1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Başarının sırrı
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Yazarın Tüm Yazıları >

Başarının sırrı

A+A-

Seçimler sürpriz yaratmadı ama tahminlerde bir sapmayla sonuçlandı: CHP beklenenden birkaç puan az, AKP ise birkaç puan fazla aldı.

Oysa AKP'de iktidar yorgunluğu olduğu, Başbakan'ın üslubunun son haftalarda oy kaybettirdiği, buna karşılık Kılıçdaroğlu'nun laikliğe tıkanıp kalmamasının ve ortaya attığı somut önerilerin halkta bir karşılığının olduğu ileri sürülüyordu. Ne var ki CHP'deki lider ve strateji değişikliğinin de, Erdoğan'ın birçoklarına itici gelen tarzının da pek etkili olmadığı görüldü. Muhakkak ki bu sonuçta Erdoğan'ın Kılıçdaroğlu'na kıyasla daha sahici ve samimi biri olmasının payı var... Ancak belki de bu unsurlar seçmen üzerinde etkili olmakla birlikte 'önemli' değildi. Galiba Türkiye siyasetinin gelinen noktada anlaşılması gereken özelliği bu: Liderler ve üsluplar sanıldığı kadar önemli değil, çünkü ortada çok büyük, hayati bir dönüşüm var ve bunun taşıyıcısı AKP. Dolayısıyla bu partinin tarihsel misyonu liderin yanlışlarının üstünü örterken, rakibinin hasletleri de temsil ettiği partinin zaaflarının altında kalıyor.

Bu durum sadece son seçimin özelliği değil. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılında başlayan, kesintisiz olarak süregelen ve muhtemelen daha on yıl kadar devam edecek olan bir dönüşüm döneminin içindeyiz. İlk defa bir siyasi parti art arda iktidar olmakla kalmıyor, dünya krizinde bile rakipleri ile olan farkı koruyabiliyor ve oylarını ülke çapında sürekli yükseltiyor. İktidarın geçmiş başarısı yeterince açıklayıcı bir faktör değil. Nitekim verilen oylar, arzu edilen geleceğin sadece bu parti sayesinde gerçekleşeceği inancını yansıtıyor. Söz konusu gelecek ise, devlet karşısında nihayet özgürlüğünü yaşayabilen ve aynı zamanda dünyaya entegre olabilen bir toplumu tanımlıyor. Dolayısıyla AKP iktidar da olsa, asker ve yargıyı siyasetin uzağında tutsa da, halkın gözünde 'muhalefet' olma niteliğine sahip. AKP hâlâ bu rejimi demokratikleştirebilecek ve bunu gerçekten isteyen tek büyük siyasî aktör. Bu nedenle değişim ihtiyacı devam ettiği sürece, yani rejimin siyasî dönüşümü tamamlanana kadar AKP Türkiye'nin yarınını temsil etmeyi sürdürecek.

Bunun ironik bir sonucu var... Cumhuriyet, demokrasiyi engelleyen bir tek parti rejimi üzerinde kurulmuştu. Bugün ise demokrasi üzerinden ve o sayede bir tek parti iktidarı oluşuyor. Belki de bunu 'bastırılmış tarihin geri tepmesi' olarak görmek ve çarpıtılmış tüm kavramlarımızın yeniden yerli yerine oturmasına hazırlanmak gerekiyor. İlk adım, Kemalist rejimin demokrasiye yönelme niyetinin hiçbir zaman olmadığını ve vesayetçi sistemi sürdürme amacının rejimin asli unsuru olduğunu idrak etmekle atılabilir. Nitekim Türkiye'deki darbeler, sivil iktidarların demokrasiden uzaklaşmaları nedeniyle değil, aksine askerî vesayetten uzaklaşmak istemeleri nedeniyle yapıldılar. Ergenekon'un hazırlığı ise sivil iktidarın niyetinin beklenmesine bile gerek duyulmadığını ortaya koydu.

Batı'da geliştirilen klasik demokrasi kuramları bu tür örnekleri anlamada yetersiz kaldılar. Örneğin bugün hâlâ demokrasinin koşulları olarak birden fazla partinin varlığı ve düzenli seçimlerin yapılabilmesi gösteriliyor. Ama ya bir ülkede bu koşullar geçerli olmakla birlikte, hükümetler sadece sosyoekonomik konularda karar alabiliyorlarsa? Yani ya hükümetlerin siyaset alanı daraltılmış, tüm ideolojik meseleler 'rejimin sahibi' olduğu gerekçesiyle askerin tercihine terk edilmişse? Daha da ötesi, ya sivillerin pratik olarak askerler üzerinde hiçbir denetimi yoksa ve gereğinde en basit konular bile 'güvenlik' gerekçesiyle sivillerin iradesi dışına çekilebiliyorsa?

Böyle bir rejimin göstermelik bir demokrasi olduğu açıktır... Türkiye böyle bir ülkeydi ve şimdi artık demokrasi olmak istiyor. Soru, bunu gerçekten isteyenin hangi toplumsal kesimler olduğu ve devlet karşısında yeterli güç ve iradeye sahip bir siyasî aktöre sahip olunup olunmadığıdır. Son yirmi yılın toplumsal değişimi, İslamî duyarlılığa sahip geniş bir kesimi demokrasinin bayraktarı kılarken, AKP'yi de bu rolü taşıma gücü olan bir parti olarak şekillendirdi.

Mesele aslında basit... 'Demokrasi' diye yutturulan bir vesayet rejiminden demokrasiye geçiliyor ve bu geçiş devlet mekanizmasına zarar verilmeden yapılmak isteniyor. O nedenle de adım adım, sabırla gidiliyor ve uzun sürüyor. Eğer laik kesim bu dönüşüme destek verseydi süreç çok hızlanırdı... Buna karşılık laik kesimin direnci sürdüğü sürece AKP iktidar olacak ve toplum onu 'muhalefet' olarak algılamaya devam edecek.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT