta, yerel nitelikteki her türlü kamu hizmet  sunumunun asıl sunucusunun da yerel yönetimler ol­ması gerektiğini düşünmektedir. Yerel yönetimlerde insan ve hizmet odaklı bir yönetim anla­yışına sahibiz. Partimizin programında yer aldığı üzere, daha önceki dört AK Parti hükümetinde olduğu gibi,  bu hükümet döneminde de çağımızın bir gereği ve ileri demokrasinin temel şartı olan yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet yapısı içerisin­deki ağırlığını artırmaya yönelik faaliyet ve çabalarımız aynen devam edecektir.

Ulusal  öncelikler ile yerel farklılıklar barıştırılarak kamu hiz­metlerinin yerinden karşılanması temel ilke olmaya devam edecek, merkezi yönetim tarafından yürütülmesi zorunlu olmayan hizmetler yerel yönetimlere devredilecektir. Yerel tercih­ler dikkate alınarak sağlık, eğitim, kültür, sosyal yardımlaşma, turizm, çevre köy hizmetleri, tarım, hayvancılık, imar ve ulaşım hizmetlerinde yerel yönetimlerin etkinliğinin artırılmasına yö­nelik çabalarımız devam edecektir."

Mahalli idarelerin daha etkin, hızlı ve nitelikli hizmet suna­bilen, katılımcı, şeffaf, çevreye duyarlı,  dezavantajlı kesimlerin ihtiyaçlarını gözeten ve mali sürdürülebilirliği sağlamış bir ya­pıya kavuşturulması amacıyla düzenlemeler yapılacağı aktaran programda, yerel yönetimlerin başta öz gelirleri olmak  üzere finansman ve hizmet imkanlarını kuvvetlendirileceği bildirildi. 

Programda hazırlıkları büyük oranda tamamlanan Köy Ka­nunu'nun da bu dönemde yenileneceği, köy yönetimleri güçlen­dirilerek köy yerleşim yerlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanacağı kaydedildi. 

"Dezavantajlı grupların, hizmetlere eşit  ve adil ulaşımını savunma­ya devam edeceğiz"

AK Parti'nin kapsamlı ve insani bir kalkınma an­layışına sahip olduğunun altı çizilen programda, yeni hükümetin önündeki hedefin en üst kategori olan çok yüksek insani gelişme eşiğini aşmak olduğu belirtildi. 

Programda, gelişmiş ülkelerde toplumun ancak bir kısmının satın alabil­diği hizmetlerin, Yeni Türkiye'de halkın tamamına büyük ölçüde bedelsiz sunulduğuna işaret edilerek, "Hükümetimiz, dezavantajlı grupların, hizmetlere eşit ve adil bir şekilde ulaşımını bir demokratikleşme şiarı olarak savunmaya devam edecektir" denildi. 

Hükümetin insana yatırıma temel önceliği vereceği, bu alanda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağı, eğitim sisteminin okul önce­sinden yükseköğretime, her kademede erişim ve süre bakımın­dan geliştirmesinin yanı sıra, eğitimin çok boyutlu olarak kalite­sini artırma çabasının süreceği belirtilen programda, şöyle devam edildi:

"Yeni Türkiye'de fikirlerini özgürce ifade eden, inancını özgürce yaşayan, başkasının  fikrine ve inancına saygı gösteren bireyler, bilgi toplumu şartlarında teknolojik gelişimi ve yeniliği üreten insanlar olacaklardır. Sosyal adalet, fırsat eşitliği, dayanışma gibi  değerler çerçevesinde, toplumun her kesimini kapsayan bir kalkınma süreci hayata geçirilecektir. Bu kapsamda özellik­le kadınlarımızın ve genç nesillerin kalkınma sürecine çok daha yoğun katılımı için çaba sarf edilecektir."

"Ezber bozan yaklaşım bundan sonra da devam edecek"

Türkiye'ni Avrupa, Asya ve Afrika bağlantılı eşsiz coğrafyası ile kıtaların, ticaret ve enerji yollarının, kültürel etkileşimlerin kavşağında olduğuna işaret edilen programda, "Ulaşım ve enerji sistemlerinin en­tegrasyonu, kurumsal ve yasal altyapının geliştirilmesi ile bu coğrafi konum, daha fazla katma değere ve nitelikli  bir kalkın­ma sürecine dönüştürülecektir. Bugüne kadar izlediğimiz ezber bozan yaklaşım bundan sonra da devam edecek ve doğal coğrafi havzamız ile çok boyutlu ve katmanlı ilişkiler geliştirilecektir. Esas itibarıyla  normalleşme süreci  devam edecektir. Belli bir bölge veya ülke ile geliştirdi­ğimiz ilişki diğerinin alternatifi olarak  görülmeyecek, sinerji oluşturan tamamlayıcı ilişkiler güçlendirilecektir" değerlendirmesinde bulunuldu.

Bölgede yaşanan siyasi dönüşüm ve çatışma  süreçlerinin er veya geç yerini yeni bir ortama bırakacağına işaret eden 62. Hükümet programında, şu ifadelere yer verildi:

"Bu süreçte hükümetimiz insani, ahlaki ve uluslararası hukuka dayalı duruşunu devam ettirirken, sorunların en kısa sürede ve kalıcı çözümü için gerçekçi politikalar geliştirme çabasını sürdürecektir. Dış politikamız da esasen bu temele dayanmaktadır. Bölgemizde yaşanan birçok sorunun temelinde yönetim krizle­ri, etnik veya mezhebi çatışmalar rol oynamaktadır. Kendi için­de insani kalkınmasını hızlandırmış, değişik dinlerden, mez­heplerden ve etnik yapıdan insanları demokratik hukuk devleti çerçevesinde bir arada yaşatabilen yeni Türkiye, bölgemiz için her bakımdan örnek  bir ülke olacaktır. Siyasi sınırlara saygı duyarak, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda sınırları geçişken kılan politikalarımız, bölgesel ve küre­sel barışa hizmet edecek, ülkemizin  ve coğrafyamızın refahını artıracaktır. İçinde bulunduğu coğrafyada tarihi bağları ve ağır­lığı olan bir ülke olarak Türkiye, kalkınma sürecini coğrafyası­na yayacak ve aynı coğrafyanın enerjisinden istifade edecektir."

Sosyal güvenlik alanındaki çalışmalar

Davutoğlu'nun sunumunu yaptığı , 62. Hükümet Programı'nda sosyal güvenlik alanında, Kasım 2002'de hükümet olarak söz verdikleri tüm nüfusu ve tüm riskleri güvence altına alan ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturma hedeflerini gerçekleştirdikleri  bildirildi.

Bu alanda yapılan reformların anlatıldığı programda, yeni dönemde sosyal güvenlik sisteminin nüfusun tamamını kapsayacak bir yapıya kavuşturulmasının temel hedefleri olduğunu belirtildi.

Sosyal güvenlik ve sağlık politikalarını ekonomi, istihdam ve sosyal yardım politikalarıyla uyumlu şekilde yürütmeye devam edeceklerinin kaydedildiği programda, "Çalışanların emekli  olduklarında oluşabilecek gelir kayıplarını en aza indirmek amacıyla tamamlayıcı emeklilik sistemini ku­rup yaygınlaşmasını sağlayacağız" ifadesi kullanıldı.

Hükümetin sosyal politika ve yoksullukla mücadeleye özel önem verdiği vurgulanan programda, dar gelirli ailelere ve bireylere el uzattıklarını, sosyal yardımlarla yılda yaklaşık 3 milyon haneye ulaştıklarını, 100 milyar liralık sosyal yardım harcaması yapıldığı belirtildi.

Sosyal Konut Programı ile 2010 yılından bu yana 20 bin yok­sul vatandaşı ev sahibi yaptıkları, barınma yardımları ile her yıl 7 bin kişiyi destekleyerek insan onuruna yaraşır me­kanlar temin  ettikleri ifade edildi.

"65 doların altında bir gelirde yaşamak zorunda olan vatandaşımız kalmayacaktır"

AK Parti iktidarı döneminde uyguladıkları sosyal politikalar  sonu­cunda gelir dağılımının düzeltilmesi konusunda çok önemli mesafeler kat ettikleri belirtilen programda şunlar kaydedildi:

"2002 yılında kişi başına aylık 30 doların  altında  bir gelire sahip 136  bin kişi varken,  2012  yılında  30 doların  altında  bir gelire sahip  nüfus  kalmamıştır. Aylık 65  doların  altında bir gelirde yaşayan nüfus 2002  yılında  2,1 milyon  kişi iken, 2012  yılında 46  bin kişiye düşürülmüştür. 129 doların altında bir gelirde mutlak yoksulluk düzeyinde ya­şamak zorunda kalan kişi sayısı 2002'de 20,7 milyon iken, bu sayıyı 2012 yılında 1,7 milyona indirdik. 2012 yılında, kayıtlı çalışan yoksul vatandaşları da sosyal yar­dımlarla desteklemeye başladık. Sosyal Yardım Kartı ile 2 milyon vatandaşımıza ulaşarak banka­matik kartları ile yardım almaları ve alışveriş yapmalarını sağladık. 600 bin vatandaşımızı, sosyal yardım ödemelerine ilişkin kısa mesaj servisi ile düzenli olarak bilgilendirdik. Yardım alma kuyruklarını ortadan kaldırdık  Konutunda sosyal yardım ve emekli maaşı ödenmesini talep eden vatandaşlarımıza evlerinde ödeme yapmaya başladık.

2015 yılına kadar aylık 65 doların altında bir gelirde yaşamak zorunda olan vatandaşımız kalmayacaktır. 2023 için temel  he­defimiz; hak ve sorumluluk temelli aileyi merkeze alan bütün­cül sosyal politikalarla mutlak yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmaktır. Sosyal destek ve hizmet alanında Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) modeli çerçevesinde sağlık, istihdam ve eğitim  hizmetlerini aile odaklı bir sistemle ele alacağız. ASDEP modeli ile hizmete ulaşamayan vatandaşlarımızın sorunları hane ziyaretleri ile tespit edilecek ve çözülecektir. Aile yapımız, bizim diğer toplumlardan en büyük fark ve  üstünlüklerimizden birisidir. Önümüzdeki dönemde ailenin korunması ve güçlendirilmesi sosyal politikalarımızın merkezinde olacaktır. Bu kapsamda, genç nüfus yapımızın korunması, aile kurumunun  güçlendirilmesi ve aile refahının artırılmasına yönelik eylemler hayata geçirilecektir.

Engelliler, yaşlılar, korunmaya  muhtaç çocuklar, şehit ai­leleri, gazi ve malullerimiz AK Parti iktidarlarının özel önem atfettiği kesimlerdir. Bu kesimlerimizi anayasal ve yasal güvenceye  kavuşturarak her türlü sağlık, rehabilitasyon, eğitim  ve bakım  hizmetlerini sağladık; insanca yaşayabilmeleri  için gelir ve öncelikli olarak iş ve meslek sahibi  olmaları  ve kendilerini asla kimsesiz ve desteksiz hissetmemelerini temin ettik. Bundan sonra da desteğimizi ar­tırarak sürdüreceğiz. Özel ilgi bekleyen kesimleri toplumun saygın, aktif ve üretken unsurları  haline getirmek hükümetimizin başlıca hedefidir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi sosyal hizmet  alanında ev­rensel yaklaşımlarla model ülke haline getireceğiz. Tüm yaşlılarımıza evlerinden  ve sosyal çevrelerinden ayrılmadan yaşamlarını sürdürebilecekleri sosyal ve ekonomik şartları oluşturmak temel hedefimizdir."

"Sosyal dışlanmışlık duygusundan kurtulacaklar"

Engelli vatandaşların yaşamlarını  kolaylaştırmak için kentlerimizin fiziki çevrelerini engellilere uygun hale getirmek ama­cıyla çeşitli projeler yürütüldüğü anlatılan programda, " Uygun büyüklükteki yerel yönetimlerin özel durumdaki engellilerin taşınması için dona­nımlı araç bulundurmalarını sağlayacağız. Kamu hizmet bina­larıyla kültürel ve sosyal tesislerin engelli kullanımına uygun projelendirilmesini sağlayacağız. Engellilerin sosyal dışlanmışlık duygusundan kurtulduğu bir Türkiye hedefliyoruz" değerlendirmesinde bulunuldu.

Kadının bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmesi için hayata geçirdikleri politikaları ve başlatılan çalışmaları karar­lılıkla uygulamaya devam edecekleri, önümüzdeki dönemde ka­dınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliğini  artıracakları kaydedildi.

Korunmaya muhtaç çocuklara yönelik yapılan hizmet­leri daha da artıracaklarını ve kalitesini daha da yükseltecekleri belirtilen 62. Hükümet Programı'nda,  bu çocuklara yönelik eğitim, bakım ve sağlık  hizmetlerini yaygınlaştıracaklarını ve fırsat eşitliğini güçlendirdikleri ifade edildi. 2014 yılı sonuna kadar yurtlarda 385 bin yatak kapasitesine ulaşılacağı bildirildi.

"Her alanda gerekli tedbirleri  alacağız" 

 2002 yılında 74 olan gençlik merkezi sayısını 2014 yılın­da 182'ye çıkardıkları vurgulanan programda, bu sayının artırılacağı belirtildi. Üniversiteler  ve meslek kuruluşları ile işbirliği içinde  gençler için iş kurma ve geliştirme merkezleri kuracakları ifade edilen programda, gençler yönelik hedefler şöyle sıralandı: 

"Gençlerimizi toplumun  değerlerine yabancılaşmadan, bilgi ve tecrübe  ile donatarak meslek sahibi ve rekabet gücü yüksek bireyler olarak  yetişmeleri  için eğitimden istihdama kadar  her alanda gerekli tedbirleri  alacağız. Eğitim çağındaki gençlerimize, çalışan gençlerimize ve bilhassa eğitim ve istihdam dışında kalmış, herhangi bir kurumsal desteğe uzak olan  gençlerimize  yönelik  sanat  ve spor olanaklarını artırma, uygun şekilde rehberlik yapma ve kendilerine olan güvenlerini artırma yönünde her türlü hizmetlerimizi güçlendire­cek ve gençlerimize sahip çıkacağız.

Bağımlılık yapan alışkanlıkları özendirici yayınlar ile medyada yer alan olumsuz rol modellerin ön plana çıkmasını önleye­ceğiz. Ayrıca, toplumun bütün kesimlerini kapsayacak sağlıklı yaşam programlarımızı hayata geçireceğiz. Yeni dönemde mad­de bağımlısı, eğitimini tamamlayamamış ve uygun  şekilde is­tihdam olanaklarına erişememiş bir tek gencimizin kalmaması nihai hedefimizdir. Sporu sadece boş zamanları değerlendirme aracı olarak  değil, aynı zamanda sosyalleşmenin ve sağlıklı bir toplum olmanın da önemli  bir aracı olarak görmekteyiz.

Hükümet olarak hedefimiz, sağlıklı ve hareketli bir yaşamın gereği olarak toplumda spor yapma kültürünün yerleştirilmesi, spor hizmetlerinin kalitesi ve çeşitliliği artırılarak sporun geniş kitlelere yaygınlaştırılmasıdır. Her alanda olduğu gibi, spor alanında da her geçen gün dünya­daki etkinliğimizi artırıyoruz. Bu çerçevede, uluslararası şampiyonalara ve üniversite oyunlarına başarılı bir şekilde ev sahipliği yaptık. Bundan sonra da bu tür organizasyonlara ülkemizin  ev sahipliği  yapması için her türlü girişimi yürüteceğiz.

Spor  eğitimini okul  öncesine  yaygınlaştıracak ve çocuklarımı­zın eğitim alırken farklı spor branşlarıyla uğraşmasını sağlayacağız. 4-8 yaş arası çocukları yetenek taramasından geçirerek uygun spor dalarına yönlendireceğiz.

Sporda şiddetin ve etik olmayan davranışların azaltılması için gerekli önlemleri alacağız ve kararlılıkla uygulayacağız. Başarılı sporculara sağlanan burs imkanlarını daha da artıracağız."

"Kültür toplumsal kimliğin en önemli unsurudur"

Programının "İnsani Kalkınma" başlıklı üçüncü bölümünde "Medeniyet ve Kültür" konusu da yer aldı. 

Kültürün, toplumsal kimliğin en önemli unsuru olarak, sade­ce insan hayatına etki eden değil, insanı inşa eden bir alan olduğu belirtilen programda, kültürün insanları olduğu kadar geçmişi bugüne, bugüne de geleceğe bağladığı vurgulandı. 

"Güçlü toplum"un, "güçlü düşünceler, işler, ürünler ve değerler" anlamına geldiği ifade edilen programda, "Değerleri olmayan, geleneği bulunmayan, geleneğini gününe taşıyıp yeniden üretemeyen bir toplum dünyaya söz söyleyemez, geleceğe anlam katamaz. Tarihi ve kültürel mirasımızı korumak, bizi biz yapan, bizi başka­larından ayıran, bize has özelliklerimizi ve güzelliklerimizi bizden sonraki nesillere aktarmak için çok önem verdiğimiz bir meseledir" ifadesine yer verildi. 

Bu anlayış ve hedef kapsamında, AK Parti iktidarı döneminde tarihi ve kültürel eserlere sahip çıkıldığı kaydedilen programda, medeniyetin temel kaynağı olan yazma ve basma eserlerin dijitalleştirilme işlemi yoğunlaştırılarak, kataloglama çalışmalarına hız kazandırıldığı belirtildi.

Yurt dışına kaçırılan 4 bin 157 eserin Türkiye'ye getirildiği bildirilen programda, kültürel varlıkların korunması için önemli destekler sağlandığına, kültür varlıklarının restorasyon çalışmalarına ayrılan ödeneklerin artırıldığına işaret edildi.

"Vakıf mirasını korumalı, yeniden üretmeliyiz"

Türkiye'de müzeciliğin geliştirildiğine dikkat çekilen programda, ziyaretçilerin gezi kalitesinin yükseltilmesi, eser teşhir ve tanziminde teknolojinin kullanılması çalışmalarının devam ettirildiği kaydedildi. Müze ziyaretçi sayısının 4 katına çıktığı vurgulanan programda, 30 ülkede, Türkiye'nin kültürünü tanıtan 38 Yunus Emre Türk Kültür Merkezi açıldığı bildirildi. 

Vakıf eserlerine yurt içinde ve dışında sahip çıkıldığına işaret edilen programda, 2003-2013 yılları arasında yaklaşık 4 bin vakıf eserinin restorasyon veya onarımının yapıldığı aktarıldı. 

Başlatılan çalışmaların kararlılıkla uygulanacağına vurgu yapılan programda, şu ifadeler kullanıldı:

"Kültür alanında yaptıklarımızın üstüne yenilerini ekleyecek, başlattığımız çalışmaları kararlılıkla uygulayacağız. 2023 yo­lunda, geleneğimizden güç alarak yeni bir uygarlığın  inşasına başlayacağız. Toplumda var olan bütün kültürel dinamiklere eşit bir yaklaşım benimseyeceğiz. Devlet, bütün kültürel kimliklere demokratik bir perspektifle yaklaşacaktır.

2023 hedefimiz, devletin, sivil toplumun kültürel çalışma ve gelişimine destek sağlaması, aynı zamanda kültürel faaliyetlerin toplumsal birliği güçlendirmek ve yeni bir uygarlık sentezi oluşturmak yönünde rol oynamasına öncelik vermektir.

Bu bağlamda, önemli sosyal gayelere hizmet eden vakıfları sa­dece çok önemli bir kültür mirası olarak değil, aynı zamanda sivil toplumun kendini örgütlediği çoğulcu, demokratik bir yapı olarak telakki ediyoruz. Bu anlayış ile vakıf mirasımızı ko­rumalı, yaşatmalı ve yeniden  üretmeliyiz."

"Okuma zevki ve kültürünün yaygınlaştırılması için tedbirler sürecek"

Programda, temel hedef, "kültürel çeşitlilik ve zenginliğin korunup geliştirilerek ge­lecek nesillere aktarılması, kültür ve sanat faaliyetlerinin yay­gınlaştırılarak toplumun tüm kesimlerinin bu faaliyetlere katılımı, kültürel ve sanatsal değerleri muhafaza edip yeniden üretmek suretiyle evrensel kültüre katkıda bulunmak ve milli kültür ve ortak değerler etrafında toplumsal bütünlüğün ve da­yanışmanın güçlendirilmesi" olarak belirtildi. 

Yurt içi ve yurt dışındaki kültür mirasının, toplumun kültür, tarih ve estetik bilincini geliştirecek, kültür  turizmine katkı sağlayacak ve afet riskini dikkate alacak şekilde korumaya devam edileceğine vurgu yapılan programda, şu değerlendirmeler yapıldı:

"İktidarımız süresince kültürü, devletin yanı sıra bütün mille­timizin bir ortak faaliyet alanı olarak gördük ve özel kültürel oluşum ve faaliyetlere büyük destekler verdik. Bundan sonra da bu alandaki destekler artarak devam edecek, destek meka­nizmaları geliştirilecek, görsel, işitsel ve sahne sanatları başta olmak üzere tüm kültür sanat  faaliyetlerinin gelişiminde ve sunumunda mahalli idarelerin, özel ve sivil girişimlerin rolü artırılacaktır.

Çocuklarımızın ve gençlerimizin temel sanatsal becerileri haiz olmalarının ve okuma faaliyetinin bir kültür olarak yaygınlaşmasının toplumun kültürel gelişimi açısından önemi inkar edilemez. Bunun farkında olarak hükümetimiz okuma zevki ve kültürünün yaygınlaştırılması, çocukların erken yaşlarda kültür ve sanat eğitimi almalarını sağlayacak tedbirleri almaya devam edecektir.

Tarihimizin önemli şahsiyetleri, olayları, masal kahramanları ve kültürel zenginlik unsurlarımızı belgesel, dizi ve çizgi filmlere dönüştürülecek, Türk sinemasının dünyada tanınan bir marka haline gelmesini sağlayacak yapımları yaygınlaştıracağız."

Yapılaşma politikaları

Hükümet Programında, uzun yıllardır göç, gecekondulaşma, çarpık yapılaşma,  kaynak yetersizliği, hukuki sorunlar nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan kentleri yaşanabilir ve marka  şehirler haline  getirileceği kaydedildi.

Önümüzdeki dönemde başta kadim şehirler olmak üzere tüm mekanlardaki politikalarının, dikey değil yatay bir yapılaş­ma olacağı belirtildi.

Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik olarak, Ulusal Coğrafi  Bilgi Sistemi çalışmalarına hız verileceğini kaydedilen programda, "En  temel  e-Devlet  projelerinden birisi  olan  Tapu  Kadastro Bilgi  Sistemi   Projesi'ni   (TAKBİS)   tamamladık. Türkiye'nin her yerinden başka yerlerde  bulunan gayrimenkullere ait sor­gulamalar ile tapu kaydı alınması işlemleri kolaylıkla yapılabil­mektedir. Vatandaşların tapu  işlemlerini  e-Devlet  kapısı  üze­rinden yapabilmesi için çalışmalara hız verilecektir" denildi.

Kentsel  dönüşümün kurumsal ve yasal yapısını tanımlayarak yeni bir dönem başlatıldığını belirtilen programda, kentsel  dönüşüm kapsamında 6,5 milyon birim konutun 2023 yılına kadar dönüştürülmesi he­defi doğrultusunda çalışmalara devam edileceği açıklandı.

"Kırsal dönüşüm çalışmalarını başlatacağız"

Türkiye'yi demokraside, hukukta, ekonomide, dış politikada dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisi haline getirmek anlamına gelen 2023 vizyonunun, yerel yönetimler için de geçerli olduğuna işaret edilen programda, "Önümüzdeki dönemde şehirlerimizin ve insanlarımızın so­runlarını çözmeye kararlı bir şekilde  devam edeceğiz. Büyük projelerimizi sürdüreceğiz, yeni projelere başlayacağız. Bunun yanında, katılımcı, vizyoner,  girişimci  belediyecilik  anlayışını daha da güçlü hale getireceğiz. Bizim hedefimiz öncelikle insan dostu şehir anlayışımızı hakim kılmaktır. Kimlikli ve kişilikli şehirler oluşturarak medeni­ yetimizin şehir tasavvurunu ihya etmektir. Bunu  yaparken en modern, en ileri tekniklerden, yöntemlerden de yararlanacağız" ifadelerine yer verildi.

Hükümet Programında şunlar kaydedildi: 

"Yeni Türkiye yolunda şehirlerin alt ve üst yapıları kadar, insan boyutuna daha çok ağırlık verecek, şehrin ruha, ruhun da şehre yansıyacağı projeleri hayata geçireceğiz. Biz, sadece bugünün şehirlerine, bugünün insanına, bugünün Türkiye'sine karşı sorumlu değiliz.  Bizler,  bugünden  yarını inşa etmenin, yarını  imar  etmenin sorumluluğunu omuzları­mızda taşıyoruz.

2023 yolunda hedefimiz, şehirlerimizi insan dostu, çevre dostu, estetik, katılımcı ve müreffeh  marka şehirler haline getirmektir.

Bu doğrultuda, imar mevzuatını  günün  ihtiyaçlarına  uygun ola­ak revize edeceğiz. Kentsel tasarım ilkelerini ve uygulamalarını; engelli, yaşlı, hareket kısıdılığı olanlar gibi özel ilgi bekleyen ke­simlerin  hizmetlere erişimini kolaylaştırmak  üzere geliştireceğiz.

Şehirlerde  kamu  arazilerinin imarlı  yapılaşma,  ekonomik kal­kınma,  ortak  sosyo-kültürel fayda temelinde daha  aktif  kullanımını  sağlayacağız.

Çevreye ilişkin  düzenlemeler, işlemler  ve denetimleri politika ve plan kararlarına uyumlu bir şekilde yürütecek, koruma-kullanma dengesini  en iyi şekilde  gözeteceğiz.

Ülkemizin en büyük ağaçlandırma seferberliğini  başlattık.  Şe­hirlerimizin daha  yeşil mekanlar haline gelmesi için politikalar geliştirmeye devam edeceğiz. Her ilde en az bir şehir ormanı oluşturulması projesi, her ilimizin  ve ilçemizin  en azından  bir meydanının olması gibi şehirlerin canlılığını  artıran  projeleri hayata geçireceğiz.

Çarpık kentleşmeyi  düzeltmek ve deprem gibi afetlere karşı hazırlıklı olabilmek için kentsel dönüşüm çalışmalarına devam edilecek ve bu süreç yerel yönetimler ve özel sektör  ile sağlıklı bir şekilde yönetilerek, alt ve orta gelir grubunun konut ihtiya­cının karşılanmasına öncelik  verilecektir.  Dönüşüm ve yenile­me projeleriyle tarihi veya geleneksel kent  merkezlerini, özgün kimliğini koruyarak  yeniden  canlandıracağız.

Yürütülmekte olan  kentsel  dönüşüm çalışmalarının yanı sıra, yöresel dokuyu ve kimliği de yansıtan kırsal dönüşüm çalışmalarını başlatacağız.

Toplu  konut uygulamalarımızın kapsamını genişleteceğiz. TO­Kİ'nin öncelikle nüfus artışının hızlı ve konut fiyatlarının yük­sek olduğu şehirlerde ve alt ve orta gelir grubunun temel konut ihtiyacına yoğunlaşmasını temin  edeceğiz. Kalkınmada önce­likli bölgelerde sosyal konut üretimine ağırlık vereceğiz."

"HES'te çevre duyarlılığı en üst düzeyde hayata  geçirilecek"

Programda, SUKAP projesiyle, şebekeli içme ve kullanma suyun­dan  yararlanan  belediye nüfusu oranının yüzde 100'e  çıkarılacağı, içme  ve kullanma suyunun, yeterli miktarda ve uygun standartlarda temin edilmesinin sağlanacağı belirtildi.

Şehirlerde  toplu  taşıma  altyapısının  geliştirilmeye  devam edileceği, yoğun hatlarda raylı sistemlerin hızla tamamlanacağı ve şehi­riçi-şehirlerarası bütünleşmenin sağlanacağı ifade edildi. 

Programda, çevreci bir ulaşım anlayışıyla, başta kentler olmak üzere yolcu ve yük trafiğinin yoğunlaştığı alanlarda gürültü  kirliliği dahil olmak üzere kirliliğin azaltılmasına özel önem verileceği, başta karayolu olmak  üzere tüm ulaşım türlerinde sera  gazı emisyonlarına yönelik çalışmalara öncelik verileceği ve gerekli ta­kip sisteminin kurulacağı bildirildi. 

Büyükşehirlerde akıllı sistemlerle desteklenen bütünleşik top­lu taşıma sistemlerinin hayata geçirileceği, elektrikli demiryolu hatlarının yaygınlaştırarak sera gazı emisyonlarının azaltılacağı belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:

"Atık yönetimi hizmetlerinin desteklenmesine devam  edeceğiz. Atık yönetiminin, geri dönüşüm yoluyla hem  enerji üretimini, hem de istihdamı  artırıcı  bir yatırım alanı olmasını sağlayacağız.

Küçük  hidroelektrik santrallere (HES)  ilişkin  olarak  çevre duyarlılığını en üst düzeyde hayata  geçirecek, bu amaçla  ge­rekli düzenlemeleri hızlı bir şekilde  yaparak etkili  bir şekilde uygulayacağız.

Su  kaynaklarımızın daha  etkin  yönetimi ve korunması için havza  esaslı  su  yönetimine  geçiyoruz. 

Havza bazında entegre  atıksu ve su yönetimi sistemi oluşturma çalışmalarına hız vereceğiz. 

Ormancılıkta  2023  hedefimiz orman alanlarını ülke yüzölçü­münün yüzde 30'una denk  gelen 23,3  milyon  hektara  yükseltmektir. Bu amaçla,  2015  yılında  orman varlığını 22  milyon hektara  yükselteceğiz"

"Standart tip ve kalitede afet ve acil durum yönetim merkezleri"

Programda, afet ve acil durumlara ilişkin  hizmetlerin ve kurumlararası  iş­ birliğinin yerelde tek merkezden etkin bir şekilde  yürütülmesi ihtiyacına yönelik olarak her ilde standart tip ve kalitede afet ve acil durum yönetim merkezleri kurulacağı belirtildi. 

Hükümet Programında, "Ülkemizin her yerine en geç 1,5 saat içerisinde ulaşabilmek için havadan arama-kurtarma kapasitesini  geliştiriyoruz. Metanında kesintisiz iletişimi sağlamak  amacıyla Kesintisiz ve Güvenli  Haberleşme sistemini kuruyoruz. Bu kapsamda 4 ilde pilot çalışmamızı  yılsonuna kadar tamamlayıp, 2017  yılı sonu­ na kadar da tüm illerimize  yaygınlaştırıyor olacağız. Doğal  afet sigorta  sisteminin yaygınlaştırılması çalışmalarına devam edilecektir. Altyapı tesislerinin afetl daha dayanıklı olarak inşa edilmesi sağlanacak  ve inşaatların denetimi bağımsız, ehil ve yetkili kişi ve kurumlar aracılığıyla güçlendirilecektir. Bu çerçevede, yapı denetimi mevzuatı  yeniden  düzenlenecektir" ifadelerine yer verildi.

"Cum­huriyet tarihimizin en büyük kırsal altyapı hamlesini başlattık"

Programda, kalkınma ajanslarının kaynaklarının ve imkanlarının artırılacağı, ajansların,  halkın sosyal ve ekonomik kalkınma girişimle­rinin her yönden karşılık bulduğu öncü ve destekleyici  kuru­luşlar olma işlevinin pekiştirileceği kaydedildi.

Bölgesel ve sektörel  teşvik sisteminin güçlendirileceği kaydedilen programda, "Bütün  böl­gelerimizde özel sektörün gelişmesi için,  kredi garanti sistemi, girişim sermayesi, mesleki yatırımcılar gibi yeni mali  araçları ve sistemleri  bölgesel farklılıklara ve öncelikiere göre faaliyet göste­rebilecek yetkinliğe  ve esnekliğe sahip  bir şekilde yerel düzey­de  yaygınlaştıracağız. KOBİ ağırlıklı bölgesel kümelenmeleri destekleyerek  imalat sanayiinin ülke öncelikleri  çerçevesindeki gelişim ve dönüşümünü hızlandıracağız. Ana-yan  sanayi  bağ­lantılarını güçlendirerek, Ar-Ge  ve  yenilik  kültürünü  tabana yayarak, yenilikçi  girişimciler  ve işletmeler  için yerelde çalışan destek modellerini tesis edeceğiz"  denildi. 

Programda, şunlar kaydedildi: 

"Kalkınma ajansları  koordinasyonunda hazırlanan  2014-2023 dönemini kapsayan 26  bölge planını  ilan edecek ve uygulamaya başlayacağız.

Hükümetimiz diğer  ülkelerle sınırları, ülkelerarası  işbirliğinin yaygınlaşacağı,  entegrasyonun güçleneceği  alanlar  olarak  görmektedir. Bölgesel kalkınma çalışmalarını, özellikle sınır  böl­gelerinde,  komşu  ülkelerle  işbirliği  içinde  faaliyetler  yaparak destekleyeceğiz. Sadece kara sınırını değil, adalar  başta olmak  üzere denizlerdeki sınır­ları da ekonomik refah ve sosyal etkileşim  için potansiyel  işbir­liği alanları olarak geliştirmeye  gayret edeceğiz.

Kırsal kalkınma konusunda da uzun soluklu  bir dönüşüm sü­reci başlattık.  Bunu  yaparken  kırsal alanda  mahrumiyet duygusunu  ortadan kaldırma, dünyayla  irtibatı  güçlendirme,  ilave gelir kaynaklarını artırarak refah düzeyini  yükseltme vizyonuy­la hareket ettik.

Bu amaçla, bu dönemde ilk defa bir Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi ve Kırsal Kalkınma Planı hazırladık ve Kırsal Kalkınma Ajansını kurduk. KÖYDES  Programını  hayata geçirerek Cum­huriyet tarihimizin en büyük kırsal altyapı hamlesini başlattık.

Önümüzdeki dönemde de kentler  ve kırsal alanlar  arasındaki gelir ve refah farkını  dengelemek için özel gayret sarf edeceğiz."

"Yeni Türkiye idealini gerçekleştireceğiz"

62. Hükümet Programının sonuç bölümünde şu ifadelere yer verildi:

"Eşsiz bir coğrafyada,  köklü  bir tarih  ve medeniyet birikimine sahip, 21. yüzyıla iddialı hedeflerle girmiş büyük bir milletin vekilieri olarak ne kadar gurur  duysak azdır. Bu aziz millete  hizmet  etmek,  Meclisimizin güvenini boşa çı­karmamak için  gece  gündüz  çalışacağımızdan hiç  kimsenin şüphesi  olmasın.

Ülkemiz  2023  yolunda, Yeni Türkiye  kavramı  ile ifade ettiği­miz ikinci atılım dönemine girmiştir. Yine ezber bozacağız ve değişimden korkmadan ülkemizin  ihti­yaç duyduğu reformları  birer birer hayata geçireceğiz.

Geçmişte nasıl başardıysak, gelecekte de hedeflerimizi titizlikle takip edecek  ve Allah'ın  izniyle gerçekleştireceğiz.  Daha  özgür ve müreffeh,  daha  adil ve itibarlı  Yeni Türkiye'yi  hep  birlikte inşa edeceğiz.

Hükümet programımıza samimi bir şekilde  bağlı kalırken,  ge­nel perspektifimizi kaybetmeden, dünyanın ve ülkemizin geli­şen gündemi içinde gerekli esnekliği de göstereceğiz.

Başta muhalefet partilerimiz olmak  üzere, sivil toplum kuru­ luşları ve ilgili tüm  tarafların görüş ve önerilerine, yapıcı eleştirilerine kulak verecek, çalışmalarımızı diyalog ve işbirliği içinde yürüteceğiz.

Başarı, hepimize ait olacak, tüm  tarafların  katkısıyla milletimi­zin başarısı haline gelecektir. Her zaman olduğu gibi toplumumuzu oluşturan tüm  kesimleri kucaklayan  bir anlayış içinde çalışmalarını yürütecek olan Hükümetimiz, aziz milletimizden ve Yüce Meclis'ten  bir kez daha güven ve destek  beklemektedir.

Yeni Türkiye hedefine yorulmadan, bıkmadan, yılmadan ilerle­yeceğiz. Milletimiz ile, hangi siyasi görüşten, hangi sosyal, dini, etnik kimlikten gelirse gelsin bütün vatandaşlarımızla  birlikte, omuz omuza yeni Türkiye idealini gerçekleştireceğiz.

Yeni Türkiye,  büyümüş, kalkınmış ve güçlü Türkiye'dir. Yeni Türkiye,  tüm  farklılıkları  ve renkleriyle,  toplumun bütü­nünü kucaklayacaktır. Yeni Türkiye, toplumsal refah,  büyük  ekonomi, siyasi istikrar ve ileri demokrasi üzerinde yükselecektir. Yeni Türkiye,  her  insanının vatandaşı  olmakla  gurur  duyacağı bir dünya  devleti olacaktır.

Yeni Türkiye,  bilgisi, üretimi  ve yönetimi ile lider  bir Türkiye olacaktır. Yeni Türkiye, eğitimden kültüre, enerjiden ulaşıma,  sağlıktan çevreye her alanda artık dünyaya yeni aşamalar, yeni standartlar getiren  bir ülke olacaktır. Yeni Türkiye,  sanayiden spora,  bilimden  ihracata kadar  dünya markası olan  bir Türkiye olacaktır. Yeni Türkiye,  fınansta, sağlıkta,  eğitimde, kültürde dünyanın en önemli  cazibe merkezlerinden biri olacaktır. Yeni Türkiye;  bütün farklılıkları  ile  birbirini seven,  birbirine kenetlenmiş, kendine güvenen,  özgür, sorumlu ve erdemli  insanları yeniden  dünyanın medeniyet merkezi  olan  bir Tür­kiye olacaktır. Yeni Türkiye, büyük ve öncü  bir ülke olacaktır."

Hükümet programı üzerindeki görüşmeler 4 Eylül'de

TBMM Genel Kurulu, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun 62. hükümet programını sunmasının ardından, 4 Eylül Perşembe günü program üzerinde görüşmelerin yapılmasına kadar kapandı.

Davutoğlu'nun hükümet programını sunması 1,5 saat sürdü.

Başbakan Davutoğlu, 189 sayfalık hükümet programını TBMM Genel Kurulu'na sunarken zaman zaman metin dışına çıktı. 

Liderlerden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Genel Kurul'da hazır bulundu.

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, Başbakan Davutoğlu'nun hükümet programını sunmasının ardından, program üzerinde görüşmeleri yapmak üzere 4 Eylül Perşembe günü saat 14.00te toplanmak üzere birleşimi kapattı.

"Dış politikadaki duruşumuz bizatihi milletimizin duruşudur"

62. Hükümet Programı'nda, "Yeni Türkiye vizyonunda açık, barışçıl ve diyaloğa dayalı bir dış politika öngörüldüğü; Yeni Türkiye'nin, dünya ile entegrasyonunu daha da artıracağı, etkin, hakkaniyeti gözeten, çok boyutlu ve itibarlı bir dış politikaya dayanacağı" belirtildi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından TBMM'ye sunulan 62. Hükümet Programı'nda yer alan "Öncü Ülke" başlıklı bölümde, dış politikanın AK Parti olarak güçlü ve saygın bir Türkiye hede­finin en önemli inşa alanı olduğu ifade edildi.

Dış politikadaki dönüşümün, AK Parti'nin gücünü milletten alarak 12 yıldır demokraside, insani  kalkınmada ve güçlü ekonomide gerçekleştirdiği dev dönüşümden ayrı düşünülemeyeceği belirtilen programda, "Dış politikadaki duruşumuz bizatihi milletimizin duruşudur" ifadesine yer verildi.

Türk dış politikasının siyaset, ekonomi ve savunma veçheleriyle ana çıpasını oluşturan Avrupa ve Transatlantik kurumlarıyla iliş­kilerin derinleştirilmesinin önceki hükümetlerde olduğu gibi, başlıca önceliklerden biri olmaya devam edeceği vurgulanan programda, Türkiye'nin stratejik bir hedef olarak belirlediği Avrupa Bir­liği (AB) üyeliği doğrultusundaki kararlılığını, bu süreçte halkın yaşam standartlarının yükseltilmesine katkıda bu­lunacak reform sürecini daha da ileri götürmek hususunda iradenin korunduğu bildirildi.

AB katılım sürecinde siyasi neden­lerden kaynaklanan tıkanıklıkların aşılması ve katılım müza­kerelerinin yeni fasıllar açılarak canlandırılması yönündeki çalışmalara devam edileceği ifade edilen programda, "Ancak şurası bir gerçektir ki, AB üyelik sürecimize dair Türk kamuoyu, Avrupalı dostla­rımızın yanlış ve giderek daha da aşınmış tespitleri ve bunla­rın yol açtığı haksız uygulamalar karşısında belirli bir heyecan eksikliği, şüphecilik içindedir" ifadesi kullanıldı.

NATO

Türkiye'nin, güvenlik ve savunma politikasının merkezinde olan NATO'nun gerek askeri gerek siyasi etkinliğinin daha da güçlendirilmesine yönelik çalışmaları bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da destekleyeceğine dikkat çekilen programda, geniş bir coğrafyada yakın işbirliği yapılan, bölgesel ve uluslararası sorunlara karşı daya­nışma içinde bulunulan ABD ile ilişkilerin de karşılıklı saygı ve güven temelinde geliştirilmeye devam edileceğinin altı çizildi. 

Programda, "Mo­del ortaklık olarak tanımladığımız ilişkilerimizin mütenasip bir düzeye çıkarılabilmesi hedefine yönelik çalışmalar da sürdürülecektir" ifadelerine yer verildi.

Kıbrıs

Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs Türk halkının uluslarara­sı toplum içerisindeki haklı yerini alabilmesinin hükümetin önceliklerinden biri olduğu vurgulanan programda, şunlar kaydedildi:

"KKTC'nin ekonomik altyapısının güç­lendirilmesi ve refahının artırılması için bugüne kadar karar­lılıkla attığımız adımlara devam edeceğiz. Kıbrıs sorununun, adadaki her iki halkın asli kurucu iradelerini, siyasi eşitliklerini ve adanın ortak sahibi olmalarını temel alan müzakere edilmiş adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması için garantör ülke olarak yapıcı katkımızı sürdüreceğiz ve Birleşmiş Milletler'in bu yöndeki çabalarını destekleyeceğiz."

Kuzey Afrika ve Ortadoğu

Programda, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da etnik ve mezhepsel temel üzerinden farklılıkların çatışma unsuru haline getirilmeye çalışıldığı, güç mücadelelerinin istikrarsızlıklara yol açtığı bu bölgede birleştirici ve yapıcı bir rol oynamaya çalışılacağı bildirildi ve hükümetin, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel  değerlerinden biri olan halkın iradesine dayanan demokrasinin herkesin hak­kı olduğunu savunmaya devam edeceği belirtildi.

Bölge ülkeleriyle ekonomik refahı güçlendirmeye matuf işbirliği projeleri geliş­tirmek ve karşılıklı faydaya dayalı çok boyutlu politikalar izlemenin öncelikler arasında yer aldığı dile getirilen programda, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, ülkede güvenlik ve istikrarın tesisi, demokrasinin güçlendirilmesi, iç barışının sağ­lanması, komşularıyla ve uluslararası toplumla bütünleşerek bölge açısından güvenlik ve refah yaratan bir devlet haline dö­nüştürülmesinin Irak'a yönelik dış politikanın temel ilkeleri olduğuna dikkat çekildi.

Türkiye'nin Irak'ta kapsayıcı bir siyasi iktidar tesis edilmesine destek vermeye ve bu süreçte üzerine düşen katkıyı yapmaya devam edeceğinin altı çizildi.

Filistin-İsrail

Filistin'de son dönemde yaşanan ge­lişmelere de yer verilen programda, Türkiye'nin insanlık dramının sona erdirilmesi ve bölgede sürdürülebilir bir barış sağlanması doğrultusundaki aktif çabalarının ve Filistin ulusal birlik hükümetine yö­nelik güçlü desteğinin devam edeceğine vurgu yapıldı.

Progrmada, "İsrail'in Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak Mart 2013'te özür dilemesinin ardından başlayan normalleşme sürecinde ilerleme kaydedilmesi, İsrail'in Filistin'e yönelik saldırıları ve başta Gazze olmak üzere uyguladığı kısıtlamaları sona ermedik­çe mümkün olamayacaktır" ifadeleri kullanıldı.

Suriye

Suriye'de üç yılı aşkın süredir devam eden ihtilafa ilişkin olarak, ülkenin yeniden istikrara kavuşmasının ulusal çıkarlar bakımından bir öncelik olduğu kaydedilen programda, şunlar kaydedildi:

"Suriye'deki sürecin, hür ve demokratik bir sistemin tesisiyle bir an önce sonuçlandırılması, bölgemizdeki istikrar­sızlıktan beslenen radikal unsurlarla mücadele bağlamında da hayati önem taşımaktadır. 

Türkiye, Suriye halkının demokrasi, hukukun üstünlüğü ve evrensel değerlere dayalı yeni bir Suriye kurulmasına yönelik talepleri karşılanıncaya kadar Suriye hal­kıyla mevcut dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir.

Ülkemiz, Suriye'deki gelişmeler karşısında uluslararası toplumun izlemekte olduğu siyasetin şekillendirilmesinde ve tatbikinde öncü bir rol üstlenmek durumundadır. Bu siyaset üç temel ilkeye dayanmaktadır: Barışçıl bir siyasi geçiş süreci marifetiyle Suriye halkının meşru taleplerinin karşılanması; re­jimin şiddet politikaları karşısında Suriye halkına gereken insa­ni ve siyasi desteğin sağlanması ve Suriye halkının meşru tem­silcilerinin  kurumsal kimliklerinin güçlendirilmesi. Hükümetimiz, insani ve vicdani sorumluluk gereği, rejimin zulmünden kaçarak ülkemize  sığınan Suriyelilerin yaralarının sarılması için gerekli yardımı sağlamaya, zor günlerinde Suriye­li kardeşlerimizin yanında yer almaya devam edecektir."

Balkanlar

Programda, Türk hükümetinin Bal­kanlar'da te­mel hedefinin, bölgede barış ve istikrar ortamını tehdit etme potansiyeli barındıran siyasi, etnik, dini ve siyasi gerginliklerin önlenmesine katkıda bulunmak olduğuna işaret edildi.

Türkiye-Bosna-Her­sek-Sırbistan ve Türkiye-Hırvatistan-Sırbistan üçlü mekanizma­larını da kullanarak, Balkan ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmeye, barış ve istikrarın kalıcı hale getirilmesi suretiyle top­lumsal huzur ortamının tesisine katkı sağlamaya devam edileceği belirtilen hükümet programında, "Balkan ülkelerinin Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşme perspektifine güçlü desteğimizide sürdüreceğiz" denildi.

Rusya, Ukrayna, Kırım

Geçen dönemde hayata geçirilen Üst Düzey İşbirliği Konseyi mekanizması ve vizelerin de kaldırıl­masıyla birlikte Rusya ile ilişkilerin hızla geliştiği ve birçok alanda somut neticeler elde edildiği hatırlatılarak, gelecek dönemde, bu ülkeyle ilişkilerde yakalanan ivmeyi muhafaza etmeye ve daha da güçlendirmeye gayret gösterileceği vurgulandı.

"Komşumuz ve stratejik ortağımız Ukrayna'daki krize, Ukrayna'nın toprak  bütünlüğü ve uluslararası hukuk te­melinde  diplomatik yöntemlerle çözüm bulunması temel bek­lentimizdir" ifadesine yer verilen programda, bu amaç doğrultusunda ikili ve çok taraflı düzeyde yürütülen çabaları desteklemeye devam edileceği belirtildi.

Ukrayna krizindeki önceliğin, Kırım'ın asli halkı olan soydaş Kırım Tatar Türkleri'nin güvenlik ve refahının temini, hak ve çıkarlarının genişletilerek güvenceye kavuşturulması olduğuna işaret edildi. Kırım'daki soydaşların huzur ve güvenliklerinin sağlanması için gerekli girişimlerin sürdürüleceği vurgulandı.

Güney Kafkasya

Hükümetin bir diğer stratejik önceliğinin, "Azerbaycan toprakları ile Yukarı Karabağ'daki işgalin sona erdirilmesi ve Azerbaycan ile Ermenistan arasın­daki gerginliklerin ortadan kaldırılması için çaba göstermeye devam etmek" olarak açıklandığı programda, gelecek dönemde, Türkiye-Ermenis­tan ilişkilerinin normalleşmesine yönelik adımların da sü­receği ifade edildi.

Programda, "Ermenistan'ın tarihten husumet değil, karşılıklı yarar ve işbirliğinin önünü açacak kapsayıcı, adil hafıza arayışı içine giren  bir anlayışa yönelmesini ve açılımlarımıza ileri görüşle mukabelede bulunmasını bekliyoruz" ifadesine yer verildi.

Türkiye'nin "dış dünyasına eşsiz bir boyut  kazandırdığı" nitelemesinde bulunulan Orta Asya'daki  ülkelerle ilişkilerinde büyük mesafe kat ettiği kaydedilen programda, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan, Türkiye-Azer­baycan-İran  ve Türkiye-Türkmenistan-Azerbaycan üçlü meka­nizmalarının da meyvelerini vermeye başladığı, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerin daha da geliştirilmesi ve geçen dönemde kurulan Türk Konseyi'nin daha da güçlendiril­mesinin temel hedefler arasında yer aldığı anlatıldı.

Afrika

Son beş yıllık dönemde 35'e ulaşan Afrika kıtasındaki büyükelçiliklerin sayısının daha da artırılacağı vurgulanan programda, şunlara yer verildi:

"Türk firmalarının ve işadamlarının Afrika pazarında etkin hale ge­lebilmeleri ve pazar payını arttırmaları için sarf ettiğimiz gayretler neticesinde 20 milyar dolar seviyesini aşan toplam ticaret hacmimizi daha da yukarılara taşımak için gayret göstereceğiz. Başta Somali olmak üzere, kalkınma yardımları ve insani yardımlar aracılığıyla bu bölgeye uzattığımız yardım elini de mu­hafaza edeceğiz."

Asya-Pasifik

Asya-Pasifik bölgesiyle ilişkilerin derinleştirmeye ve geliştirmeye devam edileceği açıklanan programda, geride bırakılan dönemde bölgenin önemli ülkeleri Çin, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Endonezya ve Malezya ile stratejik seviyeye yükseltilen ilişkileri daha da ileri bir noktaya taşıma­nın hedeflendiğinin altı çizilerek, "Yeni misyonlar açtığımız bölgeler arasında yer alan bu bölgedeki diplomatik varlığımızı daha da artıracağız" ifadeleri kullanıldı.

Programda, Hindistan'la ilişkilerin güçlendirilmeye çalışılacağı, tarihi dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin bulunduğu Afganistan ve Pakistan'ın istikrarı için katkıda bulunmanın sürdürüleceği ifade edildi ve Türkiye'nin bu ülkenin kurumsal ve insani kapasitesinin geliştirilmesine yönelik kalkınma yardımı faaliyetlerini muhafaza edeceği vurgulandı.

Türkiye'nin Latin Amerika ve Karayipler ile ticaret hacminin son 10 yılda 9 kat artarak 8 milyar dolar seviyesine ulaştığı vurgulanan programda, "Bu yaklaşımımızı muhafaza edecek, ilişkilerimizi  karşılıklı saygı ve işbirliği temelinde geliştirmeyi sürdüreceğiz" denildi.

Hükümet olarak bir diğer önceliğin, çok taraflı kuruluşlar­da etkin bir rol oynamak ve aktif bir profil sergilemek olduğu belirtilen programda, "Ülkemiz, rekor düzeyde bir oyla 48  yıl aradan sonra seçildiği Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği çerçeve­sinde 2015-2016 dönemi için bir kez daha aday olmuştur. Adaylık kampanyamızı olumlu bir şekilde neticelendirmek önceliklerimiz arasında­dır" ifadeleri kullanıldı.

"Yeni vizyoner dış politika"

Programda, Türkiye'nin çok taraflı kuruluşlarda oynadığı etkin role ilişkin, şunlar kaydedildi:

"Türkiye, tüm bu çabalarımız ve BM'nin bölgesel faaliyetlerini İstanbul'a taşıyan ihtisas kuruluşları sayesinde bu  kuruluşun bölgesel bir merkezi haline gelmektedir. Ülkemizin bu imajını güçlendirecek faaliyetlere devam etme doğrultusundaki karar­lılığımız tamdır. Türkiye son dönemde başta Birleşmiş Milletler kuruluşları olmak üzere, uluslararası kuruluşlar için bölgesel bir çekim merkezi haline gelmiştir. 

Yeni vizyoner dış politikamız İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde de karşılığını bulmuş­tur. Ülkemiz 2016 yılında İİT Zirvesine ev sahipliği yapacaktır. Önümüzdeki dönemde hükümetimiz, İİT ile ilişkilerin daha da geliştirilmesine yönelik yoğun çalışmalarda bulunacaktır.

İSEDAK, Türkiye'nin İslam  dünyasına dönük en önemli iktisadi ve ticari projesidir. Ülkemizin ev sahipliğini yaptığı ve İslam ülkeleri arasında kal­kınma alanında bilgi ve tecrübelerin paylaşılmasına, anlayış birli­ğinin oluşturulmasına ve politikaların yakınlaştırılmasına hizmet eden İSEDAK'ı önümüzdeki dönem daha da güçlendireceğiz.

Dünyanın en  büyük  ekonomileri arasında  bulunan ülkemiz, 2015 yılında küresel sistemdeki ve uluslararası yönetişim mi­marisindeki ağırlığı giderek artmakta olan G-20'nin dönem başkanlığını devralacaktır. Keza önümüzdeki yıl, 2016 yılında ev sahipliği yapacağımız İİT'nin en üst düzeyde karar alma organı olan İslam Zirve Toplantısı, BM İnsani Yardım Zirvesi ve 23. Dünya Enerji Kongresi için de hazırlık mahiyeti taşıyacaktır."

Dış yardımlar

Dış politikanın son yıllarda en hızlı gelişme gösteren alanlarından birisinin dış yardımlar olduğu vurgulanan programda, Türk İşbirliği ve Koordi­nasyon Ajansı'nın (TİKA) öncülüğünde yürütülen etkin çalış­malar ve bu alandaki artan  performans sayesinde Türkiye'nin "donör ülke" statüsünü kazandığı hatırlatıldı. 

Türkiye'nin artık yardım alan değil, yardım eden bir ülke konumunda olduğuna işaret edilen programda, "Ülkemizin Resmi Kalkınma Yardımları, 2004'te 336 milyon dolar düzeyinden 2013'te 3 milyar 276 milyon dolara yükselmiştir. 2013 yılında Resmi Kalkınma Yardımlarımızın GSMH'ya oranı yüzde 0,42 ile OECD Kalkınma Yardımları Komitesi üyeleri ortalamasının üzerinde gerçekleşmiştir" ifadelerine yer verildi.

Türkiye'nin TİKA  koordinasyonunda, sivil toplum, kamu ve özel sektör, üniversite ve yerel yönetim kapasitelerini harekete geçirmeyi, gelişmekte olan ülkelerin hızlı ve çok yönlü bir biçimde kalkınması amacı doğrultusunda yerel öncelikleri merkeze ala­rak; eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, tarihi ve kültürel mirasın korunması ve mesleki eğitim gibi alanlardaki faaliyetlerini artı­rarak sürdürmeyi hedeflediğine dikkat çekilen programda, çoğunluğu Afrika ülkelerinden oluşan En Az Ge­lişmiş Ülkeler'e yönelik yıllık 200 milyon dolar büyüklü­ğündeki yardım taahhüdü çerçevesinde kalkınma işbirliği faaliyetlerine devam edildiği belirtildi. 

Dünyanın dört  bir yanında zorda kalan insanlara "yardım  eli" uzatıldığı ifade edilen programda, Türkiye'nin bölgesel istikrarsızlıktan kaynaklanan daha önce görülmemiş büyüklükteki insani krizleri, uluslararası standardın da ötesinde bir kalite ile göğüslemeyi başardığı vurgulandı.

"1 milyon 345 binden fazla Suriyeli dost ve kardeşimize kucak açtık. Bu sayının yaklaşık 220  binini 10 ilde bulunan 22 geçici barınma merkezimizde barındırıyoruz" ifadelerine yer verilen programda, Gazze ve Irak  insani  krizlerine dost elinin uzatıldığının, Türkmenler ve Yezidiler için  Irak içerisinde kamplar kurulduğunun altı çizildi. 

Afetlerin yaşandığı 40'tan fazla ülkede insani yardım  çalışmalarının yürütüldüğü belirtilen programda, şunlar kaydedildi:

"2012 yılında dünya  genelinde ülke bazında en fazla yardım  yapan  üçüncü ülke olduk. Bu başarımızı 2013 yılında da aynen  göstererek 1,6 milyar Amerikan Doları insani yardım ile ABD ve İngiltere'nin ardından üçüncülüğümüzü sürdürdük. Bu yardım  miktarlarının Gayri Safi Milli Hasıla içindeki oranı açısından ise 2013 yılında yüzde 0,21'lik pay ile insani yardım alanında dünya birincisi olduk. 2015 yılı için planlanan Gazze Bin Konut Projesi örneğinde olduğu gibi bölgenin savaş sonrası yeniden imar sü­recinde etkin ve öncü rol alacağız."

Dış politika hedefi

Dış politikadaki hedefin, oluşan yeni şartlar ile uyumlu şekilde, Türkiye'nin küresel ve bölgesel tüm meselelere katkıda bulunabilecek bir aktör olarak temayüz etmesini, mücavir bölgelerde belirleyici ve düzen kurucu, küresel alanda etkin ve yönlendirici bir aktör olarak konumunun güçlendirilmesini sağlamak olduğu vurgulanan programda, "Yeni Türkiye vizyonumuzda açık, barışçıl ve diyaloğa dayalı bir dış politika  öngörüyoruz. Yeni Türkiye, dünya  ile entegrasyonunu daha  da artıracaktır. Yeni Türkiye etkin, hakkaniyeti gözeten, çok boyutlu ve itibarlı bir dış politikaya dayanacaktır" denildi.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim