Başa dönmek mi, yoksa...?

28.09.2011 06:18

Joost Lagendijk

PKK'nın yeni terör saldırılarının ve Türk devletinin saldırılara verdiği askerî karşılığın en moral bozucu tarafı, herkesin bunun hiçbir şeyi çözmeyeceğini bilmesi.

Daha önce de pek çok kez aynı noktaya geldik. Genç, masum insanlar sırf yanlış zamanda yanlış yerde oldukları için ölüyor. Hükümet karşılık verme baskısı altında ve Türkiye içinde ve sınır ötesindeki operasyonlar için orduya yeşil ışık yakıyor. Haşin bir dil kullanılıyor, farklı etnik gruplar arasındaki öfke ve nefret duyguları alevlendiriliyor.

Çözülmez görünen ihtilafların en çarpıcı niteliklerinden biri meseleye vakıf ve tarafsız olan herkesin çözümün neye benzemesi gerektiğini aşağı yukarı bilmesidir. Kürt sorunu noktasında da herkes Türkiyeli Kürtlerin geleceğinin daha demokratik bir Türkiye'de olduğunun, günün birinde Kürtçenin ülkenin belli kesimlerinde eğitimin bir parçası haline geleceğinin, Türkiye'nin idari yapısında ademimerkeziyetçiliğe ihtiyaç duyulduğunun ve nihayetinde sıradan PKK üyelerinin topluma yeniden entegre edilmesi gerekeceğinin ziyadesiyle farkında. Velhasıl zorluk çözümün kendisi değil; asıl büyük engel oraya nasıl varılacağı meselesi. Bilhassa ne zaman taraflar bir anlaşmaya yaklaşıyor gibi görünse, her iki taraftaki sertlik yanlıları menzil dahilindeki uzlaşmayı yok etmek için ellerinden geleni yapıyor. Bu kısırdöngülerin bir yenisine mi kapılmak üzereyiz? Yoksa bu kez daha iyimser olmak için sebep var mı?

Bence öngörülebilir gelecekte farklı bir senaryonun şekillendiğine tanık olabiliriz, zira geçmişle kıyaslandığında hayati önemde iki noktada değişim var. Daha temkinli söyleyeyim: Değişim var gibi görünüyor.

Bunlardan biri Kürtler arasında son PKK saldırılarına, bilhassa Ankara, Siirt ve Batman'da Kürt ve Türk sivillerin ölümüne yol açan saldırılara karşı kuvvetli ve aleni bir şekilde dile getirilen itiraz. Giderek artan sayıda Kürt, PKK'ya bu saldırıları durdurması çağrısında bulunuyor. İnat eden tutucuların savunmaya geçmesine yol açan güçlü bir sloganları da var: "Benim adıma öldürme." Bu noktada hayati değişim şu anki muhalefetin hiçbir etkisi olmayan dışarıdaki unsurlardan değil, bizzat Kürt milliyetçi hareketinin saflarından geliyor olması.

Belediye başkanları ve diğer seçilmiş siyasetçiler artık bu tür acımasız saldırıları kabul etmek istemediklerini söylüyor. BDP'yi Meclis'teki koltuklarına oturmaya ve siyasi arenada sonuç almak için mücadeleye zorlayan da bu insanlar. Birçok BDP milletvekili Ankara'da siyaset yapmak istediğini açıkladı. Siz bu yazıyı okurken arkadaşlarının geri kalanını buna ikna edip edemedikleri belli olacak. Benim tahminim, BDP'nin 1 Ekim'de Meclis'e geleceği yönünde. İkinci önemli değişimin etkin olabilmesinin önkoşulu da bu.

New York ziyaretinin ardından Başbakan Erdoğan hükümetin Kürt meselesine yönelik, tam ve tutarlı olarak uygulanması halinde önemli bir istikamet değişikliğinin işaretini veren yeni stratejisine dair açıklamalarda bulundu. "Konuşmak isteyenlerle konuşacağız, terörizme başvuranlarla savaşacağız," ifadesini kullandı Başbakan. Kulağa açık geliyor olabilir, fakat değil. Bana göre Başbakan'ın açıklaması şu anlama geliyor: Ordu PKK'nın Kandil Dağları'ndaki üslerini bombalamaya devam ederken, Erdoğan siyasi çözüme inancını açıkça dile getiren bütün Kürt temsilcileriyle oturup konuşmak niyetinde. Onların içinde elbette BDP'li siyasetçiler olacak, fakat aynı zamanda, ister beğenin ister beğenmeyin, Türk devletinin zaten uzun süredir o veya bu şekilde müzakere ettiği hapisteki PKK lideri Öcalan da olacak.

İlerleyen günlerde büyük zorluk PKK'nın inatçı ve tutucu unsurlarını, muteber Kürt temsilcileri için vaatkâr bir yol açarak izole etmek olacak. Fakat bu strateji sadece iki koşul altında işe yarayacaktır. Hükümet muhataplarına meşru Kürt taleplerini karşılamak konusunda epey mesafe kat eden dişe dokunur bir anlaşma önermeye niyetli olmalı. Diğer yandan Öcalan ve BDP'nin buna karşılık verebilmesi, yani savunabilecekleri bir anlaşma söz konusu olduğunda terörist şiddetin durması gerekiyor. İşin zor kısmı muhtemelen bu olacak ve ancak Kürt kamuoyu kitlesel olarak süregiden PKK şiddeti aleyhine döndüğünde gerçekleşecektir.

Bu sebeplerden dolayı Türkiye'nin bu kez en başa dönmekten kaçınabileceği konusunda temkinli bir iyimserlik içindeyim.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim